ANASAYFA BİYOGRAFİ KİTAPLAR YAZILAR BİLDİRİLER RÖPORTAJLAR KÜTÜPHANE İLETİŞİM
        Detaylı Arama

Facebook'ta Paylaş

Fransız İhtilali
Durmuş Hocaoğlu

Zaman Gazetesi / 13.07.1998
Konunun Önemine Dair
 
14 Temmuz, Fransız İhtilali'nin 209ncu yıldönümüdür. Literatürde "İhtilal-i Kebir" olarak da anılan tarih çapındaki bu büyük sosyal oluşun, kendisini Türkiye pratiğinin daracık çerçevesine hapsetmiş bulunan Türk entellektüel (??) kamuoyunda kafi derecede ilgi ve heyecan uyandıramaması düşünce hayatımızın niteliği açısından üzerinde ciddiyetle durulması gereken bir husustur.
 
Bundan ikiyüzdokuz sene önce Frenk diyarında vuku bulmuş bir hadisenin bizde bugün hala tartışılması gerektiğinin ileri sürülmesi birçoklarınca anlaşılmaz birşey olarak görülebilir. Ancak, hakikat şudur ki, Fransız İhtilali her bakımdan çok önemlidir.
 
I. Fransız İhtilali Önemlidir
 
Fransız İhtilali birçok sebepten dolayı çok önemlidir. Biz burada sadece, birçok altbaşlığa taksim edilebilecek birkaç ana başlık vermekle yetinelim.
 
Evvelen, bu ihtilal, vaktiyle bir ülkede 'olup-bitmiş' ve bütünüyle tarihe malolmuş herhangi bir ihtilal, mevzii ve mahalli bir "hadise" değil, tesirleri dalga-dalga zamanları ve mekanları aşarak günümüze kadar ulaşan ve her ülkeyi 'bir şekilde' derinden etkisi altına alan, bir anlamda da hal-i hazırda 'olmaya devam eden', evrensel ve uluslararası nitelikte bir "vakıa" niteliğindedir. Hatırlatalım ki, son iki asır içerisinde insanlık, dünya çapında iki adet sahici 'devrim' tanımıştır: 14 Temmuz Fransız Devrimi ve 17 Ekim Bolşevik Devrimi. İkincisi birincisinden daha geç (128 yıl sonra) vuku bulmuş olmasına rağmen çok çabuk ihtiyarlamıştır; birincisi ise hala birçok bakımlardan taze ve diridir.
 
Saniyen, Fransız İhtilali, aynı zamanda kendisinden çok dersler çıkarılabilecek bir ibretler alanıdır. Bu, Kant'ın mahzurlarını işaret etmiş olduğu "Tarih'ten etik dersler çıkarma"yı da içermekle beraber onu aşan bir şey, Tarih'e bir "laboratuar" gibi müracaat ederek günümüzü anlamaktır. Burada bu derslerden sadece birkaçına çok kısaca temas edeltim:
 
1.   Her "Devrim", kesin olarak "durdurulamazlık" niteliğini haizdir
 
Fransız İhtilali, gerçek anlamıyla bir "devrim"in ne olduğu konusundaki en mümtaz örneklerden birisini oluşturmaktadır. Fransız İhtilali, gerçek anlamıyla bir "devrim"dir. Zira:
 
a: Alttan ve tabandan, dipten ve derinden, yani bizzat "Toplum"dan gelmiş ve yukarıya yani "Devlet"e yönelmiş ve sonuç almış bir toplumsal harekettir.
 
b: Muazzam bir entellektüel birikimin ürünüdür. Fransız İhtilali'ni bir "ayaklanma" olmaktan çıkarıp soylu bir "devrim" yapan şey, bütün meziyet ve kusurlarıyla birlikte bu niteliğidir. Fransız İhtilali, Fransız Aydınlanması'nın çocuğudur: Fikir dolu, hırçın, sert, kavgacı ve entellektüel. Bu açıdan onunla mukayese edilebilecek olan tek devrim 17 Ekim olmakla beraber, 14 Temmuz'un entellektüel kapasitesinin 17 Ekim'inkinden daha nitelikli olduğu, hatta, Sovyet Devriminin felsefi-entellektüel alt-yapısının çok önemli bir ölçüde Fransız Devrimi'nden muhtelif şekillerde beslendiği ve etkilendiği açıktır.
 
Fransız İhtilali, bu iki sebepten dolayı 'durdurulamazlık' niteliğini haizdir. Zira, Tarih, Taban'dan kopup gelen, ayakları sağlam yere basan ve dirayetli bir intelijansiyası olan her toplumsal büyük dönüşümün, yani her "Devrimin bir yer hareketi gibi durdurulamadığını, hiçbir tedbirin takdire mani olamadığı göstermektedir.
 
