ANASAYFA BİYOGRAFİ KİTAPLAR YAZILAR BİLDİRİLER RÖPORTAJLAR KÜTÜPHANE İLETİŞİM
        Detaylı Arama

Facebook'ta Paylaş

Milliyetçilik 'İşte Öyle Bir Şey' mi?
Durmuş Hocaoğlu

Zaman Gazetesi / 25.07.2003
Çok tekrar ede-ede zihinlerde yerleşen veya yerleştirilen birtakım kavramların mükemmelen anlaşıldığı şeklindeki yaygın kanaat, hiç de doğru değildir. Yani, eğer bir konu hakkında "işte öyle bir şey" şeklinde yaygın bir kanaat zihinlerde baskın bir şekilde hüküm sürmekte ise burada calib-i dikkat "bir şey" var diyebiliriz. Milliyetçilik hakkındaki yaygın kanaat de böyledir; hemen herkes O'nun ne olduğu bildiğini düşünür ve bir çırpıda da tanımlamaya kalkışır. Ama mes'ele bu kadarcık basit mi acaba? Her tanımlama tehlikelidir diyen Latin özdeyişini dikkate alarak, bu suale, "hayır" diyebiliriz; evet, her tanımlama tehlikelidir, bilhassa kapsamı aşırı geniş kavramlara yönelik rijid tanımlamalar. Zira, böyle bir teşebbüs, tanımlanacak "şey"in birçok unsur ve elemanını dışarıda bırakmak gibi bir risk taşır. Milliyetçilik de öyle; aşırı geniş bir kapsamı olan bu kavramı her rijid tanımlama denemesi ancak O'nun bir kısmını tanım çerçevesi içerisine dahil edebilir ki bu da kavramın definitif bir hale getirilememesine ve hatta daha da bulanık bir şekle bürünmesine sebebiyet verebilir.
 
Milliyetçilik'in tanımındaki bu zorluk, muhtelif milliyetçilik kavramlarında da görülebilir; gerçekten de, Milliyetçilik'in hiç de "işte öyle bir şey" olmadığı, kavramlar dünyasına girilince anlaşılıyor. Gerçekten de Milliyetçilik, "işte öyle bir şey" denecek kadar basit bir konu değil; haddinden fazla ve insanın içini ezecek kadar karmaşık ki bu da O'nun efradını cami', ağyarını mani', yani onunla ilgili ve ilintili hiçbirşeyi dışarıda bırakmadan içine alan bir tanımının yapılamayacağını ve binaenaleyh, Milliyetçilik üzerine yazılan her eserin mutlaka noksan olacağını isbata muktedirdir.
 
Milliyetçilik İle İlgili Kavramlar Kümesi
 
Milliyetçilik'in, yaygın kanaatin aksine hiç de "işte öyle bir şey" olmadığı ve bianenaleyh, tektip (üniform) ve tektür (homojen) bir tarifinin yapılamayacağı, O'nunla alakalı kavramlarla karşılaşıldığında bir kere daha anlaşılmaktadır; sadece birkaç nümune: Etnik, sivik, primordial, naif, latent (zımni), manifest, partizan, eleştirel, banal, militan, emperyalistik, agresif, yırtıcı (predatory), bölgesel (sectional nationalism), küresel, devletçi, milletçi, tepkisel, iyi, kötü, izolasyonist, pozitif, negatif, dönüştürülmüş (transferred), eksiztansiyel, kognitif, ırkçı, dini/dindar (religious) milliyetçilikliker; kültür milliyetçiliği, kriz milliyetçiliği; devlet kurmaya yönelik milliyetçilik, devlet kurtarmaya yönelik milliyetçilik; millicilik, milletçilik, ulusçuluk, ulusalcılık; dünya milliyetçiliği; Yeni Milliyetçilik (Theodore Roosevelt), Batı Milliyetçiliği, Doğu Milliyetçiliği, Avrupa Milliyetçiliği v.s.
 
Ezcümle; Milliyetçilik, hiç bir babayiğidin - aklından zoru yoksa - "canım işte öyle bir şey" diyerek ceffel kalem bir çırpıda bütün tazammun ve şumulü ile tanımlamayı taahhüd edebileceği bir "şey" değil; muhtemelen hiçbir zaman da olamayacak. Bu yüzdendir ki, ancak kısmi ve ortalama tanımlara girişilebilir. Bir deneyelim: Milliyetçilik idesinin temelleri öncelikle bir "hissetme", bir "aidiyet" duygusudur; bir olgusal gerçekliktir; yani O, en azından başlangıç kademesinde "cogito" ile elde edilen, akıl ile inşa edilen bir sun'i ürün değildir; bir eksiztansiyel haldir. Milliyetçilik, bir aidiyettir, bir sadakattir, bir aşktır. Aşk'ı kim tarif edebilir? Elbette hiç kimse! Aşk, kalbimizde çarpan ve damarlarımızda akan bir "şey"dir; hissedilen ve yaşanan bir "şey"dir; tarif edilen bir şey değil.
 
