ANASAYFA BİYOGRAFİ KİTAPLAR YAZILAR BİLDİRİLER RÖPORTAJLAR KÜTÜPHANE İLETİŞİM
        Detaylı Arama

Facebook'ta Paylaş

Kur'an-ı Kerim'in Şifresi: Kaba ve Vülger Bir Bilim Mistisizmi Bakıyyesi
Durmuş Hocaoğlu

Zaman Gazetesi / 03.11.2002
Her gün en az bir "bomba" ile sarsılan medyamız, çoktandır bir din şovu ve magazini ayına dönüşme eğiliminde bulunan Ramazan münasebetiyle olsa gerek bu defa da "Kuran'ın Şifresi" ile sarsıldı; genç bir tıp öğrencisinin "matematiksel metod" kullanarak bu güne kadar kimsenin bilmediği inanılmaz Kurani sırların tekmilinin birden anahtarını ifşa etmesi müthiş bir heycan doğuruyor; artık İslam dünyası başını daha dik tutabilecek çok şükür.
 
Bu çocukça iddiayı belki de bir tenkid yazısı kaleme alacak kadar ciddiye almakla hata ediyor olabiliriz; ancak, yine de üzerinde durmakta fayda olsa gerek: Nasıl ki kötü ekonomik piyasalarda kötü para iyi parayı kovarsa kötü fikir piyasalarında da kötü fikirler iyi fikirleri kovar; biz Türkiye'de bu hali fiili bir şekilde yaşamaktayız.
 
***
 
Öncelikle üzerinde durulması gereken husus, Kur'an'a bu şekilde bir yaklaşımın, kaba ve ilkel pozitivizm ve siyantizmin, bilim mistisizminin Türkiye'de nasıl hala kuvvetli bir damar gibi attığını göstermesidir. Tedavüldeki değerini çoktan kaybetmiş bulunan bu anlayışın "ateist" versiyonunun metod ve mantık olarak hemen-hemen tamamen aynısı ve fakat simetriği olan "fideist" (imaniyyeci) pozitivizm-siyantizmin en büyük saplantısı, Allah'ın varlığı başta olmak üzere imani esasların durup dinlenmeden "bilimsel" metod ve verilerle isbatlanmasına çalışılmasıdır. Bu sayfa bu anlayışın irdelenmesine müsait olmadığı için bu kadarcıkla kifaf-ı nefs ederek geçiyoruz.
 
İmdi; mezkur tezin sahibinin iddiası, mes'ele dikkatle tedkik edilecek olursa görülecektir ki, aslında Kur'an'ın değil Bilim'in bir başarısını sunmaktadır. Hem de öyle böyle değil; Bilim önce Kuran'ın hak kitab olduğunu bilbedahe isbat ediyor, sonra da (ancak şimdi bu vasfı "bilimsel olarak" isbat edilebildiği için ancak şimdi şayan-ı itimad olunabilecek) bu kitaptan istihraç edilen "ilahi şifreler" vasıtasıyla varlık nizamının bütün serencamı ayan beyan gözler önüne seriliyor veya en azından bu imkan ortaya çıkmış oluyoır.
 
Genç filozof adayımızın iddialarındaki birçok tutarsızlıktan en başta gelenlerinden birisi tam da bu noktada sırıtan mantık hatasıdır. İddiaya göre, önce, kullanılan "matematik(sel metod)" ile "Kuran'ın ilahi bir kitap olduğu" ispatlanmakta, sonra da asıl mevzu olan, Geçmiş'ten ama daha mühimi Gelecek'ten haber verme (prophecy) sahnesi açılmaktadır. Sıra ile ele alalım:
 
Bir: Matematik ile Matematiksel Metod aynı şey değildir; hiçbirisi olmayan 1+19+44+98 = 1948 şeklindeki komiklikler ise öğrenci kantininde hoşça vakit geçirmek için iyi bir vasıtadan başkası olamaz; eğer bu komedi İsrail devletinin kuruluş tarihini vermekte ise bendenizin doğum tarihine bir işaret olarak da pekala yorumlanabilir.
 
