ANASAYFA BİYOGRAFİ KİTAPLAR YAZILAR BİLDİRİLER RÖPORTAJLAR KÜTÜPHANE İLETİŞİM
        Detaylı Arama

Facebook'ta Paylaş

Tarih, Özgürlük, Son Vahy ve Son Resul
Durmuş Hocaoğlu

Zaman Gazetesi / 06.07.1998
Tarih ve Bilinç
 
Tarih, dar ve hususi anlamında kullanıldığında sadece ve yalnız "İnsan"ı işaret etmektedir, sadece ve yalnız İnsan'a münhasırdır. Yani, bu dar ve özel kontekstte ele alındığında, sadece İnsan'ın tarihi vardır. Zira, bir bilinç ürünü olan değişme/değiştirme, sadece ve yalnız İnsan'a mahsustur. Bu da Bilinç'in, İnsan'ın tekelinde olan bir spesifikasyon olmasından kaynaklanmaktadır. O halde, Tarih'i yapan asli unsur, budur: Bilinç. Şöyle de diyebiliriz: Tarih (Beşeri Tarihsel Varlık), "bilinç"in ürünüdür. Bu ise bizi şu sonuca götürmektedir: Tarih, yani Res Gestae Humanis, Bilinç'in bir ürünü olmakla aynı zamanda onun bir fonksiyonu da olmaktadır.
 
Şu hale göre, Tarih, Bilinç'in bir ürünü ve fonksiyonu olduğuna göre, Hakiki mana ve muhtevası ile Tarih, ancak "hakiki mana ve muhtevası ile bilinç"in, yani, "reşid ve baliğ bilinç"in, ya da başka ifadeyle, "özgür bilinç"in oluştuğu noktada zuhur edecektir.
 
İşte, "Hakiki Tarih", veya dar ve özel anlamıyla sadece "Tarih", gerçek anlamıyla "olgunluk" (buluğ, rüşd) ve "hürriyet" (özgürlük) seviyesine ermiş olduğu için gerçek anlamıyla "insan" sıfatını kazanmış olan İnsan'ın - İnsanlık'ın - yapıp-etmeleridir.
 
Burada en temelli kavram, felsefemizin ana kriterleri, "olgunluk" (buluğ, rüşd) ve "hürriyet"(özgürlük) kavramlarıdır.
 
"Tarihin Miladı"
 
Görüşümüze göre: Tarih, dar ve özgül anlamıyla Beşeri Tarih, bir "yapıp-etmeler kombinasyonu"dur.
 
Bir kavram olarak "Tarihin Miladı", tarafımızdan kullanılan bir terim olup şu anlamdadır: İnsan bilinci, Tarih'i yapan asıl ve birincil unsurdur. Yani, Bilinç'in bir ürünü olan Tarih aynı zamanda onun bir fonksiyonu da olmaktadır. Beri yandan ise, Bilinç de tekamül etmekte ve bu tekamül seyrinin muayyen bir noktasında tekamül, kalitatif bir dönüşüm geçirerek Olgun Bilinç haline münkalib olmaktadır. Biz burada Tarih'i de, Bilinç'in bir ürünü ve fonksiyonu olması hasebiyle, onun tekamül seyrine tabi olarak iki ana kısma taksim etmekteyiz. Birinci kısım, Bilinç'in Olgun-Bilinç olmadan, yani İnsan'ın Gerçek-İnsan olmadan önceki kısmı olan Tarih-Öncesi Tarih, ya da Sanki-Tarih, diğeri de Gerçek İnsan dönemine tekaddüm eden Olgun-Bilinç dönemi ile birlikte başlayan Gerçek Tarih ya da kısaca "Tarih".
 
İşte, birincisinden ikincisine, Tarih-Öncesi Tarih döneminden Gerçek Tarih dönemine geçişe, "Tarihin Miladı" adını vermekteyiz.
 
İnsanlık, Bilinç, Yapıp-Etme ve Tarih
 
Ancak, yapıp-etmelerin "hakiki anlamda yapıp-etmeler" olarak nitelendirilebilmesi için İnsan'ın da "hakiki anlamda insan"seviyesine yükselmesi icap etmektedir.
 
