ANASAYFA BİYOGRAFİ KİTAPLAR YAZILAR BİLDİRİLER RÖPORTAJLAR KÜTÜPHANE İLETİŞİM
        Detaylı Arama

Facebook'ta Paylaş

Esnaflık Üzerine Eleştirel Bir Bakış
Durmuş Hocaoğlu

Zaman Gazetesi / 30.11.2001
Türkiye'de bilhassa 19 Şubat tarihinden bu yana bütün toplum kesimlerini derinden sarsmaya devam eden Cumhuriyet tarihinin en yoğun ekonomik krizinde en ziyade öne çıkan toplum kesimi Esnaf olmuştur; öyle ki, Kamuoyu'nda en yaygın kabul gören hususun, Esnaf'ın mağduriyeti olduğunu söyleyebiliriz. Nitekim, Kriz'in en az vurduğu toplum kesimleri, muhtelif şekillerde de olsa Devlet ile irtibatlı olanlardır; Devlet memurları ve işçilerinin, az ya da çok evine ekmek parası götürebildiğine şükreder hale geldiği bu ortamda, bu imkandan mahrum kalan ve hatta daha da ağırlaştırılan vergilerle iyice beli bükülen Esnaf, bir bakıma adeta Kriz ile özdeşleşmiştir. Hatta, bir çok sosyal bilimci, İşçi ve Memur sınıfına nisbetle daha şiddetli tepki gösteren Esnaf'ın toplumun en muhafazakar kesimi, "orta sınıf" olması hasebiyle, bu tepkileri, ilerisi için çok ciddi tehlikelerin sinyalleri olarak yorumlamaktadırlar. Bütün bunlarda elbette katılınacak veya itiraz edilecek birçok noktalar bulunmaktadır. Fakat, şahsi kanaatimce, bu arada dikkatleri çekmeyen bir husus, bu kriz çerçevesinde bizzat Esnaf'ın kendisi üzerine yeter miktarda ve kalitede düşünme temrinleri yapılmamasıdır.
 
Hakikat halde ülkemizde, açık-açık ele alınıp irdelenmesi gereken son derece ciddi bir "esnaf problemi" bulunmaktadır ki burada bu problemin en önemli gördüğüm iki başlığına çok kısaca temas etmek istiyorum: "Esnaf Sayısı" ve "Esnaflık Kültürü".
 
Esnaf Sayısı
 
Türkiye'de bazı mesleklerdeki sayının aşırılığı sürekli olarak şikayet konusu edilmektedir. Bunların ilk ve hemen göze batanı, Devlet ile bağlantısı olan, veya diğer bir ifade ile Devlet'in ihdas ettiği iki sınıftır: Devlet Memurları ve Devlet İşçileri. Bunlardan ilkinin sayıca değeri, şaşırtıcı bir şekilde, kısa bir süre önce OECD tarafından yayınlanan raporda, dünya standartlarına göre "fazla" bulunmadığı belirtilmişti. İkincisine gelince; Devlet işletmelerinde (bir kısmı KİT, bir kısmı da aslında düpe-düz sıradan memuriyet makamında) istihdam edilen işçilerin veya işçi statüsündeki memurların, aslında Devlet ve Toplum için tahammül edilemez, kaynak kurutan ağır bir yük olduğu aşikardır. Bunun yanında, Türkiye'de gereğinden fazla olan bir sayı da, hala ülke nüfusunun takriben %35'ini teşkil eden Köylü sınıfıdır.
 
Fakat bütün bu gerçekler, başka bir gerçeği, Esnaflık mesleğiyle iştigal edenlerin sayısal değerinin aşırı bir rakama baliğ olmuş bulunduğu gerçeğini de örtmemelidir. İşin doğrusu şu ki, sırf TESK'e kayıtlı esnaf sayısının 4,5 milyon olması, ülkemizin ekonomik potansiyelinin çok üstünde bir rakam demekir; dikkat edilecek olursa, bu rakam memur ve sendikalı ve sendikasız toplam işçi sayısına denk veya biraz üstündedir.
 
