ANASAYFA BİYOGRAFİ KİTAPLAR YAZILAR BİLDİRİLER RÖPORTAJLAR KÜTÜPHANE İLETİŞİM
        Detaylı Arama

Facebook'ta Paylaş

Etnik Mes'ele Basit Bir Mes'ele Değil: Kim Bilir; Belki Geçer Amma, Deler de Geçer
Durmuş Hocaoğlu

Yeniçağ Gazetesi / 28.05.2006
Buraya kadar kısaca da olsa, görmüş bulunuyoruz ki, "İspanik Mes'elesi"ni gündeme taşıyan Huntington'a göre, konu, altı etkene bağlı olarak diğer göçlerden farklılık göstermektedir: Komşuluk, Rakamlar, Yasadışılık, Bölgesel Yoğunluk, Süreklilik ve Tarihi Varlık. Sondan gidelim: İspanik göçünün tarihi bir hak iddiası var; süreklilik arzediyor ve katlanarak büyüyor; belli başlı bazı bölgelerde tehlikeli yoğunluklar kazanıyor; yasadışı yollardan besleniyor. Rakamlar ise alarm veriyor; fakat nüfus artışı sadece göçlerden beslenmiyor, yüksek doğum oranları da şişkinliğe katkıda bulunuyor: "İyi" ve "essah" Amerikalılar git-gide daha az çocuk yaptığı için de bu vazıyet, Meksikalı göçü azalsa bile, ilerisi için bir tehlikeye dönüşme istidadı taşıyor. Gelelim "Komşuluk" mevzuuna: İmdi; umumen etnik mes'elelerdeki mühim diğer bir husus da, mes'elenin kördüğümleşmesinde ciddi bir katkı sağlayan, "etnisitenin iç bölgelerde değil de sınırda, bilhassa, etnisite ile aynı soydan komşu ülke sınırında yoğunlaşması" faktörüdür. Aynı soydan bir başka ülke her zaman için "irredantizm" tehlikesi demektir; diğeri ise işin katmerlenmesini sağlar. İspanik nüfusun en kesif olarak temerküz etmiş olduğu yerler Güney ve Güney-Batı. Burası fevkalade mühim: Zira, bu bölge, hem Amerika'nın silah zoru ile zaptettiği tarihi Meksika toprakları ve hem de el'an Meksika ile sınırdaş - yani yara taptaze - üstelik öyle böyle de değil, 3.200 kilometrelik bir sınır. Ne mi olur dememeli; oluyor besbelli ki: İspanikler bu yörede kendilerini Amerika'da değil, ellerinden gaspedilmiş "eski" vatanlarında hissediyorlar; hem de sınırın öte yakası hala vatanları, orada soydaşlarının bir devleti var; yani yara kanamaya devam ediyor. İşte mühim mes'ele bu: Meksikalı göçü Amerika'nın iç taraflarında tekasüf etmiş olaydı, ateşi bu derece yüksek olamazdı. Huntington, bu riskli durumu şöyle tasvir etmekte [Biz Kimiz?., s.230]: "Zaman zaman bilim adamları güneybatının, Amerika'nın Quebec'i haline gelebileceğini ileri sürmüştür, Her iki bölgede de Katolikler yaşıyordu ve her iki bölge de Anglo-Protestanlar tarafından ele geçirildi; ancak bunun dışında, bu bölgelerin fazla ortak yönü yoktur. Quebec Fransa'ya 3 bin mil uzaklıktadır ve her yıl birkaç yüz bin Fransız yasal ya da yasadışı yollardan Quebec'e girmeye çalışmaz." Fakat, asıl calib-i dikkat olan, müellifin hemen bunun akabindeki şu cümlesi: "Bir ülke halkı komşu bir ülkenin topraklarını sahiplenmeye ve oraya yönelik özel hak iddialarında bulunmaya başladığında ciddi bir anlaşmazlık potansiyelinin ortaya çıktığı tarihsel olarak bilinen bir gerçektir."
     
