ANASAYFA BİYOGRAFİ KİTAPLAR YAZILAR BİLDİRİLER RÖPORTAJLAR KÜTÜPHANE İLETİŞİM
        Detaylı Arama

Facebook'ta Paylaş

Bir Entellektüel Despotizmi: Kameralizm
Durmuş Hocaoğlu

Zaman Gazetesi / 21.08.1997
Birinci Bölüm: Bir Entellektüel Despotizmi: Kameralizm
 
Entellektüel Despotizm'e Dair
 
Toplumları "kimin/kimlerin" sevk ve idare etmesi gerektiği fikri, en eski zamanlardan beri en ciddi felsefi ve siyasi tartışmaların yaşandığı alanlardan birisi olma hüviyetini daima muhafaza etmiştir. Bu konuda, teferruata dalmadan, Antikçağ filozoflarından Platon ile Protagoras'tan beri iki görüşün kıyasıya çarpıştığını söyleyebiliriz. Platon'a göre, bir toplum ancak bir "entellektüel seçkinler" zümresince idare edilmelidir; toplum ancak bu şekilde erdemli bir toplum olabilir. Buna karşılık Protagoras, toplumun kendi kendisini idare etmesini müdafaa etmektedir. Platon'un fikri kısaca "Entellektüalist Elitizm", Protagoras'ınki de "Demokrasi" olarak özetlenebilir. Eğer entellektüalist elitizm, zor kullanmayı, yani "zorbalık"ı da kendisinde meşru ve doğal bir hak olarak telakki edecek olursa, bu takdirde Entellektüalist Elitizm, bir "zorba elitizm"e dönüşür ve, "Entellektüalist Zorbalık" veya "Entellektüalist Despotizm" olarak anılır.
 
Platon, fikirlerini uygulama imkanını asla bulamadı; ancak, tarihte uygulanabilmiş ve sonuç almış entellektüalist zorbalık/despotizm hareketlerinin sayısı hiç de az olmamıştır. Bunlardan birisi, yakından tanıdığımız, Lenin tarafından yapılan katkılarla Marks'ın teorilerinden önemli farklılıklar gösteren Leninist Komünizm ve diğeri ise Türk aydınının pek az tanıdığı Kameralizm'dir.
 
Kameralizm
 
XVIII. yüzyılın ortalarına doğru, Kara Avrupası ülkelerinde bir olgu gözlemlenmektedir: Bu ülkelerin monarkları, krallar, imparatorlar, çarlar ve prensler, ülkelerini ve toplumlarını yukarıdan aşağıya yönelik olarak tepeden-tırnağa değiştirmeye, yeniden formatlamaya, "merkezi bir güçlü siyasi idare (administration) tesis etme" hedefine yönelmeye başlamışlardır. Bu olgu, Kameralizm olarak adlandırılmıştır. Kameralizm, "merkez"den, merkezin siyasi otoritesini elinde tutan ve büyük bir çoğunluğu da felsefe ile ciddi biçimde ilgilenen, filozoflarla yakın temasları olan "bilge hükümdarlar" eliyle yürütülmekte olduğundan "entellektüalist" bir karakter taşımakta ve bunun yanında, merkez'in otokrat gücü de kullanıldığı, "zor" meşru telakki edilerek gereken hallerde ve imkanlar nisbetinde zora başvurulmaktan da kaçınılmadığı için aynı zamanda "zorba/despotik" bir karakteri de haiz bulunmaktaydı ki, bu sebeple, Kameralizm, aynı zamanda "entellektüel despotizmi" olarak da anılmaktadır. Kamera (camera) kelimesi, "hakimler meclisi" anlamına gelmekte olup, (İtalya'da "yasama meclisi" - teşrii meclis - anlamında kullanılmaktadır) entellektüel despotların konumları, bu ismin verilmesine sebep olmuştur.
 