Bu sayı bu ülke için fazladır; bu ekonomi bunca esnafı beslemez. Çünkü hakikatte Esnaf'ın ancak belirli birkısmı Üretici konumunda iken, buna karşılık büyük çoğunluğu Hizmet sektöründe faaliyette bulunmaktadır ve bu da bu ülkenin ekonomik kapasitesinin üstündedir. Lakin, ne yazık ki, aynı zamanda Kriz'in sebeplerinden de olan bu olumsuzluk, hala Kriz ile farkedilebilir olmuş değildir.     
 
Esnaflık Kültürü
 
Türkiye'de Esnaflık hakkındaki olumsuz gelişmelerden birisi de Esnaflığın geleneği, töresi ve etiği, kısacası, "Esnaflık Kültürü" alanındadır. Özetle söylenecek olursa, bilhassa takriben son yirmi yıldan bu yana, Esnaflık kültüründe eskiye nisbetle bir aşınma ve yozlaşma vardır.
 
Bu problemi, bazı bakımlardan, ülkemizde yaygın olarak görülen "genel kültür problemi" ve daha dar olarak da "meslek kültürü problemi"; yoğun endüstriyel yatırım yapılmaması ve yapanların da bizzat Devlet eliyle cezalandırılması; Millet'in bizzat Devlet eliyle faiz batağına batırılması; büyük teşebbüs fikrinin yeterince oluş(turul)maması; keza, toplumda görülen "görgüsüz tüketim kültürü"nün yaygınlaş(tırıl)ması gibi saiklerin bir parçası ve uzantısı olarak telakki edebiliriz.
 
Nitekim, bazı istisnai alanlar hariç, Esnaflık, git-gide, daha ziyade, bir miktar sermayesi olan ve belirli bir kariyer ve meslek edinemeyenlerin mesleği olmaya yüz tutmuştur ki bütün bunların neticesi olarak, "okullu", yani okul eğitimine dayalı ve endüstriyel üretim ve/veya hizmet esnaflığı dışında, Esnaflık, esas itibariyle "alaylı", yani usta-çırak ilişkisi içerisinde gelişmiş ve gelenek ve kültürünü bu şekilde oluşturmuş bir meslek olduğu - daha doğrusu, olması gerektiği - halde; Yurt dışında işçi statüsünde çalışarak veya çiftini-çubuğunu, arsasını satarak kapital birikimi elde eden ve bu birikimini nerede değerlendireceğini bilemeyen; erken yaşta emekli olduktan sonra kendisine ek iş arayan ve bunlara mümasil birçok kişi, gecikmiş bir yaşta esnaflığa soyunmaktadır. Bu suretle, Esnaflık eğitiminden, tecrübesinden, töresinden, geleneğinden ve kültüründen habersiz olarak bu mesleğe girenler bu geleneği ve kültürü tahrip etmişlerdir ve etmeye devam etmektedirler.
 
êêê
 
Hasıl-ı kelam: Bu daracık alanda ancak teğet geçebildiğimiz bu problem alanlarını göz ardı etmeden, sadece zaten ne yapacağını bilemez ve önünü göremez hale gelmiş Hükumet'e asılarak, yani Esaf'ı bir tür "memurlaştırarak" (mesela, Devlet'in piyasaya karşılığı olmayan para pompalaması, ve/ya Esnaf'a sürekli ucuz ve geriye dönüşü uzun vadeli ve tabiatiyle aradaki farkın bütün toplumca ödeneceği krediler talep edilmesi gibi); yahut, IMF'den gelecek ve astarı yüzünden pahalı, getirisi götürüsünden fazla olacağı açık olan krediler ve sair geçici tedbirlerle bu büyük problem halledilemez; belki bugün çözülür, ama bu ancak geçici bir çözümdür ve yarın daha daha büyümüş olarak karşımıza çıkacaktır.
 
