ANASAYFA BİYOGRAFİ KİTAPLAR YAZILAR BİLDİRİLER RÖPORTAJLAR KÜTÜPHANE İLETİŞİM
        Detaylı Arama

Facebook'ta Paylaş

Üstüste Sorular Soru İçinde
Durmuş Hocaoğlu

Yeniçağ Gazetesi / 02.06.2006
Hakikaten tam bir patolojik vak'a; sürekli olarak kendisini kendi insanına karşı korumak üzere adeta "su uyur düşman uyumaz" kavli muktezasınca bir gözü açık teyakkuz vazıyetinde bekleyen bir devlet; sürekli olarak "öteki" kesim üzerine tehditler savurarak yürüyen ve gözdağı veren bir "beriki" kesim; yetmedi: Bu devletin ve bu milletin bu coğrafyadaki bin yıllık varlığı Avrupa Birliği'nin potasında "varlığım AB'nin varlığına armağan olsun" sloganıyla eritilir ve bu ülke bir sömürge eyaleti gibi her gün AB'li "sahiplerimiz" ve "metbu-u mufahhamımız efendilerimiz" tarafından murakabe ve teftiş edilirken, veya ordumuzun en güzide onbir subayının başına Amerikalılar tarafından çuval geçirilirken yüzlerinden tüy kıpırdamayan, hatta tüy kıpırdamak ne kelime, kervanın en başına geçmek için yeldir yepelek koşuştururken, sıra "başka" - bu "başka" faslını, bilahare ele almak üzere şimdilik boş bırakıyorum - mevzulara gelince arslan gibi "Türkiyeci" kesilenler; bu memleketin fidan gibi gençlerinden neredeyse hergün üçü-beşi vatan hainlerinin kurşunları, bombaları, mayınları ile şehit edilir veya sakat bırakılır, neredeyse hergün üç-beş eve şivan düşürülürken, veya bin yıllık Türk yurdu Anadolu'nun Diyarbakır gibi, bin yıllık Türk beldeleri "burası Türkiye değil, burası Kürdistan" diyerek Türklere meydan okuyan asiler tarafından alameleinnas kurtarılmış bölge ilan edilirken, veya bu ülkeyi savunmak için namus borcu olan askerlik vazifesini "askerlik yapmak onurumla bağdaşmıyor, vicdanımla uyuşmuyor" diyerek açıkça şerefsizlik ve vicdansızlık addederek reddedenler kahramanlar gibi gezerken  yollara düşüp kitlevi bir tel'inde bulunmayı aklına bile getirmeyenler, sıra "başka" mevzulara gelince yanardağlar misillu gür sesleriyle kükreyerek gök kubbeyi yere indirenler...
 
... ve bu gibi kişiler bu memleketin, benim ülkemin, Türkiye'min gerçek sahipleri; kendilerini öyle görüyorlar; "ötekiler" ise "parya", Cumhuriyetin Paryaları; onları da öyle görüyorlar.
 
Bu, bir patoloji; değilse patoloji ne?
 
O halde patoloji ne?
 
***
 
Benim memleketimde neredeyse bütün Cumhuriyet tarihini kapsayan bir rejim krizi var; ben doğmadan önce de vardı, ben beni bildim bileli var, hayal-meyal hatırladığım çocukluk yıllarımda da vardı, gençlik yıllarımda da; altmışıma merdiven dayadım hala var; kabul edilemez bir durum: Bu memlekette en istikrarlı şey, rejim krizi!
 
Bu, bir patoloji; değilse patoloji ne?
 
O halde patoloji ne?
 
***
 
İmdi: Krizler gerginlik (kabz) halleridir, tıpkı yüksek ateşlilik gibi arızi (aksidandantal) ve geçici (muvakkat) hal rejimleridir; kalıcı olmamalıdırlar, ama eğer kalıcılık vasfını taşımakta iseler, bu keyfiyet, yani, sürekli olmaması gerekenin süreklilik sahibi olması, ortada süreklilik arzeden bir hastalığa delalet eder ve de ancak ona delalet eder. Bu, bedihidir ki, gayri tabii olanın tabiileştiği bir durumdur ve bu da bir patolojidir.
 
***
 
Nedir işbu sürekliklik arzeden gerginliğin sebeb-i aslisi derseniz, belki de hemen herkesin mutabık olarak vereceği cevap, rejimin, kendisini sürekli tehdit altında görmesidir.
 
"Akıl olmazların zoru içinde / Üstüste sorular soru içinde" diyen Şair'e kulak vererek soralım: Nereden geliyor bu tehdit? Dışarıdan mı? Hayır. Gelse bile orası mes'ele değil, yek vücut olur def'ederiz.  İçeriden, evin içinden. Tehdit içeriden geliyor. Kimden? Etnik bir damardan mı, yani mes'elenin kökünde etnik bir problem mi var? O da hayır! Etnik problemin içinde böyle bir damar var olabilirse de ne etnik problemin ve ne de rejim probleminin asli hüviyetini teşkil etmediği kesin; burada şüphe yok.
 
Öyleyse kimdir bu tehdidin kaynağı; kimdir bu memleketin rejimini mütemadi surette tehdit edenler, kimdir bu memleketin rejimi için sürekli olarak potansiyel bir tehdit ve tehlike unsuru niteliği taşıyanlar? Muhacir veya yerli bir etnisite olmadığına göre, kaçak gelen birtakım yabancılar mı?
 
O da hayır!
 
Kim öyleyse?
 
Besbelli ki, bu ülkenin asli vatandaşları; yani, Türkler; her manada Türkler: Soy kütüğü ne olursa olsun, ister Türk asabiyesinden, ister bir başkasından, Anayasa tanımınca, Türk ıtlak olunan bilumum "Türkiye Ahalisi" [1924 Anayasası, Beşinci Fasıl, Md.88].
 
***
 
Şimdi de soru içinde bir başka soruya geçelim:
 
Nedir işbu süreklilik arzeden tejim krizinin asli hüviyeti?
 
1921 ve 1924 Teşkilat-ı Esasiye Kanunlarında "Hükumet Şekli" olarak tanımlanmış iken 1961 ve 1982 Anayasalarında "Devlet Şekli" olarak değiştirilen Cumhuriyet midir problem olan; yani Türkler, Cumhuriyet'e karşı bir kalkışma içerisinde midirler?
 
Hayır; vakıa, "alelumum Türk ıtlak olunan Türkiye Ahalisi"nden bir kesimin böyle bir kalkışması var; hem de ta bidayetinden beri ve en nihayettir de yirmiiki yıldan bu yana 'ne hikmetse' bir türlü bastırılamayan bir kalkışma, ama bu kalkışmanın hedefi Cumhuriyet, yani rejim gibi tali bir mes'ele değil, doğrudan doğruya Devlet'in fiziki varlığı ve hükmi şahsiyetinin ta kendisi gibi asli bir mes'ele ve dahi, beri yandan da indifa halindeki volkanlar gibi kükreyenler onlara karşı kükremiyorlar; yine 'ne hikmetse'.
 
O halde?
 
... üstüste sorulara devam edelim...
Yazıyı PDF dosyası olarak indirmek için tıklayınız. [ Boyutu: 197,24 KB ]




Copyright ©2006-2018, Durmuş Hocaoğlu

Sitede yayınlanmakta olan yazılar kaynak göstermek şartıyla kullanılabilir.

Anasayfa  |  Biyografi  |  Kitaplar  |  Yazılar
Bildiriler  |  Röportajlar  |  İletişim