ANASAYFA BİYOGRAFİ KİTAPLAR YAZILAR BİLDİRİLER RÖPORTAJLAR KÜTÜPHANE İLETİŞİM
        Detaylı Arama

Facebook'ta Paylaş

Amerikan Cihan Hakimiyeti Mefkuresi
Durmuş Hocaoğlu

Zaman Gazetesi / 25.02.2003
Amerika Birleşik Devletleri'nin bütün dünyada hemen-hemen hiç taraftarı kalmayan kaba güce dayalı politikalarının felsefi temelini kavrayabilmek için Batı'nın kültür ve siyaset temellerine inilmesi gerekmektedir. Batı, yani gerçek Batı, her gerçek "batılı" aydın tarafından açıkça ilan edildiği üzere, "Grek, Roma ve Hristiyanlık" teslisi üzerine müessestir.
 
Batı, bu üç unsurun, Grek'ten gelen Demokrasi ve Kolonyalizm ve Bağımsız İntelijansiya; Roma'dan gelen Teritoryal Devlet, Fetihçilik ve Emperyal Siyaset, ve üçüncü olarak da Kilise geleneğinden intikal eden örgütlü, bağımsız din kurumu [Kilise ve Klerikalizm] ve Hristiyan Dünya Düzeni [Tanrı Devleti] kültürlerinin bir bileşkesinden, farklı zamanlarda ve zeminlerde farklı şekillerde formatlanmasından başka birşey değildir. Şöyle ki: Grek geleneğinden intikal eden unsurların tesiriyle bir yandan bağımsız intelijansiyanın ürünü olan ve doğrudan doğruya hakikati araştıran felsefi düşünce yanında Kolonyalizm de aynı ortamda gelişmiş ve bu Roma'dan tevarüs eden  zora dayalı emperyal yayılma geleneği ile birleşmiş; Kilise geleneği de, özellikle, Russell tarafından Kilise'nin en büyük üç doktorunun en mühimi addedilen Augustinus'un temellendirdiği "Ebedi Barış" sitesi olan Tanrı Devleti'nde "sürekli harpler" ile nihayetlenecek insanlık macerası demek olan Tarihin Sonu kavramını, Batı kültürüne kazınmaz bir biçimde yerleştirmiştir.
 
Buna göre: Batı'da bir yandan soylu bir entellektüel hareket ile bütün Arz'ı kendisi için vaad edilmiş bir çiftlik (koloni) olarak gören kolonyalist hareket, fetihçilik ve tarihin sonuna mutlaka batıda erişileceğine inanan ve bunu kendileri için bir Kızıl Elma olarak telakki eden bir kültür, aynı kültür havzasında birlikte ve yan-yana gelişmiştir.
 
Tarihin Sonu Batı'dır
 
Batı'nın bütün siyasi gelişimi, hemen-hemen tümüyle bu belirleyici unsurların arasındaki münasebetlerin bir neticesidir diyebiliriz. Buna, bütün bu tarihi-kültürel arkaplanının hemen tamamında - en soylusu olan ve hakikati araştıran hür ve müstakil intelijansiyada bile - mevcut bulunan kendi dışındaki dünyayı yoksayma ve aşağılama da eklenecek olursa manzara tamamlanmış olacaktır: Bütün Dünya, Batı için bir fetih ve yağma alanı, zenginlikleri "anavatanlarına" taşınmasında hiçbir ahlaki engel bulunmayan, kendilerine Tanrı tarafından vaad edilmiş bir çiftliktir; dünyanın ve dünya tarihinin nihai varış noktası, yani "tarihin sonu", Batı'dır; Batı'nın kurmuş olacağı dünya düzenidir.   
 
Fakat manzaranın tam tasviri için bu kadarı hala yetmez; başka bir güç tarafından dengelenmeyen her gücün - velev ki ahlaken meşru bir bir kalkış noktası bulunsun ya da bulunmasın - "güç" denen şeyin tabiatı muktezasınca, mutlaka yayılmaya mütemayil olduğunu ve hiçbir engel kalmayacak olursa, bu yayılmanın nihai haddinin "Cihan Hakimiyeti" noktasına kadar varacağını da eklemek icap edecektir.
 