Bu bilge hükümdarlar arasında en meşhur simalar şunlardır: Prusya kralı Friedrich II (Büyük Friedrich); Avustırya imparatoru Joseph II; Rusya çariçesi Katerina II; İsveç Kralı Gustaf III; Danimarka kralı Christian VII'nin baş danışmanı Struensee kontu Johann Frederick; İtalya'da Napoli, Parma, Floransa, Torino, Savoia prensleri; İspanya'da Carlos III; Portekiz'de 25 yıl süreyle dışişleri bakanlığını yürüten ve kısaca 'Pombal' olarak anılan, "entellektüel despotizmi"'nin en karakteristik tipi, nümune-i timsali addedilen Pombal markisi Jose de Carvalhoe Mello.
 
Kameralistlerin fikri beslenme kaynakları olarak, birisi Antikite'de Platon'dan beri bilinen ve onun Politei isimli eserinde ortaya attığı "filozof hükümdar" idesi, diğeri de Aydınlanma felsefesidir. Bunun yanında bir başka etki kaynağı da Fizyokratlar Okulu olmuştur. Felsefi açıdan, fiziksel (doğal) yasalara uyulmasının - "doğal idare" anlamındaki Fizyokrasi ibaresi de buradan mülhemdir - yani "doğal düzen"in erdem olduğunu ve hükümetlerin asıl görevlerinin de bu yasalara uyulmasını sağlamak, mülkiyet ve özgürlüğü korumak olduğunu savunan savunan Fizyokrasi, kamu yönetimi açısından Quesnay tarafından temellendirilen ve Dupont de Nemours, Lemercier ve Turgut gibi aydınlarca da savunulan görüşe göre, iktisadi etkinliklerin temeli olarak Tarım kabul ediliyor ve bireysel girişimlere özgürlük tanınması gerektiği ileri sürülüyordu. Ayrıca, Fransız Jakobenizmi'nin de Kameralizm üzerinde etki yapmış olması kabul edilmelidir.
 
Ne ki, Kameralistler, kuvvetli bir merkezi idare yanında, "monarşi"yi de hararetle müdafaa etmekteydiler. Bu merkezi otorite monarşik olduğundan, Kameralizm, aynı zamanda bir "mutlak monarşi tesisi" olarak da görülmektedir. Onların, entellektüalist despotlukta çok benzeştikleri, monarşi-karşıtı Fransız Jakobenler ile aralarındaki en belirgin farklardan birisi de budur.
 
Bu bilge hükümdarlar arasında Prusya kralı II. Friedrich, kendisi bizzat filozofluğa soyunmuştur. Onun en önemli eserlerinden birisi olan "Machievelli'ye Reddiye", tebaasının mutluluğu ve devletinin bekası için çırpınan erdem ve bilge sahibi bir filozof-kral portresi çizmektedir ki bu açıdan Friedrich, bir başka filozof-hükümdar olan Roma imparatoru Marcus Aurelius'a da benzetilebilir. Çok sert, katı, müstebit (otokrat) bir hükümdar olan Çariçe II. Katerina ise, sarayına davet ettiği birçok filozof arasında bilhassa Diderot'nun devrimci fikirlerinden çok etkilenmiştir.    
 
Kameralistler, kuvvetli bir monarşik merkezi idare tesis edebilmek için şu hedeflere yöneldiler: 1: Merkezi idarenin önünde önemli bir engel olan Ortaçağ kalıntısı adem-i merkeziyetçi yönetimlerin tasfiyesi; 2: Dünyevi Hükümranlık olan monarşik otokrasinin gücünün karşısında ciddi bir engel oluşturan ve hem Dünyevi Hükümranlığı (Regnum Terrara) ve hem de Uhrevi Hükümranlığı (Sacer Dotium) uhdesinde toplayan Kilise'nin dünyevi otoritesinin tasfiyesi; 3: İktisadi bakımdan kuvvetli, zengin ve özgür Orta-Sınıf kurulması.
 
