ANASAYFA BİYOGRAFİ KİTAPLAR YAZILAR BİLDİRİLER RÖPORTAJLAR KÜTÜPHANE İLETİŞİM
        Detaylı Arama

Facebook'ta Paylaş

Eğitim ve Kalkınma Tek Başına Çare Değil Felaket Getirir
Durmuş Hocaoğlu

Yeniçağ Gazetesi / 16.04.2006
Bir önceki yazımızda, apaçık bir kalkışma, bir ayaklanma, bir isyan provasından başka bir şey olmayan ve Şemdinli ile başlayıp Diyarbakır ile zirveye çıktıktan sonra 'şimdilik' ve tabiatiyle muvakkaten atlatılmış gözüken kanlı hadiselere konulan teşhislere temas ederken, bunları "terör" olarak nitelendirmenin ve asıl sebep olarak da "Bölge"nin geri kalmışlığını öne sürmenin yanlışlığından sözetmiştik. Vakıa ortada bir terör var ve bir de geri kalmışlık; bunlar birer mücerret iddia, birer fantazi değil, birer vakıa, birer olgu; amma, asıl mes'ele bunlar değil. Kısaca hatırlayacak olursak, "terör"ün bu gibi hadiselerde asli gaye değil, asli gayeye vasıl olmak için bir vasıtadan başkası olmadığının altını çizmiştik.
 
İkincisine gelince: Evet, iktisaden geri kalmışlığın sadece ve yalnız bugün ve bizim memleketimizde değil, bütün tarih boyunca ve her ülkede, az ya da çok, hatta bazı hallerde yıkıcı denebilecek kadar yüksek nisbetlerde çalkantılara dahi sebebiyet verebildiği bilinmeyen bir husus değildir; fakat mes'elenin sadece belirli bir bölgenin iktisaden kalkın(dırıl)ması ve ilaveten, eğitimin yaygınlaştırılması ile halledilebileceğini ileri sürmek, her şeyi bu ikisine bağlayıp daha ilerilere uzanmamak, daha derinlere inmemek, ya başka bir ard niyetin, ya da bu işlerden hiçbirşeyler anlaşılmadığının ifadesidir. Hele bir de mes'ele "pozitif ayrımcılık" talebinde bulunmaya, yani, tabir-i amiyanesi ile "bize para verin, siz kazanın bize yedirin" noktasına getirilmekte ise, bunun adı ya iyiden iyiye saflıktır ya da gizli bir şantaj. Hadi kötüye yormayalım ve saflık diyelim; diyelim fakat, güven ortamı kurularak bölgeye pozitif ayrımcılık yapılıp özel yatırım teşvikleri uygulanacak olursa, yatırımcıların kendiliğinden geleceğini ve bunun da terörün kaynaklarını kurutacağını ileri süren Doğu ve Güneydoğu Sanayici ve İşadamları Federasyonu Başkanı Şehmuz Akbaş'ın, "Bu çocukları kullanmak çok kolay. İş yok, her isteyenin peşine takılıyorlar. Sorunun 20 yıllık geçmişi var. 20 yıl önce doğan çocuklar dükkanları taşladı. Bu çocuklara iş, aş sağlarsak, cam kırmak, taş atmak yerine üretim yaparlar. İş sahibi olmazlarsa, yarın silah çekerler. Paranın olduğu yerde silah olmaz. Para yoksa silah konuşur./.../Burada işsiz kalan insanlar, büyük şehirlere gidecek, hırsızlık yapacak." şeklindeki beyanatını da dikkate alalım.
 
Niçin? Evet, iktisadi sıkıntı çok şeylere sebebiyet verebilir, amenna; lakin niçin, Türkiye'nin sadece belirli bir bölgesinde, belirli bir etnik kökenden gelen genç insanlar iş sahibi olmazlarsa silaha sarılırlar, niçin sadece onlar paraları yoksa silahları konuştururlar, niçin sadece onlar işsiz kalınca büyük şehirlere giderek hırsızlık yaparlar?
 
Niçin?
 
Bana kalırsa, Sayın Akbaş yanlış, yanlış olduğu kadar ayıp ve bir o kadar da tehlikeli şeyler söylüyor. Yanlış, çünkü, "Bölge"nin mes'eleri sadece işsizlikten kaynaklanıyor olsa idi, aynı derecede işsiz kalan her bölgenin de aynı hadiseleri yaratması gerekirdi; halbuki en az Şemdinli, Şırnak veya Diyarbakır kadar işsizlikten kıvranan diğer bölgelerde böyle şeyler vuku' bulmuyor - siz hiç Trabzon veya Erzurum, ya da Bayburt'ta böyle şeyler işittiniz mi? - ve yine mesela, elindeki kapı gibi diplomasıyla işsiz dolaşan onbinlerce gencin hiçbirisi de gidip dükkan yağmalamıyor. Ayıp tarafı da bu noktada ortaya çıkıyor; bu beyanları doğru kabul ettiğimizde, "Bölge" insanının potansiyel olarak, fıtratan veya aldıkları terbiyeden dolayı, diğerlerine göre daha bir suça mütemayil, bir nevi' "mazanne-i su erbabı" veya öyle birşey olduğuna hükmedilmesi de kaçınılmaz olmaktadır; söylenmek istenen şu mu yoksa: Bu insanları besleyiniz, yoksa... Böyle bir şeye ihtimal vermek istemem; o zaman ayıp, çünkü bu ülkenin insanlarına, hilaf-ı hakikat ağır bir bühtanda bulunmak demektir bu sözler; yok eğer doğru bir tesbitin farklı bir dil ile ifadesi, bir tür ifşa ise, o vakit de, bu gibi insanlarla bir arada yaşamanın, aynı toprağı, aynı suyu paylaşmanın, aynı havayı teneffüs etmenin değmeyeceğini düşünenlerin sayısı hayli artacaktır.
 
Keza yine yanlış, çünkü hadise mıntıkasının birçok yerinde hiç de az para yok ve mesela görgüsüz mahalli derebeylerinin düğünlerinde yerlere saçtıkları Dolarlar ile her halde birçok işyerinin açılabileceği bilinirken sadece "Devlet versin" mantığı da ucuz bir fikir ve yine bir o kadar da ucuz bir kurnazlık. Bir ülkenin bir tarafı, ne kadar süre ile diğer tarafını, aman isyan etmesinler, aman terör yapıp kan dökmesinler için beslemeye devam edecek diye hiç düşünen olmuyor mu; yoksa, acaba kasten, besleyenlerin beslenenlere hitaben, bir gün "ip inceldiği yerden kopsun" demesi mi arzulanıyor?
 
Biz yine de bu beyanlarda su-i niyet aramayalım; ama hüsn-ü niyet yanlışlıkları ortadan kaldırmaz ve tek bir cümle ile de özü özeti şudur: Eğitim ve yatırım; evet, ama, başka ve daha mühim hususlara gözler kapatılıp da sadece bu ikisine odaklanılırsa, buradan, yıkıcı ayrışma taleplerinin azalması yerine daha da arttırılmasını besleyecek ve belki de geri dönülemez bir sürece sokacak bir Bumerang etkisi husule gelecektir.
Yazıyı PDF dosyası olarak indirmek için tıklayınız. [ Boyutu: 198,30 KB ]




Copyright ©2006-2018, Durmuş Hocaoğlu

Sitede yayınlanmakta olan yazılar kaynak göstermek şartıyla kullanılabilir.

Anasayfa  |  Biyografi  |  Kitaplar  |  Yazılar
Bildiriler  |  Röportajlar  |  İletişim