Aslında bir yıl önce kendisini Kasım'da açığa vuran ve fakat kimsenin üstüne almadığı için daha da azmanlaşarak Şubat 2001'de altedilemez bir canavar gibi karşımıza dikilen Büyük Kriz, Türkiye'de hemen-hemen her alanda hiçbirşeyin eskisi gibi olamayacağının, başka bir ifadeyle, "böyle gelmiş böyle gider" felsefesinin devam edemeyeceğinin; eğer hala bu meseleyi aynı zihniyetle ele almayı sürüdürecek olursak, Ülke'nin ciddi manada dibe vuracağının anlaşılması için gereğinden daha ağır ve ciddi bir derstir. Bu ülkede, artık kafalara dank etmeli ki, hiçbir şey eskisi gibi olamaz; buna Esnaflık da dahildir! Türkiye, hemen-hemen her hususta, gerçekten gerçek anlamda bir "yeniden yapılanma"ya ihtiyaç duymaktadır; buna Esnaflık da dahildir!
 
Yani Esnaflık, bugünkü kötü yapılanmasını bu şekilde devam ettiremez; mutlaka bir "yeniden yapılanma"ya gitmelidir.
 
Öncelikle ve behemehal, esnaf sayısının makul, Türk ekonomisini kaldırabileceği bir sınıra çekilmesi gerekir. Fakat, tabiidir ki böyle bir operasyon birden-bire, İskender Kılıcı Operasyonu ile yapılamaz, yapılmamalıdır da; bu, ifrad'dan tefrid'e sapmak demektir ki gerçekten de toplumsal bir travmaya ve kaosa yol açar. Bunun için mutlaka ciddi, rasyonel bir rehabilitasyona ihtiyaç vardır; ama mutlaka yapılmalıdır da. Aksi takdirde, "kanser olmaktan değil, geç kalmaktan korkunuz" diyen tababet öğüdünde olduğu gibi, hala aynı türkülerle yola devam edilecek olunursa, ekonomik şartlar, zaten, tabiatı gereği bu işlemi muhakkak yapacak, yani Eşya hükmünü muhakkak icra edecektir; ama, Kant'ın başka bir vesileyle dediği gibi, bu işi yaparken can yakacaktır!
 
Söz gelimi, artık, bir iş yeri açmanın belirli birtakım sağlam kriterleri olmalı ve kemal-i ciddiyetle uygulanmalıdır; Esnaflık, bir miktar sermayesi olan ve kendisine çeşgale arayan emeklilerin, canısıkılanalrın, veya, "ne iş olsa yaparım" diyenlerin iştigal alanı olmaktan çık(arıl)malı, gerçek bir "meslek" haline dönüştürülmelidir. 
 
İkincisine gelince: Esnaflık kültürünün rehabilitasyona ve geleneğinin ihyasına ciddiyetle çalışılmalı ve sonuç alınmalı, Esnaflığın kültürel yozlaşmasına son verilmelidir. Mesela, ağzından saçılan lahmacun kokusuyla, bir karış sakalıyla, fosur-fosur tüttürdüğü sigarasıyla, herkesin dinlemek mecburiyetinde olduğunu aksiyomatik olarak kabul ettiği için, arabasında bulunanlardan izinsiz açtığı ve bangır-bangır bağırttığı kasetiyle, diğer şoförlere veya yayalara yönelttiği yakışıksız sözleriyle müşterisini - yani, elinden ekmek yediği kişileri, "veli-i nimetini" - ciddiye almadığını (bua "takmamak" deniyor) her lahza kanıtlamaya çalışan; İstanbul'un semtlerini doğru-düzgün tanımayan, yoldan aldığı yolcuya "ördek" namını takmakta ahlaki bir beis görmeyen şoför esnafı gibi; veya, ya insanı ez-kaza vitrinine baktığına pişman eden ya da dükkanına girildiğinde yüzünüze bakmayan, sattığı malın kusurunu bilinçli olarak gizleyen, mal dükkandan çıkınca da hiçbir şeyine sahip olmayan "tükancı" esnafı gibi anakronik ve aynı zamanda hem dürüst ve nezih esnafı ve hem Esnaflık mesleğini haleldar eden mensuplar ya te'dib, ıslah ve rehabilite veya meslekten ihraç ve men' edilmelidir.
 
