ANASAYFA BİYOGRAFİ KİTAPLAR YAZILAR BİLDİRİLER RÖPORTAJLAR KÜTÜPHANE İLETİŞİM
        Detaylı Arama

Facebook'ta Paylaş

Köhne Dünya Titriyor / Yeni Bir Harp İstiyor
Durmuş Hocaoğlu

Yeniçağ Gazetesi / 28.04.2006
Beklenen tehlike yavaş-yavaş tahakkuk safhasına doğru yaklaşıyor: Amerika, Afganistan ve Irak'tan sonra, küresel dünya hakimiyetine giden stratejik yolu üzerindeki üçüncü ülkeye, İran'a karşı da fiiilen harp hazırlığı safhasını tamamlamak üzere; asıl hazırlık diplomatik safhada yürütülüyor, o da tamam olduğunda...
 
Diplomatik safha zorlu ve sıkıntılı; ama aşılmayacak gibi de değil. Aşılacak gibi, çünkü, herşeyden önce Amerika, öyle görünüyor ki, Irak harbinde olduğu gibi, aynı kaba politikasını sürdürerek, Birleşmiş Milletler teşkilatı da dahil olmak üzere, herkesi zorbalıkla sindirmeyi düşünüyor; onda nasıl sonuç aldıysa, bunda da alacağını hesap ederek. Yine öyle görünüyor ki, dünya aslında gönülsüz ve hoşnutsuz; ancak şu ana kadar Amerika pek de öyle kuvvetli bir itiraz ile karşılaşmış bulunmuyor: Avrupalılar, bilfiiil bir harbe girmeye olmasa da Amerika'nın taleplerine büyük ölçüde destek veriyorlar. Japonya ekonomik olarak bir dev, ama gerek siyasi ve gerekse de askeri alanda bir cüce olduğu ve dev ekonomisi Amerika'sız olamayacağı için, hesaba katılamaz; ekonomik olarak yükselen Çin de yine hem ekonomisinin büyük ölçekte Amerika-bağımlı olması bağlayıcı bir te'sir icra ettiği gibi, askeri olarak bir cüce değilse de doğrudan kendisine yönelmeyen bir süper güç ile çatışmaya girebilecek durumda da değil; bir başka ekonomik devleşme yolundaki ülke olan Hindistan da keza. Rusya ise bugün her ne kadar bir süper güç değilse de her zaman olduğu gibi hala askeri bakımdan çok dişli; ancak o dahi, Çin gibi, kendisine doğrudan sataşmadığı sürece Amerika ile kapışmayı göze alamaz.
 
Geriye ne kaldı? İslam dünyası ve bahusus Araplar her zamanki gibi, kuvvetli esen rüzgardan yana yelken açacaklarını bir kere göstermiş bulunmaktalar; dahası, muhtemeldir ki, aynı kıbleye döndükleri dindaşları olmaya ilaveten aynı zamanda soydaşları olmasına rağmen nasıl ki Irak'ın felaketinden kapabileceklerinin hesabını yaptılarsa, İran için de benzeri aynı düşleri kurmakta olabilirler.
 
Dünya aslında gönülsüz ve hoşnutsuz, ama alikıran başkesene karşı bir mukavemet yok. Dünya aslında tedirgin, hatta için-için öfkeli bile denebilir; çünkü Kovboy'un nerede duracağı / durdulacağı belli değil ve dahi, açık ve kararlı bir mukavemetle karşılaşmadığı takdirde durdurulup durdurulamacayacağı da. Ve yine aslında Amerika'nın kendisi de tedirgin, gerek kamuoyu, gerekse de hükumet olarak;  Irak'taki vazıyeti çok can sıkıcı, işgalin hem askeri hem de ekonomik maliyeti mütemadiyen büyüyor, buna mukabil fiilen dişe dokunur bir ekonomik getirisi henüz yok, askeri olarak da kayıplarının resmi rakamların hayli üstünde olduğu kuvvetle tahmin edilmekte; ama ilerlemesi lazım. İlerlemesi lazım; çünkü bulunulan nokta, bütün yükselen güçlerin müşterek korkulu rüyası olan kritik noktadır: Her büyük güç gibi, Amerika dahi tam da bu kritik noktada durduğu anda, geri dönüşü ve çözülüşü kaçınılmaz olabilir ki, bu da İmparatorluk projesinin, Hitler'in Üçüncü Reich projesinin akıbetine uğrayarak, bir daha dirilmemek üzere fücceten tarihin mezarlığına gömülmesi ve bundan sonra, geri çekilen her imparatorluk gibi taarruzi strateji safhasından tedafüi strateji safhasına geçmesi demek olacaktır. Yani Amerika tam bir "dönüm noktası"nda (inversion point); ya bir daha durdurulamayacak bir geri çekiliş ya da daha pekiştirilmiş bir küresel hegemonya.
 
