ANASAYFA BİYOGRAFİ KİTAPLAR YAZILAR BİLDİRİLER RÖPORTAJLAR KÜTÜPHANE İLETİŞİM
        Detaylı Arama

Facebook'ta Paylaş

Af Değil Hukuk Islahatı
Durmuş Hocaoğlu

Zaman Gazetesi / 26.08.1998
Girizgah:
 
İçi Boş Kavramlar Panayırı: "Kader Kurbanı" ve "Trafik Canavarı" Destanları
 
Herşeyi basite irca etmeye çalışmanın ciddi bir medeniyet ve düşünce krizi olduğunu açıkça söyleyebiliriz. Buradaki "basitlik" kelimesi, elbette, bir kavram olarak bilimsel anlam ve içerikteki "basitlik" ile herhangi bir ilgi ve bağlantıya sahip bulunmamaktadır. Buradaki anlamıyla basitlik, tamamiyle, bir zihinsel yetmezlik ifadesidir. Bu şekilde bir yetmezlik ile malul olan bir zihin, olgular ve olaylar arasındaki ilgiler sistemini kavrayamamakta ve hatalara ve hatta yanlışlıklara sebebiyet vermektedir. Bilindiği üzere felsefi olarak "hata" bilgi ile bilgi objesi arasındaki irtibatsızlık olmasına karşılık, "yanlış", bilgi objesi ile bilgi arasındaki ilgisizliktir. Bu sebeple, Hata'nın kabul edilebilir olmasına karşılık Yanlışlık prensip itibariyle reddedilir, asla kabuledilemez. Yetmezlik (fikdan) ile malul zihinlerin ürettiği yanlışlıklardan birisi de burada söz konusu ettiğimiz 'herşeyi basite irca etme' basitliğidir. Halbuki, şunu tartışmasız bir şekilde temel bir prensip olarak kabul etmekliğimiz icap etmektedir: Hiçbirşey asla göründüğü kadar basit değildir.
 
Böylesi bir avami basitliğin çok bol olan göstergelerinden birisi de, bir meçhulü bir başka meçhulü ile açıklamak (guya açıklamak) olmaktadır ki Mantık'ta "totoloji" denen şey budur. Bu şekildeki bir açıklama, gerçek anlamda bir açıklama olmayıp, çoğunlukla sorumluluk duygusundan kaçmaya yaramaktadır. Avami basitlik sadece avam tarafından işlenen bir zihinsel hata değildir. Hatta çok kereler entellektüeller tarafından daha sıkça işlenir. Zira, Avam'ın hiç olmazsa kirli ideolojiler tarafından kirletilmemiş dimağları vardır ve bu dimağların mecmuu yekunu demek olan kollektif bilinç, özellikle makro problemlerde entellektüellerin kirli ideolojiler tarafından kirletilmiş bireysel bilinçlerinden ve kirli dimağlarının ürettiği emtiadan daha sıhhatli neticeler vermektedir. Bu gibi sıhhatsiz fikri emtia, entellektüel gibi göründüğü halde, Gazzali'nin tabiriyle gerçekte "avam tabiatlı" olan entellektüeller tarafından daha sıkça işlenmekte ve bu defa da artık bir hata olmaktan çıkıp bir yanlışlık  haline dönüşmektedir ki buna "zihinsel cinayet" de diyebiliriz.
 
Söz konusu bu zihinsel cinayetlerin en baş müsebbibi, yetersizlik illeti ile malul sözde entellektüellerin ağırlıklı olarak söz sahibi olduğu piyasa intelijansiyasıdır.
 
İşbu piyasa intelijansiyası tarafından işlenen söz konusu bu kabil entellektüel cinayetlerin en bariz göstergelerinden birisi de, yanlış ve kirli kavramlar üretmeleridir. 
 
Kötü paranın iyi parayı piyasadan kovması gibi kötü entellektüelin iyi entellektüeli piyasadan kovduğu ülkemiz, teknik felsefi terminoloji açısından "kavram" olarak nitelendirilmesi asla kabil olmayan sahte kavramların cirit attığı bir panayır konumundadır. İlk bakışta gerçek bir anlamda bir kavram imişçesine bir his uyandırabilen ve mebzulen mevcut olan bu ucubelrden şimdilik kısaca iki örnek vermek isterim: Birisi, bir müddetten beri dillerde olan "trafik canavarı" ve diğeri de çok eski ve her zaman tedavüle sürülebilen ve şimdilerde yeniden fikir piyasasında arz-ı endam eden "kader kurbanı" kavramı.
 