***
 
Bütün bu problemlerin çözümünde - ilk ağızda, durmadan vergi yüküne abanmanın sonunun felaket olacağını fehm etmekle işe başlaması gereken - Hükumet'e de çok iş düşmektedir; fakat yine de, naçiz kanaatimce, el attığı her meseleyi halletmek yerine daha da karmaşıklaştırıp habis bir ura dönüştürmekte eşsiz bir maharet sahibi olduğunu kerrat ile bil-bedahe isbat etmiş olan Hükumet'i ve umumen Devlet Yönetimi'ni mümkün-mertebe hariçte tutmakta fayda vardır. Bakınız bu azim işin halli Devlet Yönetimi'ne havale edilirse neler olur: Evvela, "esnaf Sorunlarını Çözümleme ve Çözme Ali Bakanlığı" kurulur; arkasından, bu azametli bakanlığın protoldeki mevkıi ve binanın yer seçimi gibi mühim tartışmalardan sonra, O'nun şanına yaraşır, Ankara'ya kilometrelerce kala göze batacak derecede muhteşem, akıllara ziyan bir bakanlık binası dikilir; bu arada ilgili-ilgisiz kanunlar, nizamnameler çıkarılır; akabinde, her il ve ilçede, hatta her köy ve mahallede müdürlükler te'sis edilir; sonra da buralara esnaf sayısından daha fazla memur doldurulur, veya her esnaf memura dönüştürülür vesaire, vesaire. Onun için, aslında kendisine çok büyük görevler düştüğü halde, yine de, Devlet dümenini elinde tutanlara, Diyojen'in İskender'e dediği gibi "Gölge etme başka ihsan istemem senden" denmeli ve çözüm ancak ve yalnız "sivil alan"da aranmalıdır. Bu da öncelikle bizzat esnafın ve esnaf teşkilatlarının işidir, ondan sonra da kademe-kademe herkesin.
 
Esnaf ve Esnaflık mutlaka kurtarılmalı, ıslah, terakki ve tekamül ettirilmelidır; hepimizin bu orta sınıfa ihtiyacı var, hem de mübrem bir şekilde; ama O'nu bu haliyle zaten kamburu çıkmış belimizde daha ziyade taşıyamayız. Vakıa esnaf bir travma ile çökerse bu bir felaket demektir ki o enkaz herkesi ezer, ama yine de unutulmamalıdır ki, ateş de en fazla düştüğü yeri yakar.
 
***
 
Bu ülkenin her sahada, öncelikle meslek bilincine ve kültürüne sahip, kaliteli ve yoğun biçimde "Üreten"e ihtiyacı bulunduğunu unutmamalıyız. Zaten Kriz'in asıl sebebi de bu değil mi: Az üreten, ama çok tüketmeye çalışan; Doğulu kimliğini (büyük ölçekte) kaybetmiş, ama Batılı da olamamış bir ülke ve toplum olmak!
Yazıyı PDF dosyası olarak indirmek için tıklayınız. [ Boyutu: 179,23 KB ]




Copyright ©2006-2017, Durmuş Hocaoğlu

Sitede yayınlanmakta olan yazılar kaynak göstermek şartıyla kullanılabilir.

Anasayfa  |  Biyografi  |  Kitaplar  |  Yazılar
Bildiriler  |  Röportajlar  |  İletişim