Bu maksatla, kameralistler, bir yandan bu eski ve miadı dolmuş, çağdışı kalmış köhne kurumlara karşı devlet gücünü kullanarak mücadele verirken, bir yandan da, işbu orta-sınıf'ı oluşturmaya giriştiler. İktisaden güçlü bir orta sınıf bir yandan onları merkezi idareye daha sıkı bağlarla bağlayacak, diğer yandan da bu yolla, zenginleşmiş bu sınıftan tahsil edilecek vergilerle devlet gelirlerinin artması sağlanmış olacaktı. Orta-sınıf'ın oluşturulabilmesi ise, herşeyden önce, teşebbüs yeteneğinin arttırılmasını, mülkiyet hakkı'nın teminat altına alınmasını ve böylece "mülkiyet'in yaygınlaştırılması"nı icap ettiriyordu. Bunun yanında, eğitimin geniş kitlelere yaygınlaştırılması da orta-sınıf'ın oluşturulmasına büyük bir katkı sağlayacaktı. Bu ise, merkezi, bir-biçim (üniform) bir eğitim sistemi, yani Eğitimde Birlik (Tevhid-i Tedrisat) ile mümkündü. Bu sebeple Kameralist siyasetçiler, merkez-dışı bütün kurumlara olduğu gibi merkez-dışı eğitim kurumlarına karşı da cephe aldılar. Merkezi, bir-biçim bir eğitim sistemi, daha sonraki yüzyılda Fransa'da Laisizm'in de en büyük bir hassasiyetle üzerinde durduğu bir konu olmuş ve uzun bir mücadele döenmiden sonra 1882'de Mecburi ve Laik İlköğretim Kanunu ile nihai sonuca ulaşılmıştır.
 
Kameralizm'in Yol Açtığı Sonuçlar
 
Kameralizm'in isteyerek veya istemeyerek yol açmış önemli olduğu sonuçlardan bazıları, Sınaileşme'nin, Demokrasi'nin ve Ulus-Devlet'in inşaına yaptığı katkılardır. Zira, her ne kadar Fizyokratlardan etkilenmiş olsalar da, Kameralistler, öncelikle, Sanayi'nin gücünü gördüler ve kuvvetli bir merkezi idare tesisinin temel şartlarından olarak telakki edilen iktisaden kuvvetli orta-sınıfı yaratabilmek için bu istikamete yöneldiler. Özellikle Prusya, Avusturya ve Rusya'nın sınaileşmesindeki kameralist etki çok önemlidir. Böylece, kuvvetlenen orta-sınıf, "Ulus" (Millet) kavramına yep-yeni bir içerik verdi ve Milliyetçilik hareketleri yanında Ulus üzerine temellenmiş Ulus-Devlet ortaya çıkmaya başladı.
 
Kameralizm'in - istemeyerek - yol açmış olduğu sonuçlardan birisi de, Demokrasi'nin gelişimine paralel olarak, Despotizm'in ve Monarşizm'in sonunu hazırlaması olmuştur. Vakıa birçok Avrupa memleketinde monarşizm bugüne kadar da süregelmiştir; ancak, bunların meşruti ve demokratik bir hale inkılab ettiğine dikkat edilmesi zorunludur. Milliyetçilik (Modern Milliyetçilik), Ulus-Devlet ve Demokrasi (Cumhuriyet değil!) burada detaya girilmesi mümkün olmayan birçok sebepten dolayı, tam ve yetkin biçimlerine ancak sanayi toplumlarında ulaşmaktadır ve Kameralist reformlar da bir Sanayi Hareketi doğurmakla, sonuçta bu ülkelerin birer sanayi ülkesi olmasına sebebiyet vermiştir.     
 
Kameralistlerin ayrıca, Kilise-Devlet ilişkilerinde Kilise-karşıtı oldukları açıkça gözlemlenmektedir ki, bu da, Batı'daki "dünyevileşme hareketleri" açısından ayrı bir önem taşımaktadır. Zira, devlet gücü kullanılarak Kilise otoritesinin zayıflatılması, "Avrupai Dünyevileşme"nin, yani, German kökenli Protestan ülkelerde Sekülerlik'in ve Latin kökenli Katolik ülkelerde de Laiklik ve Laisizm'in yolunu açmıştır.    
 