İşte şimdi bütün hemen herkesin takbih etmekte bulunduğu "Çirkin Amerikalı"nın çirkin yüzünün gerçek perde arkası budur. 
 
ABD'nin Gücü
 
Bugün Amerika'yı milletlerarası hukuku ihlal etmekle, dünyada tek başına mutlak bir hükümranlık kurmaya teşebbüs etmekle suçlayan Avrupalılara gelince: Onların bu itirazlarının arka perdesinde yatan şey, asla ve kat'a, "yüce insanlık idealleri" değil, ABD'nin gücü yettiği için yapmaya muktedir gördüğü şeyleri, kendilerinin şu anda yapamamasından ibarettir. Hele bir dişleri yeniden kesmeye başlasın; işte ancak o zaman gerçek yüzlerini görürüz. Sadece, Kolonyalizm denen utanç verici talanın mucidi ve tatbikçisinin kimler olduğunu hatırlamak dahi yeter. Avrupa Parlamenteri Sami Naïr'in, Amerika'nın artık gizlenemez hale gelen bu tutumunu yerden yere vurduğu "Tekyanlılık ve Hukuk İhlalleri, ABD'nin Yeni Dünya Düzeni" başlıklı yazısında [Le Monde Diplomatique Türkiye., Sayı: 11, 15 Şubat-15 Mart 2003., s.9-12] fazlası belki yok, ama noksanı var: Kendi ülkesinin mazisinin kirliliğiyle hesaplaşmayan, talan ettiklerinden özür dileyip tazminat ödemeyen sabıkalı bir ülkenin aydınının pek de fazla inandırıcılığı olmuyor.
 
Korku hikayesi aslında yeni başlamadı; yeni olan sadece şimdi okumakta olduğumuz fasıl. Washington'da Yeni Amerika Fonu'nun (New America Foundation) icrai başkan yardımcısı Steven C. Clemons, dünyanın el'an içinde bulunduğu terörize edilmiş vazıyetini izah etmek için, "Soğuk Savaş'ı sona erdiren Berlin duvarı 1989'da yıkıldığında daha iyi, daha hoş bir dünya inşa etmek hususunda milletlerarası bir şans zuhur etmişti. Fakat Amerika Birleşik Devletleri bunu tek başına yapmaya kalkıştı ve böylece, tek başına kalan Süper Güç, Körfez Savaşı'ndan sonraki on yıl zarfında dünyayı daha az güvenlikli bir hale getirdi" diyor. [Le Monde Diplomatique., Ekim 2001]. Ancak bu teşhis bütün olarak doğru değil; müellif ABD'yi hayli mazur gösteriyor. Halbuki ABD kat'iyen masum değil; asıl yapmak istediği, hiç de, "tek başına daha iyi, daha hoş bir dünya inşa etmek" olarak gözükmüyor; fikrimce, daha fazlasını istiyor: "Yeni Dünya Düzeni" sloganı ile perdelenmeye çalışılan "tek başına dünya hükümranlığı" veya daha açık ifadesiyle, "Amerikan Cihan Hakimiyeti"!...
 
Dünya Hükümranlığı
 
Evet O'nun istediği budur ve gerçek sebep ne keyfince içi doldurulan "Terör", ne Robert S. Litwak tarafından "Amerika kimdir diyorsa odur" diye laubali bir şekilde tanımlanan ve istenilen her tarafa çekilebilecek "Haydut Devlet" (Rogue State), ve dahi ne de ne anlama geldiğini kimsenin bilmediği ve Chomsky'nin başka bir dile çevrilmesinin imkansız olduğunu belirttiği garip bir Amerikan icadı olan "State of Concern"; gerçek sebep yukarıda saydıklarımızdır: Arz'ı kendisi için vaadedilmiş bir çiftlik olarak gören, kolonyalizm ile fetihçilik karışımı bir kültüre dayanan, tarihin sonunun kendisi olması gerektiğini düşünen, aşırı tekebbüre kapılarak hesap sorulamayacağını düşünen, ve en kötüsü, şimdilik önünde kendisini engelleyecek bir başka güç olmamasına rağmen daha gecikecek olduğu takdirde başkalarıyla dünyayı paylaşmak zorunda kalacağının bilinciyle aculluk gösteren klasik bir batılı kolonyalizm hareketidir bütün mes'ele.
 