"Trafik Canavarı" denen bu naylon kavram o kadar yaygınlaştırılmıştır ki adeta bir "trafik canavarı destanı" doğmuştur. Hatta, konuyu biraz yakından tetkik edince, ilkel dinlerin doğuşunu 'korku' fenomeni ile açıklayan teorilere hak vermemek imkansız hale geliyor. Şu suale lutfen dikkat buyurunuz: İptidai bir çağda ve ortamda böyle bir kavram, çok geçmeden, kötü tabiatlı bir "trafik tanrısı" idesini yaratmaz mıydı? İptidai değil sözde 'modern' bir çağdayız; bütün trafik felaketlerinden sorumlu addettiğimiz farazi ve hayali bir 'şey' icad ediyoruz ve sonra artık kendimizi sütten çıkmış ak kaşık gibi görmeye başlıyoruz. Öyle ya, "biz masumuz, herşeyi o kötü canavar yapıyor". Şu halde: "Onu bir yakalasak iş tamam olacak." Yani: Sorumsuzluğa devam!..
 
"Kader Kurbanı" kavramına gelince:
 
Ne yazık ki Türk medyası ve fakat özellikle siyaset erbabı - en azından bir kısmı - içi boş bu sahte kavramla adeta Yeşilçam melodramları üretmekte ve bu sahte kavrama dayanarak bir o kadar sahte ve kirli bir "kader kurbanları efsanesi" ihdas etmekte, zihinleri iğfal etmekte, düşünceyi katletmekte, sorumluluk bilincini kırmakta ve bunun da ötesine geçerek haklar ve özgürlükler alanına, hukuk ve yargı alanına tecavüz etmektedir.
 
Bu sahte kavram öncelikle "kader" gibi son derece asaletli bir kavramı kirletmekte, ayağa düşürmektedir.
 
"Hukuk" gibi çok çetrefilli ve çok nazik bir alanda ve bu alan içerisinde çok özel ve çok fazla tartışma kaldıran bir sektörde, meseleyi "kader kurbanı" gibi anlamsız, ciddiyetsiz kavramlara müracaat etmeden, melodramlar, efsaneler ihdas etmeden, soğukkanlılıkla ele almak mecburiyeti vardır ki bunun da ilk basamağı, Alain'in şu prensiplerine dikkat etmektir:
      1: Hakikat'ı bütün ruhunuzla arayınız
      2: Hakikat'e giden en zor ve dolambaçlı yolu seçiniz,
      3: Asla acele etmeyiniz, düşünmek için durup derin bir soluk alınız.
 
O halde; Asla acele etmeden, düşünmek için durup derin bir soluk alalım, Hakikat'ı bütün ruhunuzla arayalım ve          bunun için de kısa ve kolay değil zor ve dolambaçlı yolları seçelim ve şu suali soralım: Af meşru mudur? Ve: Af, Türkiye'nin hukuk alanındaki problemini çözecek mi, yoksa daha da bozacak mı?
 
Birincisinin cevabını bundan önce başka bir yazıda irdelemeye çalıştım: Affın, genel olarak, hukuk felsefesi açısından meşruiyeti çok tartışmalıdır.
 
Şimdi ikincisini kısaca el alalım.
 
Türkiye'nin önünde çok ciddi manada bir hukuk ve yargı problemi olduğu rahatlıkla söylenebilir. Ancak bu problem, sadece ekzantrik olaylar söz konusu olduğunda muvakkat bir süre için gündeme gelmekte ve sonra yeniden unutlmaktadır. Bu egzantrik olaylar, mesela hapishane isyanlarıdır, mesela "Af"tır.
 
Hükümetlerin, siyasi otoritelerin asıl yapması gereken, Hukuk ve Yargı alanına müdahalede bulunarak "Af" gibi çok yanlış bir mekanizmaya müracaat etmek değil, köklü, kalıcı ve adil bir hukuk düzenlenmesi olmalıdır.
 
Suç ve Ceza
 
Suç, gerçek veya tüzel kişilerin hak ve özgürlüklerine karşı yapılan teammüdi-fiili eylem ve taksirlerdir. Her eylem gibi, her suçun bir karşılığı olmak gerekir ki bu, "ceza"dır. Ceza, esasen, kelime anlamıyla "karşılık" demektir ve Kur'anda da birçok yerde bu anlamda kullanılmıştır. Hukuk'ta ise, Ceza, suç olarak tanımlanan fiillere karşı kanunlar tarafından öngörülen karşılıklar, yani müeyyidelerdir.
 