Kameralizm'in sebebiyet vermiş olduğu bir başka sonuç da, "Aydın Despotizmi"ni meşrulaştırmış olması olmuştur. Kameralizm, bir yandan dolaylı olarak Demokrasi'yi, diğer yandan da doğrudan olarak ise Despotizm'i intac etmekle, çok ilginç ve birbiriyle zıt iki sonuca yol açmıştır.
 
Kameralizm'de toplumsal değişme vektörü aşağıdan yukarıya yönelik (upward) değil, yukarıdan aşağıya yöneliktir (downward); yani, değişmenin yönü Taban'dan Tavan'a değil, Tavan'dan Taban'a, diğer bir ifadeyle, Halk'tan Devlet'e değil, Devlet'ten Halk'a doğrudur. Şöyle de diyebiliriz: Toplumsal Değişme'de etken ve aktör olan Devlet, edilgen ve seyirci olan ise Halk'tır. Yani, Toplum Devlet'i değiştirmekte değildir, tam aksine, Devlet Toplum'u değiştirmektedir. Buradaki "Devlet" ibaresi, devletin bütün gücünü elinde tutan "Elit Devletlu" olarak okunmalıdır. Bu elit devletlu taifesi ise, merkezin otokrat ve patrimonyal yapısından dolayı, bir entellektüel otokratlar zümresinden başkası değildir.
 
Hasılı, Kameralizm, tıpkı Jakobenizm gibi, elitlerin toplumu uygun gördükleri yönde ve biçimde sevk ve idare etmelerini meşru kabul etmekte, elit idarecilerde "dayatma hakkı"nı tabii kabul etmekteydi. Bu "elitist dayatma hakkı", daha sonraları PozitivizmError! Bookmark not defined.Error! Bookmark not defined. tarafından da teyid edilmiştir. Kameralizm'in sözü edilen bu entellektüel despotizmi meşrulaştırması, Rusya'da "Intelligentsia" sınfının (veya, zümresinin) doğmasına yol açmıştır. XIX. yy.'da ortaya çıkan bu sınıf, Marksizm'in Leninizm versiyonu tarafından da benimsenmiş, Leninizm'deki "Öncüler Teorisi"ne tesir etmiştir. Intelligentsia, Sovyet Rusyası'nda çok önemli bir mevkie sahip olmuş, Marksizm'e muhalif olarak, Köylüler ve Proletarya gibi temel bir toplumsal katman olarak 1977 Anayasasında yer almıştır.
 
Kameralizm'in temel ilkesinin de bütün despotlar için geçerli olan aynı ilke olduğunu söyleyebiliriz: Oderint Dum Metuant (Nefret etsinler; yeter ki itaat etsinler)
 
Zira, bu elitist zorbalık anlayışı, Halk'ı bir 'sürü', kendisi için neyin iyi neyin kötü olduğuna karar veremeyen bir 'yığın' olarak telakki etmekte, Halk'ın ne düşündüğünü sormaya lüzum görmeden onun adına karar vermeye kendi-kendisini yetkili kabul etmektedir. Madem ki Halk, bir 'sürü'dür, bir 'yığın'dır; o halde, bu bilinçsiz insanların, bu "buluğa ermemiş saf çocuklar"ın, akıl baliğ oluncaya kadar bir veli'ye, bir vasi'ye ihtiyaçları olacaktır ki bu da el-hak, bizzat bu fikri ortaya atan elitlerin kendisinden başkası değildir.
 
***
 
Kameralizm'in Osmanlı'da ve Cumhuriyet Türkiyesi'nde de çok önemli ve hatta günümüze kadar uzanan etkileri etkileri olmuştur. Bunu da başka bir yazıda kısaca inceleyeceğiz.
 
