ANASAYFA BİYOGRAFİ KİTAPLAR YAZILAR BİLDİRİLER RÖPORTAJLAR KÜTÜPHANE İLETİŞİM
        Detaylı Arama

Facebook'ta Paylaş

Etnik Problem ve Yatırım
Durmuş Hocaoğlu

Yeniçağ Gazetesi / 24.04.2006
Günümüz konjonktürel ahval ve şeraiti çerçevesinde, en iyi şartlarda bile etnik problemlerin bütün bütüne ortadan kaldırılmasının pek de mümkün görünmediğini tekrar hatırlatalım. İmdi, bu bir realite; bizim kabul veya reddetmekliğimizden müstakil olarak ve sadece Türkiye'ye münhasır olmayan bir vakıa. Önceki iki yazıda Amerika'yı ve O'nun en büyük etnisitesi olan ve üstelik yerli değil muhacir kitlelerden oluşan İspanikleri örnek vermiştik – tabiatiyle bu arada, sonradan gelme Amerikalıların, asıl Amerikalılar olan Kızılderili etnisitesini nasıl bir problem olmaktan çıkardığının üzerinde durmayacağız ama söylememek de hakkaniyetsizlik olur: Biçerek, doğrayarak. Bugün de İngiltereyi'yi hatırlayalım: Aydınlanma'nın başladığı topraklar ve dünyada endüstriyel devrimi ilk defa gerçekleştiren sanayi' ülkesi olan İngilere'nin de etnisitesi var, tabiatiyle etnik problemi de; ne sınai kalkınma ve ne de eğitim, bu problemi yokedebilmiş bulunuyor, etnisite veetnik problem hala var, ama İskoçlar başka, O İskoçlar ki, Amerikalıların İspaniklerin mühimce bir kısmına İngilizce'yi kabul ettirememesinekarşılık, İngilizler İskoçça'yı İskoçya'dan neredeyse silip süpürmüşlerdir adeta, lakin buna rağmen yine de İskoç ruunu yok edememişler ve dahi bugün İskoçya, 1704 tarihli Birlik Antlaşması'ndan (Contract of Union) bu yana psişik olarak İngiltere'ye daha fazla bağlı hale gelmiş bulunmakta değildir; hatta Avrupa Birliği sürecinde, Avrupa Birliği'nin "Fragmentasyon" (Parçalama) siyaseti sonucu, bağımsız kilisesi, bağımsız merkez bankası, parlamentosu, başbakanı gibi kurumlarıyla, daha bile aykırılaşmış olup, İngiltere'nin (daha doğrusu, Britanya'nın), siyaset literatürüne "Bölgeli Devlet" (Regionalised State) olarak geçmesine sebep olacak mertebede İngiltere'den handiyse kopacak raddeye gelmişlerdir. Keza, İspanya da, İngiltere, Almanya ve Fransa ayarında olmasa da sınaileşmede başarı kazanmış olmasına ve bütün demokratik tedbirlere karşılık, etnisite problemlerini halledebilmek bir yana gırtlağına kadar içine gömülmüş vazıyettedir ve her kımıldanışında biraz daha batmaktadır; öyle ki, Trükiye Cumhuriğyetiğ anayasasında her vatandaşın "Türk" ıtlak olunması gibi, anayasasında her vatandaşının İspanyol ıtlak olunduğu bu ülke, bugün tam onyedi etnisiteye tahsis edilmiş onyedi otonom bölgeden oluşmuş bulunmakta olup, o da dünya siyaset literatürüne, bu sebeple, "Otonomiler Devleti" (State of Autonomies) olarak kaydedilmiş bulunmaktadır.
 
