ANASAYFA BİYOGRAFİ KİTAPLAR YAZILAR BİLDİRİLER RÖPORTAJLAR KÜTÜPHANE İLETİŞİM
        Detaylı Arama

Facebook'ta Paylaş

'Zorba'nın Dünyası'nda Lafazanlıklar Ülkesi: Türkiye
Durmuş Hocaoğlu

Yeniçağ Gazetesi / 05.05.2006
Kaldığımız yerden devam edelim, münasip ve muvafık addederseniz. Vazıyet her bakımdan mühim, çünkü dünya git-gide "zorbanın dünyası" oluyor; bu mühim vazıyette biz de yine aynı derecede mühim sualimizi soralım: Bütün bu hemgamenin tam da orta yerinde bulunan Türkiye ne yapıyor ve ne yapabilir?
 
Evet; Türkiye tam da kıyametin odak noktasında duruyor, ama neler yapıyor?
 
Herşeyden önce, dikkat çekilmesi gereken husus şu ki, Türkiye, ne yapılması gerekiyorsa onu yapmıyor ve ne yapılmaması gerekmiyorsa onu yapıyor. Böyle yapıyor, çünkü bu gibi kritik bir dönemde, hala şehevani bir marazi haz ile, gırtlağına kadar dahili siyasi mes'elelerle boğuşup duruyor; hem de senelerden beri ne ise aynı olan ve hiçbir hal tarzı inkişaf ettirilememiş mes'elelerle, senelerden beri ne ve nasıl ise aynı olan uslup ve aynı olan boş lafazanlıklarla. Bunun bir tek adı var ise, o da ancak Bizanslaşma'dır; başkası değil.
 
Bütün dünya Amerika'nın bizim coğrafyamızda – her bakımdan bizim coğrafyamız, hem Türkiye Cumhuriyeti'nin coğrafyası ve hem de reddetsek de gölgesinden çıkamadığımız ve çıkamayacağımız Osmanlı'nın coğrafyası – adım-adım hazırladığı harp tezgahını pür dikkat takip ederken Türkiye yine o bildik nakaratları bıkmadan usanmadan tekrarlıyor, o bildik avara kasnak uslubu ile konuşup duruyor; hayır, konuşmuyor, aynı çürümüş sakızı çiğniyor. Bunun adı Bizanslaşma değil de nedir dostlar?
 
Coğrafyamızda, hatta evimizin önünde askeri hareketlilik had safhada; hayır, sadece evimizin önü de değil, evimizin içinde de aynı hareketlilik var, ama bu ülkede eski ve yeni siyasetçiler yine o mahut ve malum, hiç kapatmadıkları "Baş Örtüsü Dosyası"nı bir kere daha açıyorlar, açmıyorlar, açıp saçıyorlar, ortalığa döküyorlar; hem de yakışıksız, siyasi nezaketten uzak usluplarla.
 
Mesela, şimdi tam da sırası mı, "tecrübeli siyasetçi, tecrübeli devlet adamı, senelerin birikimlisi" olarak bilinen Sn. Demirel'in, illa ki "bu memlekette ben hala varım" demek için daha üst düzey, daha temelli politik mes'eleler dururken, hangi maksat ve hangi niyetle olursa olsun, Başörtüsü polemiğine yol açacağı her türlü şüpheden ari olan, bu ülkenin genç hanımlarına okumak için bir başka ülkeyi, hem de maksadını aşan bir biçimde ve, içinde "irticacı ülke" iması olan bir uslupla doğrudan ya da dolaylı olarak, adres göstermesi? Hiç de değil; üstelik sarsılması umulan AKP İktidarı'nın ve Sn. Erdoğan'ın prestijinin de, bu gibi sataşmalardan, tam aksine, daima kuvvetlenerek çıkmakta olduğu biline-biline niçin yapılmaktadır bunlar? Çıkarılması arefesinde bulunulan Terörle Mücadele Kanu'nunda İmralı Lordu'nun gizli affına yol açabilecek şaibeli maddelerin bulunduğu, sınırlarımızın hemen bittiği noktada Amerika'nın sefer hazırlıklarına giriştiği, ve yine hemen yanıbaşımızda bir nükleer gücün doğmakta olduğu sırada bu gibi bıkkınlık veren tadsız-tuzsuz, çözülmemiş mes'eleri çözmek yerine daha da kör yumağa dönüştürecek, gayesiz, maksatsız "laflar" üretmenin, düşman orduları surlarının önüne dayandığı sırada başka mevzu kalmamış gibi, oturup da 'kemal-i ciddiyet'le meleklerin cinsiyetini bir kere daha masaya yatırmayı bir numaralı mühim mes'ele addeden Bizans zihniyeti ile ne farkı var?
 