İkinci Bölüm: Osmanlı'da Kameralizm
 
Kameralizm ve Osmanlı
 
Avrupa'da XVIII. yüzyılda ortaya çıkan ve XIX. yüzyılda da devam eden ve "entellektüel despotizmin siyasi teorisi" olarak bilinen Kameralizm, esas olarak, Merkez'den, yani Devlet Gücünü elinde tutan entellektüel-bürokratik kadrolar tarafından, Merkezi Monarşi'nin ve Devlet'in güçlendirilmesi, ve ülkenin kalkındırılması, iktisaden kuvvetli bir orta sınıf yaratılması amaçlarına yönelik bir seri refom hareketleridir. Bu hareket, Osmanlı üzerinde de bazı tesirler icra etmiştir.
 
Burada bir hususa dikkat edilmesi gerekmektedir: Osmanlı'da da görülmekte olan ve Kameralizm etkilerini andıran gelişmeler hakkında, bunların tamamının doğrudan bir etkilenme olduğuna dair elde pek fazla kanıt mevcut değildir. O sebeple bu tez, karinelerden yapılacak istihraçlarla ve bir miktar da ihtiyatla ileri sürülmek durumundadır.
 
Toplumlar arasındaki gelişmelerin münasebetine dair iki temel teoriden söz edilebilir: Difüzyonizm ve Paralelizm. Difüzyonistlere göre, bir toplumdaki gelişmenin başka toplumlar üzerinde de yoğun bir "difüzyon" hasıl etmek suretiyle ondaki gelişmelerin esasını teşkil etmektedirler. Paralelistlere göre ise, toplumların gelişmelerinde böyle bir difüzyonist etki aranması gerekmez; farklı toplumlar arasında, birbirlerinden bağımsız olarak birbirlerine "paralel" gelişmeler vuku bulabilir. Bütün Batı-dışı toplumlarda olduğu gibi Osmanlı'da da hassaten XVIII. asır sonundan itibaren başlayan gelişmelerde difüzyonist etilerin baskınlığı aşikardır; ancak, bu gelişmelerin bütünüyle bu yolla açıklanabilmesine bir miktar ihtiyatla yaklaşmak icap edecektir. Fakat, buna rağmen Kameralizm'Error! Bookmark not defined.in etkisinin, genel olarak, bütün Türk batılılaşmasında gözlemlenmekte olduğunu - ihtiyat payını elden bırakmaksızın - söyleyebiliriz.
 
Kameralist fikirler, Osmanlı'ya, özellikle Avrupa'da görev yapmış hariciyeciler tarafından taşınmıştır. Avusturyalı devlet adamı Prens Metternich, Kameralizm'in Türkiye'ye en fazla etkide bulunmasına yol açmış kişidir. Metternich'in bu tesirleri, en fazla, uzunca bir süre Londra sefirliği, hariciye nazırlığı ve sadrazamlık yapmış olan bulunan Mustafa Reşit Paşa ve fakat özellikle Viyana sefiri sadık Sadık Rıfat Paşa vasıtasıyla olmuştur.
 
Osmanlı Kameralizmi'nin Genel Karakterleri
 
1: Osmanlı Kameralizmi, Batıya nisbetle daha gecikmiş bir harekettir. Kameralizm Avrupa'da XVIII. asırda zuhur etmiş, Osmanlı'ya ise hayli büyük bir rötarla, XIX. asrın ilk çeyreğinde yarım-yamalak intikal etmeye ve daha derin tesrilerini de yine aynı asrın ortalarına doğru göstermeye başlamıştır.
 
2: Osmanlı Kameralizmi'ni motive eden asli saik, "İhya-yı Nizam" ve "Muhafaza-yı Mülk" olarak özetlenebilir. Esasen bu saik, bütün Osmanlı yenileşme ve batılılaşma - ki hemen ekseriyetle her ikisi aynı anlamı taşımaktadır - operasyonlarının başlangıçta yönelmiş olduğu asli gaye durumunda olmuştur. Yani, Osmanlı, dağılma emareleri gösteren - hatta XIX. yüzyılla birlikte artık artık dağılma sürecine girdiği açıkça gözlemlenen - muazzam bir ülkenin toparlanmasına gayret etmekteydi.
 