Ne demek olabilir, "ciddi bir anlaşmazlık potansiyelinin ortaya çıkması"? Herhalde, vasat bir zeka bile bunun bir 'ikaz', hatta bir 'ihtar' olduğunu anlayamazlık edemez; "herşeyi göze alırız" manasında bir ihtar.
 
***
 
Boşuna sarfedilmemiştir elbet "elin ciğerindeki yara duvardaki deliktir" veya "şeb-i yeldayı müneccimle muvakkıt ne bilir / mübtela-yı gama sor, kim geceler kaç saat" gibi hikmet yüklü kelamlar: İnsanoğlu derdin ne demek olduğunu, kendi başına gelmedikçe anlamaz; nitekim, "özgürlükler ülkesi Amerika" sloganının ne derece değer taşıdığını, özgürlüklerin sınırlarının nerede başlayıp nerede bitebileceğini, ne kadar genişleyip ne kadar daralabileceğini,  11 Eylül sonrasında gördük; aynı bir denemeye şimdi de İspanik mes'elesi dolayısıyla şahit oluyoruz. Bu yazı dizimizde de görmüş bulunuyoruz ki, Amerika'daki İspanyol-Latin kökenli insanların varlığı, sayılarının sür'atle artışı ve akabinde yöneltmeye başladıkları talepler, mes'eleyi alıp başka yerlere götürebilecek evsafta görünüyor. Aslında bütün bunlar yine de hiçbir şey, tamı tamına bir "hiç"; ya hele bir de İspanikler yüzyıl içerisinde düzinelerle kanlı- kıtalli mahalli isyanlarda bulunduktan maada, en nihayet bir İspanik PKK'sı çıkıp da dünya çapında teşkilatlanarak çeyrek asır boyunca Amerika'yı kana bulasa ve onbinlerce insanı katletseydi, acaba neler olurdu; veya, daha doğrusu, neler olmazdı? Sahi neler olmazdı? Elbette faraziyelerden kat'i hükümler çıkaramayız; ancak, bir tek Oklahoma bombacısına karşı, bizzat zamanın başkanı Clinton'ın yönlendirmesiyle yürütülen - öfkeli ve tehditkar nutuklarla başlayıp kısa sürede bombacının idamı ile noktalanan - ameliye göz önüne alınacak olursa, "neler olmazdı ki" diyebiliriz.
Nitekim, İspanikler'in sayılarının bilhassa Meksika sınırı civarında, yüzde elliyi aşmaya başlamasının ve birçok yerde yüzde doksana dayanmasının, ayrıca, buna paralel olarak dillerinin eğitimde tanınması taleplerinin yoğunlaşmasının ve en nihayetinde Amerikan milli marşının İspanyolcasının tedavüle sürülmesinin akabinde apar-topar, bu tarihe kadar hiç lüzum görülmemiş olanın yapılıp, Anayasa'ya İngilizce'nin resmi dil olarak kaydedilmesi ve birilerinin çıkıp açıkça ve yüksek sesle "herşeyi göze alırız" demeye başlaması dahi gösteriyor ki, her ne kadar "yok bişeycikler" diyenler - hem de az-buz değil - varsa da "bişeyciklerin var olduğu" ve "bişeyciklerin de vaki' olabileceği" reddedilemezlik kazanmaktadır.
Tarih kaotiktir ve istikbal de karanlıklara gömülüdür; kimbilir, Amerika bu sıkıntılı mes'eleyi belki de şu veya şekilde çözebilecektir; şimdiden kat'i bir öngörüde bulunmanın imkanı yok, lakin öyle olsa bile, "geçer amma, deler de geçer" misali bir netice de hasıl olabilir.
***
İspanik Mes'elesi mühim; ama ben derim ki biz önce kendi ciğerimizi düşünelim.
 
 
Yazıyı PDF dosyası olarak indirmek için tıklayınız. [ Boyutu: 207,48 KB ]




Copyright ©2006-2018, Durmuş Hocaoğlu

Sitede yayınlanmakta olan yazılar kaynak göstermek şartıyla kullanılabilir.

Anasayfa  |  Biyografi  |  Kitaplar  |  Yazılar
Bildiriler  |  Röportajlar  |  İletişim