Görüldüğü gibi, mes'ele, çoğunluğunu komünistlikten dönme - bir komünist ne kadar dönebilirse o kadar 'dönme' olabilen - romantik liberallerin fantastik hülyalarında kurguladıklarının aksine, ne eğitim ile "kökten ve kökenden" halledilebiliyor ve ne de yatırım ve kalkınma ile; hatta, ortaya çıkan Bumerang te'siri, çok yerde, üzerine su sıkılan tutuşmuş kömür yığınları gibi daha da kontrol edilemez bir yangın niteliğine dönüşebiliyor.
 
O halde mes'ele Türkiye açısından "verip kurtulmak" ve/veya mesela Murat Belge ve şürekası gibi "masaya oturmak" noktasına mı gelip dayanmıştır? Henüz kangren olmasa bile kangrene dönüşme istidadı gösteren yara yine bu haliyle kendi başına bırakılıp vıcık vıcık kurtlanmaya terkedilmeye devam edilecek olursa, üstelik bir de bir de "silahı bırak masaya gel" çağrısı yapan bir başbakanın bulunduğu bir ülkede korkarım varılacak nokta bu; en azından biri bu.
 
Ancak henüz hala değil ve henüz hala ibre sağdan yana; git-gide sola kayıyor, ama sağdan yana. Suçlu ile suçsuzu dikkatle tefrik ederek, asilerin başının mutlaka ve behemehal topuzla ezilmesinin, kılıç çekenin mutlaka ve behemehal kılıçla düşürülmesinin zaruretini ihmal etmemek kaydıyla, medeni ve sivil şartlarda, medeni ve sivil tedbirler ve müdahalelerle yapılabilecek çok şey var; problemi bir çırpıda silip süpürme mucizesi göster(e)meyecek olsa da tahammül edilebilir eşik-altı, hatta zaman içerisinde çok daha altı değerlere çekebilecek tedbirler ve müdahalelerdir bunlar ve gerçekten de, eğitim ve kalkınma başta gelmektedir. Ama "öylesi" türden değil, "böylesi" türden.
 
"Böylesi" bir eğitim ve kalkınma, yani, ezcümle şöyle: Evvelen, Türkçe dışında hiçbir etnik dilden radyo-tv yayınına izin verilmemesi gereklidir; burada tafsil edilemeyecek sebeplere müsteniden, bu skandal ortadan kaldırılmadığı müddetçe başka hiçbir tedbir, etnik bilincin daha da bilenmesine ve etnikçiliğin milliyetçiliğe terfi etmesine mani' olamaz - ki bundan sonrası, zaten üzerinde konuşulamaz bir şeydir artık. Buna ilaveten, Türkçe'nin kesin ve tartışılamaz tekelinde, yaygın ve güçlü bir eğitim-öğretim ağı; sadece Türkçe bilmeyen değil, Türkçe düşünmeyen, rüyalarını Türkçe görmeyen tek bir yurttaş bırakmamacasına. Bilhassa rüyayı Türkçe görmek; ne kadar mühim!
 
Ve sonra, münhasıran "Bölge"ye değil, bütün vatan sathına yatırım; bütün ülkeyi örümcek ağları gibi saran bir ulaşım ağı ve ciddi nüfus dağıtımı, diğer adıyla "harmanlama"; söz gelimi halis bir Türk şehri iken hızla Kürtleşme trendi gösteren Diyarbakır'da Kürt nüfus oranını Türkiye ortalamasına indirecek ve Kürtçe'yi tedricen 'silecek' bir harmanlama.
 
Değilse, o zaman bari Başbakan'ın sözüne kulak vererek şu mahut "silahı bırak masaya gel" sloganı üzerinde düşünmekte geç kalmayalım.
Yazıyı PDF dosyası olarak indirmek için tıklayınız. [ Boyutu: 177,17 KB ]




Copyright ©2006-2018, Durmuş Hocaoğlu

Sitede yayınlanmakta olan yazılar kaynak göstermek şartıyla kullanılabilir.

Anasayfa  |  Biyografi  |  Kitaplar  |  Yazılar
Bildiriler  |  Röportajlar  |  İletişim