3: Bu hareketin filozofu ve felsefesi yoktur, ancak, bürokratı ve bürokrasisi çoktur. Osmanlı Kameralizmi'ni Avrupalılarınkinden ayıran önemli faktörlerden birisi de budur. Yani, Osmanlı Kameralizmi, filozofça düşüncelerden ziyade görgül bilgilere ve pratiğin zorlamalarına dayanmaktadır. Felsefesizlik, yani "derin düşünceden mahrumiyet", bütün yakın zamanlar tarihimizin en belirleyici karakteristik vasıflarından olmuştur. Bürokratiklik, Avrupa'daki kameralist reformların da en belirgin özelliklerinden olmakla beraber, Osmanlı'da, Avrupa'dakinin aksine, bu bürokrasinin arkasında, onu besleyen bir fikri zemin mevcut değildir. Denebilir ki, Osmanlı reformları, "tamamiyle bürokratik" bir niteliktedir.
 
4: Osmanlı Kameralizmi'nin bir başka vasfı da "militar despotizm"dir. Osmanlı reformatörleri, bütün toplumsal değişim-dönüşüm projelerinin hayata geçirilmesinde devletin elindeki en etkin müeyyide vasıtası olan askeri gücü, muhaliflerini sindirmek ve toplumu istedikleri istikamete yönlendirmek hususlarında kullanmaktan kaçınmamışlardır. Bu bakımdan, Yeniçeri Ocağı'nın ilga edilmesine karşılık Yeniçeri Ruhu ve Yeniçeri Geleneği hayatiyetinden hiçbirşey katbetmeden bu yeni düzende de aynen devam etmiş ve ilerisine dahi intikal etmiştir.
 
5: Kameralizm'in de tesirlerinin bulunduğu Osmanlı reformları, Avrupadaki gibi başarılı sonuçlara ulaşamamış, daha ziyade Batı kültür ve medeniyetinin oldukça kaba ve yüzeysel bir taklidine yönelmiştir.
 
Osmanlı Kameralizmi'nin Yönelmiş Olduğu Hedefler ve Yol Açmış Olduğu Sonuçlar.
 
1: Merkezi bir monarşik yönetim tesisi: İngiltere, Fransa gibi Avrupa ülkelerinden farklı olarak, Türkiye "Anavatan+koloni" şeklinde ikili bir yapıda değildir; Devlet indinde ülkenin her tarafı "anavatan"dır. Bu, Türk devlet geleneğinin tabii bir neticesi olarak kabul edilmelidir. Onun içindir ki Devlet erkanı bu koca ülkeyi, yani her tarafı eş-değerde "vatan" olan bu toprakları ayakta tutabilmek için kendisinden önceki zamanlara nisbetle daha sıkı ve kuvvetli bir merkezileşmeye ihtiyaç duymuştur. Kameralizmin Türk devlet adamlarına en fazla cazip gelen taraflarından birisinin de, Osmanlı İmparatorluğu gibi bir ülkeyi birleştirmesi yönünde umut verici bir proje görüntüsü vermesiydi. Türkiye bu bakımdan Rusya ile bazı benzerlikler arzetmekteydi. Her ikisi de geniş topraklara yayılmışlardı; her ikisinde de asli unsur veya hakim unsur olan millet (Türkiye'de Türkler, Rusya'da Ruslar), asli din (Türkiye'de İslamiyet, Rusya'da Hristiyanlık) ve asli dil (Türkiye'de Türkçe, Rusya'da Rusça) yanında, çok çeşitli dinler, diller, milletler ve halklar vardı. Bunlara ek olarak Türkiye, Rusya'ya nisbetle daha zayıftı ve dağılma riski daha yüksekti. Bu sebepledir ki Kameralizm Osmanlı erkanı tarafından da Rusya'dakine benzer bir ilgi ile karşılanmış ve oradaki gibi despotik uygulamalarla kuvvetli bir merkezi monarşik administrasyon tesisi cihetine gidilmiştir. Ancak, Rusya'daki "entellektüelist-bürokratik despotizm"e karşılık Türkiye'deki kameralizm daha ziyade "bürokratik despotizm" karakterindedir.
     