"Daha İyi Bir Dünya"
 
Ancak, Clemons ve onun gibi düşünenler bir hususta haklı; gerçekten de o yıllarda ABD'ye karşı romantik bir güven hasıl olmuştu: Saldırgan ve kaba politikalarıyla insanlığın üzerine kızıl bir kabus gibi çökerek açık hedef halindeki ülkeleri adeta Amerikan şemsiyesi altına ittiği için bugünkü skandallardan birinci derecede sorumlu bulunan Sovyetler Birliği, hiç kimsenin harici bir müdahalesine hacet kalmadan aniden yüzüstü kapaklanarak çökünce dünya rahat bir nefes almış, gerçekten de "daha iyi bir dünya"nın te'sis edilebileceğine dair çok iyimser bir atmosfer vücuda gelmişti ki bu şartlar altında, ABD'nin prestijinin yükselmesi de bir bakıma normaldi. Nitekim, George Bush [I. Bush], Körfez Harbi sıralarında NBC'nin 2 Şubat 2001 tarihindeki gece haberlerinde yayınlanan bir konuşmasında "ABD yeni bir inanılırlığa sahiptir. Ne söylersek gider" dediğinde muhtemelen büyük ekseriyet bunu, işte böyle bir dünyanın inşaı istikametinde yorumlamıştı. Ne var ki, Huntington ve Fukuyama'nın saldırgan ve kışkırtıcı makalelerinden biraz önce, daha sonra Clinton döneminde ABD Devlet Sekreteri olan Strobe Talbot, 1992'de mes'elenin asıl yüzünü ortaya koymuştu [Time, 20 Temmuz 1992]:
 
"Önümüzdeki yüzyılda bilinen şekliyle milletler tedavülden kalkacak ve bütün devletler bir tek, küresel bir otoriteyi idrak edeceklerdir. Milli hakimiyet artık bundan böyle büyük bir fikir olmaktan çıkacaktır."
 
 "Bir tek, küresel bir otorite"; yani Cihan Hakimiyeti! Pekala; ama kimi işaret ediyordu bu kavram?
 
"Önleyici Harp"
 
Madelaine Albright "ABD iyidir ve Biz elimizden gelenin en iyisini yapıyoruz" dediği tarihlerde [Washington Post, 23 Ekim 1999] artık acıtan gerçek ve büyük tehlike kendisini iyiden iyiye izhar etmiş olmakla beraber, daha büyük bir şok lazımdı. Bu şok, 11 Eylül'de kısa bir fasıla mazlum rolüne soyunan Amerika'nın az bir müddet sonra tek taraflı olarak ilan ettiği ve kendisine, gözüne kestirdiği ülkelere saldırma meşruiyeti veren "Yakın Tehdit" ve "Önleyici Harp" kavramları ve bunlara dayanarak yürütmeye çalıştığı ve eli kulağında Irak Harbi olmuş ve gerçek açığa çıkmış bulunmaktadır.
 
George W. Bush [II. Bush], 14 Şubat 2002 tarihinde Washington'da işbu "cihan hakimiyeti mefkuresi"ni şu şekilde açıklamaktadır [The National Security Strategy of the United States of America, September 2002., s.25]:
  
"Biz, İkinci Dünya Harbi'nde dünyayı daha güvenlikli yapmak için çarpıştık ve sonra da onu yeniden inşa etmek için çalıştık. Bugün (ise) dünyayı teröre karşı korumak için harbe tutuştuğumuz gibi, ayrıca, onu bütün yurttaşları için daha iyi bir yer yapmaya çalışmak mecburiyetindeyiz."
 
Biz; evet Biz! Dünya'nın yeni efendisi, Cihan Hakimi ABD!
Yazıyı PDF dosyası olarak indirmek için tıklayınız. [ Boyutu: 312,36 KB ]




Copyright ©2006-2017, Durmuş Hocaoğlu

Sitede yayınlanmakta olan yazılar kaynak göstermek şartıyla kullanılabilir.

Anasayfa  |  Biyografi  |  Kitaplar  |  Yazılar
Bildiriler  |  Röportajlar  |  İletişim