Bunun için de, ileri! Gidebileceği kadar ileri!
 
Üstelik dünya henüz mefluç iken; bu, bir daha kolay-kolay ele geçmez bir fırsat demektir, veya Amerika öyle düşünüyor.
 
Bunun için de, artık kat'iyetle denebilir ki, daha evvelce Afganistan'da ve Irak'ta tatbik edilen aynı savaş doktrini uygulanacak. Henry Kissinger'in daha birkaç gün önce yazdığı gibi, "bu, gerekli". Nedir gerekli olan? "Önleyici Savaş" (Preemptive War), yani "niyet okuması" esasına dayanan, hukukilik kılıfı giydirilmiş zorbalık metodu. Kissinger'in kendi sözleriyle, "ABD'nin dış politikasını dayandırdığı önleyici vuruş doktrini modern dünyanın gereği."  ["Önleyici Vuruş Gerekli" (American Strategy and Pre-emptive War)., Herald Tribune., 13.04.2006., Türkçe Çeviri: Radikal., 17.04.2006]. Niçin gerekli imiş? Şunun için: Bütün dünya anlamış ki, şimdi "O", yani hain düşman vurmadan siz vurmazsanız, sonra vurmanın kıymeti kalmıyormuş. "Gönülsüz de olsa şöyle bir kabul söz konusu: Önleyici saldırı, modern silah teknolojisiyle öylesine iç içe ki, mevcut kurallara bağlı kalmanın vakti geçti." diyen Kissinger, Hitler sakızını bir kere daha çiğniyor: "Churchill'in erken uyarısına kulak verilseydi, Nazi tehdidi nispeten az bedelle yok edilebilirdi. 10 yıl sonra, mutlak kurallara bağlı kalmanın bedelini on milyonlarca insan canıyla ödedi." Öyleyse milletler arası hukuk kuralları diye bir şeycikler olamaz. Lakin hangi ülkelerin böyle bir kuralsızlık hakkı olabilir? Cevap muhteşem: "Eğer her ülke kendinde önleyici saldırı hakkını tanımlama hakkı görürse herhangi bir kuralın olmaması uluslararası karmaşa anlamına gelir." Şu halde, açıkçası, gücü yeten vurur; o kadar! Güç kimde? Sorulur mu? Güç, bende; Ben, "He Man"; Arz'ın Efendisi.
 
Bush'un ağzından, "Köhne dünya titriyor / Yeni bir harp istiyor" mısralarıyla başlayan bir vakitlerin bir Nazi marşının yeni bestesini dinleyen Dünya'nın psikolojisi bozuk, iradesi tutuklu; bir kısmı da çakal gibi kemik peşinde.
 
Ya, hala seksen sene önceki gündem maddesinde takılıp kalmış, hala kara çarşaf hikayeleriyle vakit telef eden Türkiye, neyin peşinde ve neler konuşuyor?
Yazıyı PDF dosyası olarak indirmek için tıklayınız. [ Boyutu: 186,70 KB ]




Copyright ©2006-2018, Durmuş Hocaoğlu

Sitede yayınlanmakta olan yazılar kaynak göstermek şartıyla kullanılabilir.

Anasayfa  |  Biyografi  |  Kitaplar  |  Yazılar
Bildiriler  |  Röportajlar  |  İletişim