ANASAYFA BİYOGRAFİ KİTAPLAR YAZILAR BİLDİRİLER RÖPORTAJLAR KÜTÜPHANE İLETİŞİM
        Detaylı Arama

Facebook'ta Paylaş

Etnik Problem ve Eğitim
Durmuş Hocaoğlu

Yeniçağ Gazetesi / 23.04.2006
Eğitim, iş ve aş verenlerin, eğitilen ve doyurulanların, ellerinden ellerindekini çekip almamaları, yani kendi elleriyle kendi mezarlarını kazmamaları için eğitimin ve yatırımın mahiyetini ve nelere yol açabileceğini çok iyice kavramış ve çok sağlamca hesap yapmış olmaları lazım gelmektedir.
 
Şimdi soralım: Eğitim nedir?
 
Eğtim ve Öğretim ekseriyetle bir ve aynı şey olarak kabul edilir ve öyle anlaşılır; bu, yaygın bir kanaattir, ama yaygın kanaatlerin ekseriyeti gibi pek o kadar da doğru değildir. Birbirlerine yakın ve ilintili olmakla beraber, "belirli birtakım bilgi ve becerilerin kazandırılması süreci" olarak kısaca tanımlanabilecek Öğretim'den farklı olan Eğitim, esas olarak "terbiye"dir ve kalın çizgilerle, "belirli birtakım değerleri, normları, kuralları ve düşünce, davranış ve yaşayış tarzlarını kabul ettirme, benimsetme, içselleştirme süreci" olarak tanımlanabilir. Tabiatiyle, yine hemen Eğitim denince akla ilk gelen de okul eğitimidir; bu da prensip olarak doğru gibi görünmesine karşılık yine pek o kadar da doğru değildir; çünkü bir terbiye olması hasebiyle birçok yoldan ve birçok şekilde sürdürülebilen bir süreçtir: Aile içi eğitim, basın ve yayın yoluyla doğrudan veya dolaylı olarak verilen – veya şırınga edilen – eğitim gibi. Asıl kastedilen okul eğitimine gelince: Cumhuriyet'in ilk yıllarında Türkiye'ye de gelerek görüşlerini bildiren eğitim filozofu John Dewey'in "çocukları istenilen kadın ve erkek tiplerine çevirecek" bir ameliye şeklinde tanımladığı Eğitim [Terbiyede Ahlak Prensipleri., Çev.: Belkıs Halim., Hüsnü Tabiat Matbaası, İst., 1934., s.5], okul eğitiminden anlaşılan şeyin ana hatlarıyla hulasası olarak kabul edilebilir. Buna göre, aşırı bir elitist-entellektüalist vurguyu içinde taşımakla ciddi eleştirilere de müstehak olmakla birlikte, konumuz gereği üzerinde durmayarak şunu söyleyebiliriz: Okul eğitimi hemen-hemen gerçekten de bu olduğu gibi, bilhassa ulus-devletlerin teşekkülünden itibaren, millet inşaı için mutlaka elzem olan olan eğitim de yine budur.
 
Fakat, burada ilk anda göze batmayan ince ve mühim bir teferruat yatmaktadır: İngilizce "Nation-Building"in karşılığı olarak dilimize de yerleşen "Millet İnşaı". İmdi madem ki eğitim bir milletin inşaında, onsuz olunamayacak kadar ehemmiyetli bir süreçtir, öyleyse, milletleşmek isteyen her halkın da - daha sağlıklı bir ifade ile, böylesi bir "halk"ın elitlerinin de - başvuracağı bir yol olmak mevkıindendir. İşte, ülkemizde de, siyasi Kürtçüler başta olmak üzere, etnisiteleri millete tahvil etmek niyetinde olanların, bazan, bugüne kadar gelinen süreçte mütemadiyen tekrarlanan "ana dilde eğitim" talebinde olduğu gibi, dobra-dobra, açıkça, bazan da üstü örtülü olarak ve dolaylı şekillerde eğitim konusunda kastettikleri, esas olarak budur. Şurası muhakkaktır ki, günümüz dünya şartlarında, etnik tansiyonu sıfırlamak hiçbir ülke için o kadar kolay görünmüyor; bütün dünyaya dilini kabul ettiren Amerika'nın on milyonlarca İspanyol menşe'li vatandaşına aynı dili öğretememesi, yahut öğrenenlerin de ana dillerinde ısrar etmesi buna en çarpıcı misaldir. Ayrıca, belirli bir etnisite veya etnisiteler üzerinde harici çok tezgahlar kurulmuşsa, ilaveten, hele bir de "eşik değer" sayılabilecek olan yüzde on nüfus oranına ulaşılmış belirli bir etnisitenin ülkenin belirli bir bölgesinde yoğun olarak temerküz etmesi söz konusu ise ve bu bölge de aynı etnik kökenden bir başka devletin veya devlet oluşumunun komşusu ise ve bir de çeyrek asırdır devam eden ve bastırılamayan bir isyanın yüreklere saldığı başarı umudu da var ise, çok daha zorlu ve, basit bir TV reklam spotu gibi duran "eğitim herşeyin başı" sloganı ile tereyağından kıl çeker gibi halledilemeyecek bir problemle karşı-karşıya bulunulduğunun dürüstçe kabul edilmesi gerekir. Ancak, yaygın ve güçlü bir milli eğitim ile bu tansiyonun tahammül edilebilir hadlere çekilmesi sağlanabilir; bu, mümkündür ve yapılmalıdır da; tabii, çok sağlam ve gerçekten gerçek bir milli eğitim olmak kayıt ve şartıyla – tabiatiyle, bu noktada, böyle azim bir işin, zaten ne kadar milli olduğu tartışmaya açık olan eğitimini genç nesillerini Türk değil Avrupa Birliği vatandaşı olarak yetiştirmek üzere tepeden tırnağa değiştirmeye başlayan Türkiye gibi bir ülkenin hiç harcı olmadığını da eklemekte fayda var.
 
Eğitimin bir Bumerang te'siri yaratması, sadece ve yalnız, aynı zamanda ülkenin hakim unsurunun da dili olan resmi dil ile yapılmasıyla dahi önlenemeyebilir: Çünkü, birçok örneğinde vaki' olduğu üzere, ana dillerinden başka dillerde eğitim gören etnik kökenli gençlerin kendi etnikçiliklerini ve/ya milliyetçiliklerini ana dilleriyle değil eğitim gördükleri dil ile geliştirdikleri de göz önüne alınacak olursa, eğitimden, en iyi şartlarda bile, mucizevi bir muvaffakıyyet umulmamalıdır.  
 
Mucize yok; ama bir imkan var yine de: Yaygın ve güçlü, çok sağlam ve sağlıklı, gerçekten gerçek - ama hakikaten gerçekten gerçek - bir milli eğitim ve ilaveten nüfus harmanlanması. Bu ise, yine aynı evsafta bir kalkınma projesi ile mümkün olabilir.
Yazıyı PDF dosyası olarak indirmek için tıklayınız. [ Boyutu: 184,35 KB ]




Copyright ©2006-2018, Durmuş Hocaoğlu

Sitede yayınlanmakta olan yazılar kaynak göstermek şartıyla kullanılabilir.

Anasayfa  |  Biyografi  |  Kitaplar  |  Yazılar
Bildiriler  |  Röportajlar  |  İletişim