ANASAYFA BİYOGRAFİ KİTAPLAR YAZILAR BİLDİRİLER RÖPORTAJLAR KÜTÜPHANE İLETİŞİM
        Detaylı Arama

Facebook'ta Paylaş

İradi Muhacir Etnisite ve Mecburi Muhacir Etnisite
Durmuş Hocaoğlu

Yeniçağ Gazetesi / 14.05.2006
Vakıa "her doğan gün yeni bir dünya kurulur" diyen hikmetli kelam çok doğru gibi duruyorsa da, "güneşin altında değişen birşey yok" diyen veciz kelamı da bir kenara atmamak lazım; Güneş aynı güneş, İnsan aynı insan olduğu müddetçe... Filhakika Güneş aynı güneş ve İnsan da aynı insan; iyisiyle, kötüsüyle, doğrusuyla, eğrisiyle aynı, en azından 'hemen-hemen' aynı. Öyle ki, nasıl birşey olduğunu bilmemiz mümkün değil ama "ilk insan" ne ise "son insan da" o, en azından 'hemen-hemen' O: Tabiatı değişmiyor; hatasıyla da sevabıyla da. Nef'in ifadesiyle, "Bütün zamanlarda aynı kalan yegane faktör insan tabiatının hatalarıdır. İnsanlar ve cemiyetler arasındaki ihtilaflar, insanın mükemmel olmayı başaramayışından doğmaktadır."[1] Bu sebepten olsa gerek, insanlar arası münasebetlerde radikal olarak pek fazla değişen bir şey yok; asıl değişiklik, bu münasebetlerin değişen şartlara göre kazanmış olduğu yeni formasyonlar. Milliyetçilik de öyledir denebilir, Etnikçilik de öyle; ne var ki, yeni şartlar bunlarda yeni formasyonlar kazandırıyor. Yeni ifade kalıpları ortaya çıkıyor, yeni teşkilatlanma ve mücadele tarzları vesaire... Söz gelimi, bütün zenginlik kaynakları insanları cezbeder, oraya doğru bir akış yaratır; bu nokta-i nazardan bakılınca, nasıl ki dünkü Roma zenginliği ve ihtişamı dolayısıyla, bal kavanozunun sinekleri çekmesi sebebiyle bir tehacüme maruz kaldıysa, benzer şekilde bugünkü Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri de aynı sebebe müsteniden hariçten insanları cezbetmektedir; demek ki değişen fazla birşey yok. Yine değişen pek fazla birşey yok; çünkü, nasıl ki dünkü Roma'ya gelenler sayıca az olduklarında Roma onları potasında eritebiliyorken sayı belirli bir hadd-i istiabı tecavüz edince eritme ameliyesi kifayetsizleşme başladı ve buradan da "etnik" bilinç yükseldi, sonra bunların bir kısmı müstakil milletler oldu, bir kısmı diğer etnisitelerle birleşerek yeni milletleri yarattı, bir kısmı eridi gitti, bir kısmı ise hep etnisite olarak kaldı. Şimdi de hemen-hemen benzer bir süreç yaşanıyor diyebiliriz: Hakim büyük kitle tarafınden kendi potası içinde eritilemeyen etnisiteler ayağa kalkıyor, önce eşitlik ile başlıyor, sonra zamanla daha farklı taleplerde bulunuyor; nereye kadar? Belli değil, daha doğrusu belli: Gidebildiği kadar.
 
Günümüzde bu konuda değişen şeyler de yok değil, tabiatiyle: Dünyada hakim güçler diğerlerinin iç işlerine daha fazla müdahale ederek onları dahilden çökertmek üzere bu gibi mes'eleleri – elbette kendi menfaatleri istikametinde - daha fazla büyütebiliyorlar; değişen, esas olarak sloganlar: İnsan hakları, demokrasi, v.s. 
 
Etnisiteyi ve dolayısıyla da etnikçilik hareketlerini, konumuz gereği, ikiye ayırabiliriz: Yerli ve Göçmen (Muhacir).
 
Yerli, adından da anlaşılacağı üzere, bir ülkede kıdemi olan bir etnisiteyi ifade ediyor: Amerika ve Avustralya yerlileri ve Türkiye'de Kürtler gibi. Göçmen, o da adından zahir... Göçmen etnisitelerin bir kısmı kendi iradelerinden ziyade şartların zorlamasıyla bir ülkeden bir başka ülkeye sığınanlardır, bazan hatta can pazarında canlarını zor atanlardır: Pakistan'daki Pencaplılar, Gujeratlılar v.b. ve Türkiye'deki bazı Kafkas ve Balkan kökenli etnisiteler gibi. Bir kısmı ise, yukarıdaki ilk paragrafta hikaye ettiğimiz Roma'nın "Barbar" muhacirleri, ve şimdi de Avrupa Birliği'ne muhtelif yollardan, önce geçici işçi olarak çalışmak üzere gelen, sonra yerleşen ve kök salan muhacirler gibi, kendi iradeleri ile zenginliklere akan insan topluluklarıdır. Ancak bunların da bir kısmı tamamen veya kısmen erimekte, erimeyenler veya eritilemeyenler ise, kendi etnisitelerini diriltmeye çalışmaktadırlar. Bu açıdan, iradi muhacirler ile mecburi muhacirler arasında pek öyle ciddi bir fark bulunmadığının da bir başka tesbit olduğunu söyleyebiliriz.[2]
 
İşte, Amerika'daki İspanikler bu son gruba girmektedirler: İspanyol menşe'li bu insanların hemen tamamı, önce iş ve aş için sınırın bu tarafına geçmeye başlayan, sonraları bu geçici yerleşmeyi kalıcılığa dönüştüren iradi muhacirlerdir. Ne var ki, sayı belirli bir çizgiyi aşınca, mes'ele iş ve aş olmaktan çıkmakta, başka mecralara dökülmeye başlamaktadır; dökülecektir de. Bu, kaçınılmazdır; dün ne ise bugün de aynısı veya benzeri olacaktır, çünkü Güneş aynı güneştir, İnsan da aynı insan.
 
 
[1] John Ulrich Nef., Sanayileşmenin Kültür Temelleri.,Çeviren: Erol Güngör., Kalem Yayıncılık., İst. 1980., s.99
[2] Pakistan örneği için, bkz.: Adeel Khan., "Mohajir Ethnic Nationalism in Pakistan: El Dorado Gone Sour"., Asian Studies Review., March 2004, Vol. 28, pp.41–56
Yazıyı PDF dosyası olarak indirmek için tıklayınız. [ Boyutu: 181,06 KB ]




Copyright ©2006-2018, Durmuş Hocaoğlu

Sitede yayınlanmakta olan yazılar kaynak göstermek şartıyla kullanılabilir.

Anasayfa  |  Biyografi  |  Kitaplar  |  Yazılar
Bildiriler  |  Röportajlar  |  İletişim