Bunun için de İnsan'ın İnsan Olması, yani, İnsan'ın Rüştüne Ermesi ve Özgürleşmesigerekir.  Yani, hakiki anlamda yapıp-etmeler kombinasyonu demek olan Hakiki Tarih, İnsan'ın rüştüne ermesi (:özgürleşmesi) ile başlar. İnsanlığın buluğu, aynı zamanda gerçek anlamıyla tarihin, yani "Hakiki Tarihin Miladı" demek olmaktadır.
 
Hakiki Tarih'in Miladı
 
Tezimiz şudur: Tarih'in, yani Hakiki Tarih'in Miladı, "Son Vahy"dir. Son Vahy'in başlangıcı ise, Resulullah'ın doğumudur.
Tezimizin dayandığı çıkış noktası "Özgürlük", "Vahy" ve "Son Vahy" kavramları üzerine odaklanmıştır.
Şöyle ki: Özgürlüğün tarihsel süreci, bütün anlarında "Vahy"i zorunlu kılar. Vahy, insan özgürlüğünün kesin şartıdır.
Özgürlüğün birinci safhası "İlk Vahy"dir. İkinci ve asıl safhası, kemal safhası, İnsan'ın (İnsanlığın) Vahy'in de kemali ile tanışmış olmasını zorunlu kılar.
 
Kemal safhasından önce sadece bireylerin özgürlüğünün kemal safhasından söz edilebildiği halde, kemal safhası ile birlikte, artık, "insanlık"ın özgürlüğünün kemal safhası başlar ki buna sadece "özgürlük" de diyebiliriz.
 
İmdi: Birincisi, yani İnsanın rabbi ile tanışması, onun kemalini, yani olgunluk ve özgürlüğünü Vahy'e bağlı kılarken ikincisi, Vahy'in kesilmesini icap ettirir. Burada "vahy'in kesilmesi" ibaresi, son bir vahyin daha gelmesi, daha açık bir ifade ile, bir "Son-Vahy"in gelmesi anlamındadır. Böylece, "Vahy'in kesilmesi", aslında, "sürekli vahy döneminin başlaması" anlamına gelmektedir.
 
Sürekli Vahy Dönemi ise, aslında, başka bir anlam daha taşımaktadır ki bu, "Velayet Ve Vesayetlerden Kurtulmak"tır. İnsan, Son Vahy ile birlikte, velayetlerden ve vesayetlerden kurtulmuş olmaktadır.
 
İnsanın Rabbi ile tanışmasının iptidası demek olan Vahyin Başlaması, ya da İlk-Vahy, onun özgürlüğünün ilk ve iptidai safhasıdır. Buna karşılık, Vahyin Kesilmesi, artık, İnsan'ın sürekli olarak elinden tutulmasının kesilmesi demektir ki bu da İnsan Özgürlüğü'nün kemal safhasının başlangıcı demektir. İkisinin arası, İnsanın olgunluk öncesi dönemi olup, aynı zamanda bir Kesikli Vahy Dönemi'dir de. İnsan, bu dönemde devamlı surette gönderilen resuller ile elinden tutulan bir çocuk gibidir. Ancak, Son-Vahy ile birlikte, kendisine bir defa daha - son bir defa ve ebedi olarak - son bir Resul, yani "Son Resul" gönderildikten sonra, başka imamlara (masum imamlara, yani Resullere) ihtiyaç duymaksızın, kendi yetenekleri ile, 'hilafet' görevini ifa edebilecektir.
 
Şu halde, İnsan'ın rüştüne ermesi, Vahy noktai nazarından bir "dönüm noktası"ile ulaşılan yeni bir "kalitatif seviye" anlamına gelmektedir. Buna göre, Son-Vahy'den önceki dönem, "insanlığın buluğu öncesi dönemi"ne tekabül etmektedir. Son-Vahy ile birlikte başlayan dönem ise, bütünüyle, Sürekli Vahy Dönemi olup bu da "insanlığın buluğ dönemi"dir. Kesikli Vahy Dönemi'nde Tebliğ'in sürekliliği için sürekli olarak, sık-sık, biribirinin ardılı olan Resuller gönderilmiş olmasına mukabil, Sürekli Vahy Dönemi'nde Tebliğ'in sürekliliği bir tek Resul ile sağlanmıştır. Kesikli Vahy Dönemi'ndeki ardışık Resullerin varlığı, bu dönemin, Ardışık (Mütevali) Nübüvvet Dönemi olması demektir: Filhakika, Son-Vahy Döneminden önce insanlık daimi surette, irsal edilen Resuller ile irşad edilmişlerdir.
 