İki: Gerçeklikler dünyasından radikal bir kopukluk içerisinde olması hasebiyle konvansiyonel manada bir bilim olmayan Matematik ile "kendi içinde doğru olan" mücerret önermeler dışında objektif gerçeklikler dünyasına ait hiçbir şey isbat edilemez; böylesi bir hülya, Descartes'ın en büyük ideali olan ve ondan sonra Leibniz'in daha da ileriye götürme çabalarına rağmen nihayetinde terkedilen "Mathesis Universalis"i - ama çok banal bir kopyasını - hatırlatmaktadır.
 
Üç: Ayrıca, böyle bir kaba bilim mistisizmine müracaat etmek, Din'in meşruiyetini Bilim'e vermek demektir ki meşruiyeti veren alandan daha öncelikli, daha üstün, daha güvenilir, daha sağlam telakki edilmesi iktiza edeceğinden, Din, Bilim'e göre ikincileştirilmekte, onun bir fonksiyonu ve tabii olmaktadır ki bu da Bilim'in kelimenin tam anlamıyla "essah din" addedilmesi demektir. İmdi, detayına girmeden Matematik'in "kesin doğru" olduğunu kabul edelim; bu, fevkalade büyük bir cazibe demektir, ama ne yazık ki, bir kusuru vardır: Gerçeklerden kopuktur; diğer bilimler ise gerçeklerle bağlantılıdır, ama ne yazık ki onların hiçbirisinde de şüphesizlik, kesinlik ve zaruri doğru olma özellikleri yoktur ve olamaz. Hasılı, İnsan eseri olan ve bilimsel olanı da dahil olmak üzere, hiçbir bilgi Mutlak Doğru'yu, Mutlak Hakikat'i elde etmeye muktedir olamaz; bundan dolayı, "kesinlikle ve zorunluklu olarak doğru ve mutlak olan bir hakikat"in kabulünü şart koşan Dini İnanç için lehte ya da aleyhte bir mutlak hüccet olarak kullanılamaz. Binanealeyh, ne türden olursa olsun, bilimsel bilgiye istinad ettirilen ve asli gayesi Ateizm'i bilimselleştirmek olan "Ateistik Siyantizm" ne kadar gayri meşru ise, aynı bilgiye dayanarak yapılan ve asli gayesi İmani Bilgi'yi bilimselleştirmek (?) olan "Fideistik (İmaniyeci) Siyantizm" de o kadar gayri meşrudur. Bu anlayış(yışsızlık)ta hem de konuyu gererek ısrar edilmesi, Din'in meşruiyetinin Bilim'e endekslenmesi, hatta ondan alınması manasına gelecektir. Halbuki, Dini İman, meşruiyetini başka hiçbir merciden değil, doğrudan-doğruya kendisinden alır. Bu cümleden olmak üzere; Bilim'in fevkalade mühim olmakla beraber, "her şey" olmadığını, hele en hakiki mürşid hiç olamayacağını; bunlardan maada, şahsen, "inanmak" için hiç bir şekilde hiçbir türden Bilimsel Bilgi'ye ihtiyaç hissetmediğimi ve hiç bir şekilde hiçbir türden Bilimsel Bilgi'yi de bu kontekstte asla ciddiye almadığımı çok net olarak deklare etmekteyim. Bence Fuzuli haklı: "Aşk imiş her ne var Alem'de / İlm, bir qil ü qaal imiş ancak"
 
Allah'ın varlığının isbatı için kullanılan Kozmolojik (Kevni) Metod'da her ne kadar bir "Kitab-ı Kebir" olan Kainat, O'nun varlığı için bir alem, bir medar olarak sıklıkla zikredilmekte ise de, bu, İzutsu'nun ifadesiyle, kendisi olarak değil işaret ettiği şeye ilişkin olarak bir değer taşıyan yol gösterici levhalar mesabesinde bir kıymet hükmü taşıması demektir.
 