2: Kuvvetli bir "orta sınıf" yaratılması: "Kuvvetli orta sınıf", Kameralizm'in yönelmiş olduğu en önemli en temel amaçlardan birisidir. Bundan güdülen maksat, özetle şudur: Kuvvetli, yani iktisaden zengin, problemleri büyük ölçekte çözülmüş müreffeh bir orta sınıf, Devlet'ten ve merkezi monarşiden memnun, dolayısıyla da sadık, sağlam bir "omurga" demektir. Bu ise, istikbalin emniyeti anlamına gelmektedir. Bunun yanında, kuvvetli orta sınıf demek, devletin istikrarlı mali kaynaklara kavuşması da demektir ki bunun temini için Avrupalı kameralistler zirai ama özellikle zamanla sınai kalkınmaya çok önem vermişler ve bu projeyi önemli nisbetlerde gerçekleştirmeye muvaffak olmuşlardır. Ancak, Türkiye bunu başaramamıştır.
 
3: Tebaada mal-mülk edinme, "dünyevileşme" duygusu hasıl edilmeye çalışılması: Kuvvetli bir orta sınıf oluşturmanın iki yolu bulunmaktadır: Bir yandan devlet eliyle iktisadi işletmeler açılması, diğer yandan da özel teşebbüs ruhu yaratılması. Devlet eliyle özel işletmeler açılması, günümüzün KİT'lerine giden yolun başlangıcıdır. Özel teşebbüs ruhu yaratılabilmesi için ise şunlara ihtiyaç vardı: Osmanlı tebaasında "dünyevileşme" duygusu hasıl edilmesi ve Tarım'dan Sanayi ve Ticaret'e kaynak aktarılması. Bütün bunların yapılabilmesi çok uzun bir süreyi gerektirecekti. Osmanlı reformcuları bu konuda dünya ölçeğinde ciddiye alınabilecek bir başarı kazanamamışlar, bütün bütüne atıl da kalmamışlardır. Özelikle müslüman tebaada dünyevilik temayüllerinin yaratılabilmesi, Gülhane Hattı Hümayunu'nda bariz bir şekilde müşahade edilebilmektedir. Lakin, bazı konjonktürel durumlar (sürekli harpler, kapitülasyonlar, müslüman ahalinin bu "ilk hareket" için gerekli mali imkanlara sahip olamayışı), bazı elitist anlayışsızlıklar (yöneticilerin bu hususun künhüne vakıf olamayıp ancak el yordamıyla ve çok kabasından bir sezgiyle yarım-yamalak hissetmeleri), yönetici sınıfın görgüsüz ve tiksindirici israf ve debdebesi, ve, özellikle bütün bunlara ilaveten, müslümanların zihniyet dünyalarında asırların bir tortu gibi biriktirdiği "dünyayı tahkir" anlayışının tesiri, bu projenin gerçekleşmesine mani olmuştur. Türkiye'de müslüman ahalinin bu zaafı, gayri müslimlerin ticaret ve sanayii ele geçirmelerine de yol açmıştır. Fakat netice olarak, Türkiye kalkınma yarışını kazanamamış, sağlıklı bir orta sınıf yaratılamamıştır.
 
Osmanlı Kameralizmi'nin Almış Olduğu Sonuçlar
 
1. Bütün iyi niyetlere rağmen, zayıflamanın ve dağılma sürecinin ardında yatan, dağılmayı doğuran ve besleyen saikler; çağdaşlaşma, modernleşme, batılılaşma, "kuvvet"in menşeinin ne olduğu ve nasıl elde edilebileceği gibi en temelli konular layıkı veçhiyle kavranamamıştır. Bunun, büyük ölçekte, derin düşünme geleneğinin kaybolmasından kaynaklanmakta olduğunu söyleyebiliriz. Bir miktar ihtiyat ile diyebiliriz ki, Osmanlı, çağını asla tam manasıyla ve derinlemesine idrak edememiştir. Aynı zamanda, hep "acele birşeyler yapmak" mecburiyeti, Osmanlı'nın derin düşüncelere dalmasını da önlemiştir.
 