Fakat, felsefe açısından ceza, daha geniş bir kontekstte ele alınmak durumundadır. Buna göre, Ceza'dan murat şunlardır:
 
1: Adalet'in Te'mini:
 
Suç, Hakk'ı ihlal etmek, Ölçü'yü bozmaktır. Böyle bir fiil fiziki dünyada değil ancak insani dünyada yapılabilir. Yani, mesela hiç kimse fizik kanunlarını ihlal edemez, ama cemiyet kanunlarını ihlal edebilir. İşte, Adalet, en genel anlamıyla "Hakk'ın teslimi, Ölçü'nün konması", yani, bozulan bir şeyin düzeltilmesi demektir.
 
Adalet'in iki sağlam kriteri vardır:
 
a: İlahi (transandantal-metafizik) kriter. Bu, 'en büyük ve herşeyin fevkınde' (kebirü'l-müteal), hakim ve adil olan Allah'ın kriteridir ve tabiatiyle en sağlam kriterdir.
 
b: Beşeri kriter: Bu da beşerin kriteridir. Ancak, beşeri kriter, sanıldığının aksine, çok yerde ilahi kritere uygundur, zira temeli "vicdan"dır. Vicdan, Sokrates'in ifadesiyle Daimenon; "içimizde bulunan ve bize hep doğruyu gösteren Allah vergisi fıtri bir yetenek". Yani: Vicdan'a güvenilebilir, zira onun da kaynağı ilahidir. Ne ki ferdi vicdanlar şaşabilir, ama ferdlerin bütünselliği demek olan cemiyetin toplu vicdanı (Kollektif Vicdan, Kollektif Vicdan) kolaylıkla şaşmaz.
 
İmdi: Suç'a karşılık olan Ceza'dan murat Adalet, Adalet için en sağlam beşeri kriter ise Vicdan olduğuna göre, bundan şu netice hasıl olacaktır:
 
Adalet, vicdanları tatmine yönelmelidir; çünkü, Suç'un bozduğu ölçü, önce vicdanları tahrip etmektedir. Şu halde: Suç'a verilen karşılığın yani Ceza'nın uygunluğu vicdanları tatmin etmek olmalıdır. Bu ise, mağdur olan gerçek veya tüzel kişilerin gasp ve/veya tecavüze uğramış maddi ve manevi haklarının imkan ölçüsünde iadesi demektir.
 
Ceza, bu şekliyle tıptaki "tedavi hekimliği"ne benzer bir fonksiyon üstlenmektedir        
 
2: Caydırıcılık:
 
Suç'a verilen karşılık, yani Ceza, suçların tekerrürünü önleyici bir mahiyet de taşımalıdır. Bunun hasılası şunlar olacaktır:
 
1: Toplum düzeninin ve sağlığının muhafazası. Zira, her suç, aynı zamanda bir toplum içerisinde işlenmekte olduğu için, ne kadar ferdi olursa olsun aynı zamanda toplumsaldır ve dahi ferdi alakadar eden herşey toplumu da alakadar edeceğine binaen, aynı zamanda sadece ferdlerin değil topyekun cemiyetin de hak ve düzenini sarsacaktır. İşte, Ceza, yeni suç ve suçlu adaylarını caydıracağı için toplum sağlığını da korumuş olacaktır.
 
2: Potansiyel suçlular ve mağdurlar yaratılmasının önlenmesi: Ceza, potansiyel suçlular üzerindeki caydırıcılık etkisiyle, bir yandan yeni suç ve suçlular ve diğer yandan da yeni potansiyel mağdurlar yaratılmasının önüne geçecektir. Bunun hasılası ise, her iki yönüyle, "temiz vatandaş" ve "temiz toplum" elde edilmesidir.
 
Ceza'nın caydırcılık etkisi, Tıp'taki "koruyucu hekimlik" gibidir: Nasıl ki koruycu hekimlik hastalığı kaynağında önleyerek hastalar ihdasına engel olursa, Ceza da caydırıcı etkisiyle yeni suçlar, yeni suçlular veyeni mağdurlar ihdasına engel olur.
 