Dört: Beri yandan, genç filozofumuz "Kuran'ın ilahi bir kitap olduğunu" önce - Matematik mi Matematiksel Metod mu olduğu definitif olarak belli olmayan ve hayli oportünist bir karakter taşıyan garip bir yol ile - ispat edilen bir önerme (yani Teorem) olarak ve sonra da bütün ispatların temelini oluşturan ve fakat kendisi ispat edilemeyen ve edilmesi mümkün olmayan bir kaziyye (yani, Aksiyom) olarak takdim etmektedir. Bu da bizi ne gariptir ki, tekrar Descartes'a, "Kartezyen Çevrim"e (Circle Cartésien) ama yine onun daha acemice bir karikatürüne götürmektedir: Bir önerme ya aksiyomdur ya da teorem; her ikisi birden olamaz.
 
***
 
Gelelim diğer hususlara:
 
Kur'an bir şifre kitabı değildir; "müteşabihat" bu şekilde te'vil ve/ya tefsir edilemez. Şifre mantığı, tanrıların insanlarla gizli gizli alay ettiği antik pagan dinlerin bir kalıntısıdır.
 
Kur'an bir "Kitab-ı Mübin"dir; ama O'nun dili "Kitab-ı Kebir-i Kainat"ın dili olan Matematik değildir.
 
Kur'an başka bir gayeye vasıl olmak için kullanılan bir araç (enstrüman) da değildir; O, nasıl ki meşruiyetini bir başka merci'den alarak ikincileştirilemezse, keza, Geçmiş'i ve Gelecek'i okumak ve Eşya'nın mutlak bilgisini çıkarsamak için bir araç olarak telakki edilerek de ikincileştirilemez. Bu en halisinden bir haddini bilmezlik ve en iptidaisinden bir enstrümantalizmdir.
 
Eğer biz insanlar sadece bir saniye için Alem'in külli bilgisine vakıf olabilirsek, Makine-i Rabbaniye'nin (Divine Machine, Machinarum Divinium) bütün denklemini elde edebiliriz ki buradan da herşeyin mutlak bilgisine vakıf olan Heisenberg'in cini çıkar. Halbuki; İnsan, "mutlak bilgi"den ancak ve yalnız Mutlak Varlık'tan vahyedilen kadar bir pay alabilir; daha fazlasını talep etmek "tanrılaş(tır)ma" (Te'lih, Deification) denen mülevves şirktir ki, böylelerine, Cennet'teki "yasak ağaç"a yaklaşan (Hz.) Adem ve Grek Panteonu'ndaki tanrılardan ateş çalan Prometeus üzerinde tefekkür etmelerini tavsiye ederim.
 
Bir de şunu bilelim: Gelecek "hazır" değil "gaaip"tir, karanlığa gömülüdür; asla bilinemez; ancak kısmen ve pek zayıf olarak tahmin ve hissedilebilir ki bunlar da şahsi ve ferdidir, umum için itimada layık değildir ve dahi his ve tahmin etmek ise bilmek demek değildir. Gelecek'i ancak ve yalnız, bil-fiil mevcut, mümkün, muhtemel ve mümteni olan herşeyi bir tek defada ve tam ve mutlak bir keskin nazarla gören - Kant'ça söylersek - "zamana ve tarihe yabancı akıl"dan başkası bilemez; Hz. Peygamber dahi!
 
Ve son olarak, Gelecek'i avuçlarında görmek hülyasıyla yanıp tutuşanlara Ziya Paşa'yı hatırlatalım: "Yıldız arayıp gökte nice turfa müneccim / Gaflet ile görmez kuyuyu rehgüzerinde".
 
Not:
 
Bu metnin sondan bir önceki paragrafındaki şu son cümle editör tarafından benden izinsiz olarak metinden çıkarılmıştır:
 
Gelecek'i ancak ve yalnız, bil-fiil mevcut, mümkün, muhtemel ve mümteni olan herşeyi bir tek defada ve tam ve mutlak bir keskin nazarla gören - Kant'ça söylersek - "zamana ve tarihe yabancı akıl"dan başkası bilemez; Hz. Peygamber dahi!
Yazıyı PDF dosyası olarak indirmek için tıklayınız. [ Boyutu: 271,90 KB ]




Copyright ©2006-2017, Durmuş Hocaoğlu

Sitede yayınlanmakta olan yazılar kaynak göstermek şartıyla kullanılabilir.

Anasayfa  |  Biyografi  |  Kitaplar  |  Yazılar
Bildiriler  |  Röportajlar  |  İletişim