2: Her etkinin karşı-etkisi de aynı şiddette olur
 
Bu ilke bir fizik prensibini andırdığı için 'sosyal fizikalizm' ithamıyla itiraz edilebilir; ancak, Fizikte'ki kadar kesin olmamakla beraber (ki genel kanaatın aksine Fizik'te de bir kesinlik yoktur) sosyal bilimlerde de böyle bir kuralın mevcudiyetinden söz edilebilir. İşte, Fransız İhtilali ve daha sonra yol açmış olduğu birçok netice bu genel hükmü tasdik etmektedir. Bu genel hükmün konumuzla ilgili olmak üzere en seçkin örneği, Katolisizm'in sertliğine karşı bir tepki olan Fransız Laisizmi'nin swertliğidir. Katolisizm sert idi ve İnsan ile Dünya arasındaki yolun üzerine dikilmişti; laf anlamıyor, söz dinlemiyor ve geçit vermiyordu. Bu yolu açmak, 'dünyalı' olmak isteyen Devrim, haddini aşmak bahasına, dünyasının önünü kapatan Katolisizm'e ve neticede Kilise (Din) kurumuna karşı bir bakıma da zarurete binaen sert olmuştur.
 
3: Her sosyal hareket ne denli evrensel ve uluslararası olursa olsun, içine doğmuş olduğu kültür havzasının bir ürünüdür.
 
Herder'in felsefesindeki "gelenek" ve "birikim" kavramları ışığında konuya müracaat edecek olursak, Fransız İhtilali'nin, bütün evrensel niteliklerine rağmen Fransız kültür havasının arka-planından soyutlanmış olarak düşünülemeyeceğini, kendi gelenek ve birikiminin, yani tarihinin birçok izlerini taşımakta olduğunu da görebiliriz. Zira, hiçbir devrim boşlukta vücut bulmadığı gibi mazi ile olan bağ ve bağlantılarından asla tam olarak kopamaz; 'eski'den tevarüs edilmiş olan birçok davranış tarzı birer 'kod' olarak 'yeni'nin içine sızar ve muhtevası değişmiş olmakla beraber form olarak varlığını sürdürür.
 II. Fransız İhtilali'nin Sonuçları ve Etkileri
 
Fransız İhtilali'nin yol açmış olduğu ve bazan birbiriyle de çelişen sonuçlara ve etkilere sadece satır başlarıyla ve hulasatan şu şekilde temas edebiliriz:
 
1: İhtilal'in, dört temel prensip olan Hürriyet, Adalet, Kardeşlik, Eşitlik prensiplerinin yayılmasında büyük etkileri olmuştur. Ancak, şuna dikkat edilmelidir: Bu ilkeler soyut olarak "herkes için", somut olarak ise sadece "Fransızlar" içindir, başkaları için değil. Nitekim, aynı Fransa'nın - bugün hala bizim karşımızda "insan hakları" diye ukalalık eden Fransa'nın - ihtilalden sadece 40 yıl sonra (1829) Cezayir'e saldırarak sömürgeleştirmekte hiçbir ahlaki endişe taşımadığına, uzun yüzyıllar boyunca fiilen sömürgeclik yaptığına ve halen de bu pis zenaate devam etmekte olduğuna dikkat edilmelidir.
 
2: Nasıl ki "Demokrasi"nin beşiği İngiltere ise "Cumhuriyet"in beşiği de Fransa olmuştur. Fransa için Cumhuriyet her zaman Demokrasi'den daha önemli olmuştur. O sebeple Fransızlar çok cumhuriyetçi ve fakat az demokrattır. Fransızlar'ın tarihten getirmiş olduğu 'şekilcilik'in bunda önemli bir katkısı olduğu düşünülebilir.
 
3: Uluslaşma ve Ulus-Devlet'in oluşmasında büyük bir katkıda bulunmuştur.
 
4: İhtilal, "Laiklik" (Laisite) ve "Laisizm" (Laikçilik)'i doğurmuştur. Fransız İhtilali'nin henüz ilk zamanlarında "laik" kelimesi lugat karşılığı olan "halk" anlamında, "laiklik" ise, Katolisizm'in öngördüğü ruhban hakimiyetine karşı bir tepki olmak üzere "halk iradesi" anlamında kullanılmaktadır. Ancak, "laiklik" kelimesi zamanla bu basit içeriğinden uzaklaşarak, günümüzde bilinen anlamına, yani, "Devlet ile Kilisenin Ayrılığı" olarak formüle edilen (bu formül bizde yanlışlıkla "Devlet İşleri ile Din İşlerinin Ayrılığı" şekline dönüştürülmüştür) ve "Kilise (Din) hukukundan bağımsız bir kamu hayatı tesis etme" olarak özetlenebilecek terimsel anlamına inkılab etmiş, fakat, zaman içerisindeki gelişim sürecinde, Laiklik'ten daha ilerilere giden ve Din (Fransa özelinde Kilise) karşısında saldırgan (tecavüzkar, agresif) bir ideoloji olan Laisizm'e dönüşmüştür. Bir zamanlar "Katolisizmin öz kızı" olarak bilinen Fransa Laisizm ile birlikte "saldırgan laikliğin babası" olmuştur.
 