Sahi, cumhurbaşkanlığı makamına kadar yükselmiş, bu memlekette kırk yıldır politikanın içinde olan bir şahsiyetin konuşacak başka mevzuu yok mudur sizce?
 
Bence var; Sn. Demirel, herşeyden önce, kendisini senelerce iktidara taşıyan muhafazakar camiaya karşı daha kadirşinas, daha sorumlu, daha saygılı, daha müsbet ve topyekun ülkeyi daha birleştirici konuşmalar yapmalı ve ayrıca, Amerika'nın artık kesinleşmiş gözüyle bakılabilecek olan İran Sefer-i Hümayunu arefesinde, Condoleeza Rice'ın Bush'tan almış olduğu tam yetki ile dünyayı alkarış edip dolaşarak ittifaklar peşinde koştuğu bu kritik ortamda, Türkiye'nin önünde ne gibi ihtimal ve tercihler bulunduğunu gündeme getirmeliydi; eğer bir kast-ı mahsus üzre hareket ediyor değilse, vakit hala var, bundan sonra yapmalı. Bundan sonra yapmalı ve, ya Amerika'nın baskılarına boyun eğerek en azından "bir şekilde" O'nun yanında İran'a karşı, fiili bir sıcak harbe kadar varabilecek bir vazıyet alışa gitmek, veya, Amerika'nın beklentilerine açık bir şekilde müsbet bir cevap vermek yerine belanın kenarından savuşmak, yahut "bugün İran yarın Türkiye" ve "bugün susarsam yarın sıra bende" diyerek yine "bir şekilde" bir duruş koymak mecburiyetinde bulunmak gibi muhtelif şıklar arasından bir tercih yapacak olan ülkesinin bu sıkıntılarını vatandaşlarının önünde gündeme taşımalı; fikrimce Sn. Demirel'in hala vakti var, hiç olmazsa bundan sonra yapmalı, eğer bir kast-ı mahsus üzre hareket ediyor değilse.
 
NOT: Değerli sayfa arkadaşım, aziz dost, Sayın Hasan Demir'in geçirmiş olduğu kritik ameliyattan başarı ile çıkarak tekrar yeniden Yeniçağ sayfalarına, bizlerin ve okuyucularının arasına dönmüş olmasından dolayı büyük bir mutluluk duydum. Kendisi kadar değilse de kalp ızdırabını tadmış birisi olarak, neler çekmiş ve neler hissetmiş ve yaşamış olduğunu, bir nebze de olsa tahmin ve idrak edebiliyor ve bundan sonrası için, Cenab-ı Hakk'dan, gerginliksiz ve sıhhatli günler diliyorum. Yüreğimiz ağzımıza geldi kıymeti kardeşim, ama çok şükür bıraktığın yerdesin. Geçmiş olsun ve hoş geldin. – D.H.
Yazıyı PDF dosyası olarak indirmek için tıklayınız. [ Boyutu: 172,92 KB ]




Copyright ©2006-2018, Durmuş Hocaoğlu

Sitede yayınlanmakta olan yazılar kaynak göstermek şartıyla kullanılabilir.

Anasayfa  |  Biyografi  |  Kitaplar  |  Yazılar
Bildiriler  |  Röportajlar  |  İletişim