3: Islah ve Terbiye sağlanması (Rehabilitasyon):
 
Rahabilitasyon, Suç işlendikten sonra Suçlu'ya uygulanacak olan bir nevi tedavi yöntemidir. Ceza, hiçbir zaman suçluyu düşman olarak görücü, intikam peşine düşücü olmamalıdır. Zira, o takdirde 'had' aşılmış ve yenibir suç işlenmiş olunur. Şu halde, Ceza, suçluyu bir yandan cezalandırırmaya, işlediği fiilin karşılığını ona ödettirmeye yönelirken diğer yandan da onu terbiye etmeye yönelmelidir.
 
Rehabilitasyon, suçluyu saflaştırma, bizzat suçtan uzaklaştırma ve imkan nisbetinde topluma yeniden kazandırma anlamına da gelmektedir.
 
Belirtilmesi icap eder ki, herşeyden önce Ceza, en geniş anlamıyla bir ıslah ve terbiye, bir nefs temizlemesi demektir.
 
Af Değil Hukuk'un Islahı
 
Siyasi Otorite'nin Yargı'ya müdahale ederek, hukuk-dışı ve adalet-dışı bir tasarrufta bulunarak Yargı organları tarafından muhtelif şekillerde mahkum edilmiş suçluların tamamının veya bir kısmının cezalarını tamamen veya kısmen ortadan kaldırmaya yönelik bir "Af" kanunu projesi hazırlaması, şu kısa irdelemeden de açıkça görülebileceği gibi, bütün bu inceliklerden mahrum bulunmaktadır.
 
"Kader Kurbanı" gibi ne anlama geldiği belirsiz, hukuki ve felsefi hiçbir mesnedi olmayan bir sahte kavrama sığınarak ve kanun çıkarma şekilciliğini gerek ve yeter meşruiyet şartı vehmederek "hadi seni affettim" mantığı ile bir af kanunun çıkarılması şunlara sebebiyet verecektir:
 
1: Siyasi Otorite, korumakla mükellef olduğu adaleti tahrip etmiş olacaktır.
 
2: Adalet temin ve vicdanlar tatmin edilmeyecek; mağdurlar ve yakınları bir kere daha ve siyasi otorite eliyle mağdur edilecektir.
 
3: Tatmin edilmeyen ve tekrar gadre uğradıldığını düşünen mağdurlar ve yakınlarında Devlet'e, Hukuk ve Yargı sistemine olan güven sarsılacaktır.
 
4: Bu güvensizlik bütün topluma yayılacak, toplumun dokusu bozulacaktır.
 
5: Devlet'e, Hukuk veYargı sistemine duyulan güvensizlik bir yandan ihkak-ı hak kurumunu ve diğer yandan da Mafya gibi organize suç örgütlerini besleyecektir.
 
6: Yargı sistemi kendisini lüzumsuz addedecek, kendisine duyduğu özgüveni tahrip olacaktır.
 
7: Cezaların caydırıcılık etkisi kalkacağı veya çok azalacağı için yeni suçlar, yeni suçlular ve yeni mağdurlara zemin hazırlanacaktır. Böylece, Siyasi Otorite, bir kısım vatandaşlarını suçlu, bir kısım vatandaşlarını da mağdur olmaya adeta teşvik etmek suretiyle, daha sağlıksız bir toplum yaratacak, "iyi insan-iyi vatandaş" yetiştirilmesine mani olacaktır.
 
8: Böylece, boşalması umulan hapishaneler kısa sürede tekrar doldurulacaktır.
 
***
 
Halbuki, önce hukuk veyargı sistemi kökten ıslah edilmeli ki onun da özü şudur: Adalet sisteminin temeli kamu vicdanı ile mutabık olmalı, kamu vicdanı hangi kaynaklardan beslenmekte ise Adalet ve Hukuk sistemi de o kaynaklardan beslenmeli, temiz ve adil yargılamalar sağlanmalı ve cezalar mutlaka çekilmeli. Ve son bir şart: Siyasi Otorite'nin af yetkisi kısmen veya tamamen iptal edilmelidir. 
 
***
 
Sormak isterim: Birkaç bin oy için değer mi? Hem ya kaybettireceği oy kazandıracağından daha fazla ise? O zaman bu hesap da yanlış çıkacak demektir. Mükerreren: Değer mi?
Yazıyı PDF dosyası olarak indirmek için tıklayınız. [ Boyutu: 180,53 KB ]




Copyright ©2006-2017, Durmuş Hocaoğlu

Sitede yayınlanmakta olan yazılar kaynak göstermek şartıyla kullanılabilir.

Anasayfa  |  Biyografi  |  Kitaplar  |  Yazılar
Bildiriler  |  Röportajlar  |  İletişim