2. Osmanlı kameralistleri çağlarının gerçeklerini kavrayamamışlar, Devlet'in güçsüzlüğünün asıl kaynağının sanayisizlik olduğunu tam anlamıyla idrak edememişler, bu hususta Batılı önderlerinin çok gerisinde kalmışlar, Batı ile aralarındaki mesafenin kapatılması problemini en yanlış çözüm uzayında aramışlar, zamanla çok kötü sonuçlar hasıl eden berbat bir "batı mukallitliği"ni geliştirmiş ve yaygınlaştırmışlardır.
 
3. Osmanlı reformatörlerinin kavrayamadıkları bir başka nokta da Imperium yapısının sonunun gelmekte olmasıdır. Sanayisiz, bilim ve teknoloji üretemeyen, yani çağ-dışı bir imperium, bu güçsüzlüğü ile Tarih'i durdurmaya çalışmak suretiyle Tarih'e meydan okumuş ve Tarih tarafından çok ağır bir biçimde cezalandırılmıştır. Ülkenin zaten çok kıt olan kaynakları zenginleştirilmek yerine sonu olmayan bu "meydan okuma" uğruna heba edilerek daha da zayıflatılmış, ülke git-gide takattan düşürülmüştür.
 
4. Merkezileşme, kuvvetli bir "etatizm" yaratmıştır; bu da, bütün toplumun tepeden bürokratik baskılarla formatlanması şeklindeki entellektüel/bürokratik cebri (despotizmi) yaygınlaştırmış ve meşrulaştırmıştır.
 
5. Aşırı merkeziyetçilik ve "entellektüelist/bürokratik despotizm", Devletçilik karşısında teşekkül edebilecek "özgürlük alanları"nı boğmuş, daha sonraki yılların Alt'tan, Taban'dan gelecek oluşumlarının önünü de kesmiştir. Bu despotizm, Osmanlı Kameralizmi'nin kötü bir mirası olarak günümüze de aktarılmış, Jakobenizm, Piyonerizm gibi başka despotizmlerle de birleşerek Türk Milleti'nin gelişmelerinin önündeki en büyük engel olmuştur. [Not: Burada kullanmış olduğumuz "devletçilik" ibaresi, bir kurum olarak "devlet"i sevmek anlamında değil de, "her türlü toplumsal değişmelerde Devlet gücünü elinde tutan seçkinci despotizm" anlamındadır" ki biz bu ikisinin karışmaması için ikincisini Fransızca karşılığı olan "etatizm" olarak kulanmaktayız]. 
 
 
NOT: I:
 
Bu yazı birbirini tamamlayan iki kısımdan oluşmaktadır:
I. "Bir Entellektüel Despotizmi: Kameralizm".,
Yayını: Zaman., 21.08.1997, Perşembe., s.2
 
II. Bölüm: "Osmanlı'da Kameralizm".
 
Bu bölümün Zaman gazetesinde yayınlanıp-yayınlanmadığı tesbit edilememiştir.
 
NOT: II:
 
Bu iki kısım daha sonra birleştirilerek "Yeni Türkiye" dergisinde yayınlanmıştır. Bkz:
Hocaoğlu, Durmuş., "Demokrasi, Kameralizm ve Osmanlı'daki Etkileri"., Yeni Türkiye., ISSN 1300-4174., Yıl: 3, Sayı:18., Kasım-Aralık 1997., "Sivil Toplum" Özel Sayısı., Ankara., s.375-381 (7 sayfa)
Yazıyı PDF dosyası olarak indirmek için tıklayınız. [ Boyutu: 302,96 KB ]




Copyright ©2006-2017, Durmuş Hocaoğlu

Sitede yayınlanmakta olan yazılar kaynak göstermek şartıyla kullanılabilir.

Anasayfa  |  Biyografi  |  Kitaplar  |  Yazılar
Bildiriler  |  Röportajlar  |  İletişim