Son-Vahy ile Kesikli ve Ardışık Nübüvvet bitmiş, Nübüvvet'te Süreklilik yaratılmıştır. Bu sebeple, Resulullah'ın bi'setinden itibaren bütün beşer tarihi, bir tek Resul ile yaratılan bir bitimsiz nübüvvet  dönemidir. Ardışık (Mütevali) Nübüvvet Dönemi, aynı zamanda bir milli/mahalli nübüvvet dönemi'dir de. Resulullah ile birlikte, milli/mahalli nübüvvet dönemi kapanmış, evrensel nübüvvet dönemi başlamıştır. Nübüvvet'te "milli/mahalli dönem"den "evrensel dönem"e geçiş, yine, insanlığın kemali ile senkron olan bir süreci işaret etmektedir.
 
Ardışık (milli/mahalli, kesikli) Nübüvvet Dönemi'nden Sürekli (evrensel) Nübüvvet Dönemi'ne geçişte, dikkati çeken bir başka husus, Hz. İsa'nın, bir "ara-faz" fonksiyonu üstlenmiş olmasıdır. O'na Mesih gibi bir ünvan verilmesi, kendisinin Resulullah'tan sonra en büyük peygamber olması, aynı zamanda bu fonksiyonu ile de açıklanabilir. Hz. İsa'nın, bir "ara-faz" fonksiyonu üstlenmiş olmasını düşündürtecek en önemli husus, kendisinin, "büyük dönüşüm"ün, büyük kalitatif inkılabın yaratılacağı Dönüşüm-Noktası'ndan, Son-Resul döneminden hemen bir önceki son Resul, kendisine inzal olunan vahyin de Son-Vahy'den hemen bir önceki son-vahy olmasıdır. Filhakika, Mesih ile Resulullah arasındaki yaklaşık altı asırlık süre, belki de Vahy Tarihi'nin en uzun kesinti süresidir. Şöyle de diyebiliriz: Mesih, olgunluk çağının, Ebedi Risalet döneminin başlatıcısının müjdecisi idi; O, "Son-Resul'den önceki son Resul", Son-Resul'ün müjdecisi olarak gönderildi. Aradan geçen sürede insanlık, olgunluk için hazırlandı ve nihayet Son-Resul ile birlikte dönüşüm noktası aşıldı, İnsanlık kemal dönemine ulaştı.
 
**
 
Bundan sonra, artık, insanlığa başka peygamber gönderilmesi icap etmeyecektir.
Çünkü, başka bir elçiye ihtiyaç yoktur.
Çünkü, O'nunla birlikte senkron (hem-zaman) olarak başlayan çağ, İnsanlığın "insan" olma çağıdır.
Çünkü artık İnsan buluğa ermiş ve özgür olmuştur.
Artık O'nunla birlikte İnsanlık için Rüşt ve Özgürlük Çağı başlamıştır.        
 
***
 
Hoş geldin ey özgürlüklerimizin müjdecisi, hakiki manada İnsanlık'ın ve Tarih'in banii, son ve ebedi Allah Elçisi.
 
***
 
İnsan'ın "insan" olması, yani İnsanlığın buluğu ve özgürleşmesi sürecinde dönüm noktası olmak üzere Allah tarafından bir rahmet olarak alemlere gönderilen "Efendimiz"in yeryüzünü teşrif etmesinin yıldönümü bütün mü'minlere kutlu olsun.
Yazıyı PDF dosyası olarak indirmek için tıklayınız. [ Boyutu: 225,74 KB ]




Copyright ©2006-2017, Durmuş Hocaoğlu

Sitede yayınlanmakta olan yazılar kaynak göstermek şartıyla kullanılabilir.

Anasayfa  |  Biyografi  |  Kitaplar  |  Yazılar
Bildiriler  |  Röportajlar  |  İletişim