5: Fransız İhtilali, aynı zamanda Despotizm de doğurmuştur. İhtilal'in birbiriyle çelişen sonuçlarından birisi de, Demokrasi ve Hürriyet fikirlerine zıt olan "Despotizm"dir. İhtilal-i Kebir, bütün dünyaya aynı zamanda despotizm de ihraç etmiş, modern zamanların birçok despotik fikirlerini beslemiştir. Bu 'zamane despotizmleri'nin bilhassa üçü çok önemlidir: Jakobenizm, Kameralizm ve Leninist Piyonerizm (Öncücülük).
 
Biraz yukarıda, her toplumsal hadisenin kendi mazisi ile bağlantısından söz etmiş ve bazı davranış tarzlarının birer kod olarak yaşamaya devam edebildiğini belirtmiştik. İşbu "kod devamı" burada da gözlemlenmektedir. Söz gelimi, Teolojik Klerikalizm, bir kod olarak Laisist Klerikalizm şekline inkılab etmek suretiyle Fransız İhtilali'nde yaşamaya devam etmiştir. Bu devrimin öncüsü olan aydınların kendileri için biçmiş oldukları mevkiin, Katolik Kilisesi doktrinindeki ruhbanlar sınıfının mevkiiyle hayli büyük benzerlikleri vardır. Nitekim, Fransız İhtilali'nin bir ürünü olan ve "yanılmaz kutsal aydınların despotizmi" olarak özetlenebilecek olan "Jakobenizm", Katolisizm'de doktriner olarak büyük bir önemi haiz olan ve "papaların yanılmazlığı ilkesi" manasına gelen "Ultramontanizm"in ve onun pratik uygulama doktrini olan "İki Kılıç Teorisi"nin bir uzantısı, laik bir versiyonudur. Nasıl ki 'yanılmaz ruhbanlar' Kilise (Yani Hristiyanlık) adına topluma despot davranma konusunda kendilerinde tabii bir hak telakki etmekte iseler, 'yanılmaz entellektüeller' - ki bunu 'yanılmaz laik ruhbanlar' olarak okumak mümkündür - de Laiklik adına topluma despot davranma konusunda kendilerinde tabii bir hak telakki etmektedirler. Jakobenizm'de ayrıca, Fransız felsefi geleneği olan ve eşyanın hakikatını 'praksis'ten ve "impeiria"dan değil Saf Akıl'dan yani "ratio"dan çıkaran Cartesienism'in de derin tesirleri bulunduğuna dikkat etmek gerektir.
 
Özellikle 18. ve 19. asırlarda kıt'a avrupasında çok etkin olan ve "entellektüel despotizmin siyasi teorisi" olarak tanımlanan Kameralizm ve "bilinçsiz işçi kitlelerine - Marksist terminoloji ile: Yığınlara - öncülük ederek proleterya ihtilalini gereçekleştirecek Leninist ihtilal teorisi" olarak özetlenebilecek olan "Piyonerizm"in fikri temelleri büyük ölçekte Fransız Jakobenizmi'nden beslenmiş, hatta Jakobenizm, sık-sık bütün despotizmlerin genel adı olarak kullanılır bir hale dahi gelmiştir.
 
***
 
Fransız İhtilali, herşeye rağmen ve her şeyi ile çok önemlidir. Bizim için de ayrıca önemlidir. Unutmamalıyız ki, Türk aydınının Avrupa'daki ilk göz ağrısı Fransa'dır; Türk aydını çok uzun müddet bir bakıma adeta gönüllü Fransa sömürgesi aydını olmuş, Fransa'dan başka diyar, Fransızca'dan başka dil bilmemiş, Fransa'ya bir Kamelyalı Kadın aşkı ile tutulmuştur. Laiklik ve Laisizm anlayışımızın da büyük ölçekte Fransa'dan sıfır gümrükle ithal edilmiş olduğuna ve Fransız mukallidi çok jakobenimiz bulunduğuna dikkatleri bir kerre daha çekmek faydasız olmayabilir.
Yazıyı PDF dosyası olarak indirmek için tıklayınız. [ Boyutu: 230,38 KB ]




Copyright ©2006-2017, Durmuş Hocaoğlu

Sitede yayınlanmakta olan yazılar kaynak göstermek şartıyla kullanılabilir.

Anasayfa  |  Biyografi  |  Kitaplar  |  Yazılar
Bildiriler  |  Röportajlar  |  İletişim