Denecektir ki "ait olma; ama neye?". İmdi: İnsan önce kendisine aittir; herşeyin merkezinde Ben vardır; sonra derece-derece, kademe-kademe Ben'e yakın olanlar; yani aynı kökten gelenler, aynı dilden konuşanlar ve ilaahir gelir. Haldun'un tefekkür dünyasına armağanı olan "Neseb Asabiyesi" ile kastettiği de budur; kendimize yakın olanlara karşı içimizde tabii ve fıtri olarak hissettiğimiz bağlılık! Ben, bütün varlık küresinin merkezine oturur, onun etrafını ilk önce işbu "yakınlar"dan oluşan ve tabakalar halinde üstüste yığılan ve aslında büyütülmüş bir Ben'den başkası olmayan "Biz" küresi sarar. Kimdir işbu yakınlar? Aşağıya doğru "yarınki Ben" olan evlatlarımız, yana doğru kardeşlerimiz, geriye doğru anamız, babamız, atalarımız; onları çevreleyen aynı soydan gelenlerimiz; sonra birlikte inşa ettiğimiz bütün bir tarihi süreçte aynı müşterekleri paylaştığımız ve kollektif hafıza ile bizi birbirine bağlayan maddi ve manevi her şey ve herkes; vatan denen kutlu toprağımızla, dirilerimizle olduğu kadar her an aramızda yaşayan ölülerimizle birlikte.
 
Bütün bunsur ve elemanlar, müşterek hafıza ile ortak bağ kurduğumuz ve tarih içerisinde inşa ettiğimiz diğer tabakalara doğru yükselir ve "Büyük Biz" küresine ulaşılır; işte bu, "Millet"tir ve Milliyetçilik denen o pek ele avuca sığmaz, her tarif denemesinin zorlanmasına sebebiyet veren vakıa da bir yandan O'ndan beslenirken diğer yandan O'nu besler.
 
Ne var ki, işbu hissetme, Milliyetçilik'in ekzistansiyel tabanı olup, ondan sonrası kognitif seviyedir; bir bilinç ürününe terfi etmiş, bir kültürel ve siyasi projeye münkalib olmuş, bir yandan Millet adlı o güçlü ve fakat amorf malzemeye istinad eden ama diğer yandan da onu sürekli olarak yenileyen, inşa eden, daha rafine, daha vürtüoz hale getiren Kognitif Milliyetçilik.
 
Milliyetçilik Yeni Bir İcad mı?
 
Milliyetçilik'in Sanayi' Devrimi'nin bir ürünü olduğu şeklinde sıklıkla dile getirilen iddia, gerçeğin yalnızca bir yanını anlatmaktadır; zira Milliyetçilik, neredeyse insanlık tarihi kadar eski bir gerçekliktir. "Yunanlılarla yabancılar dövüşürse, buna savaş diyeceğiz; günkü bunlar gerçekten düşmandır birbirine. Yunanlılar Yunanlılarla dövüşürse, Yunan ülkesinde bozukluk, ikilik var diyeceğiz. Bu dövüşün adı da çatışma olacak; çünkü bütün Yunanlılar dosttur aslında" diyen Eflatun, veya milletine "Ey Türk Oğuz Beyleri ve halkı (budunu), işitin! Üstte gök çökmedikçe, altta yer delinmedikçe, ey Türk halkı, senin devletini, törelerini kim yıkıp bozabilirdi?" diye hitap eden Kültigin ile herhangi bir çağdaş ateşin milliyetçinin manifestosu arasında öz bakımından değil, ancak derece, format ve çap bakımından fark vardır. Milliyetçilik'in bir terim olarak ilk defa 1789'da telaffuz edilip bilahare ancak 1830'dan sonra sıkça kullanılmaya başlaması bir yanılgıya yol açmaktadır; ancak, işin doğrusu şu ki, O, ismen olarak mevcut olmadan çok önceleri cismen mevcuttu; bütün tarih boyunca var olmuştur, bundan sonra da var olmaya devam edecektir. Sanayi' Devrimi'nin bu noktadaki yeniliği, Milliyetçilik'e örgütlenme ve kültürel ve siyasi formasyon açısından kazandırmış olduğu ve en yetkin ifadesine Ulus-Devlet'te ulaşan yeni biçim ve mahiyeti olmuştur. Milliyetçilik'in Küreselleşme ile birlikte yok olmaya trendine girdiği iddiası da aynı zaaf ile maluldür; hakikat halde Milliyetçilik zayıflamamakta, hatta çapı büyümekte ve formatı değişmektedir ve keza, tarihi Milliyetçilik kadar eski olan ve Küreselleşme ile bilikte daha da sıkça anılan ve Milliyetçilik'in en büyük rakiplerinden olan Kozmopolitanizm dahi netice itibariyle bütün insanlığı bir tek millete, bütün yeryüzünü de bir tek devlete (Dünya Devleti) dönüştürmeye yönelmiş olan ve zaman-zaman literatürde "dünya milliyetçiliği" (world nationalism) veya "milliyetçilikler birliği" (pan-nationalism) ismiyle de göze çarpan en kapsamlı bir tür milliyetçiliktir. Bu konudaki en dikkat çekici örneklerden birisi de Avrupa Birliği'nin, geleceğini sağlam temellere oturtabilmesi için belirli bir insan modeli [Avrupa İnsanı; mucidi Edmund Husserl'in verdiği adla "Europäischen Menschentums"] üzerine müesses bir halk ve bir millet (European Nation) ve bu milletin miliyetçiliğini inşa etmekte olmasıdır.  
 
Milliyetçilik "Kötü" müdür "İyi" mi?
 
Kötü ve İyi gibi kavramların zihin açısından, birincisi ahlaki tavır almak, ikincisi de karmaşık konuları basite indirgemek suretiyle zihin konforu sağlamak olmak üzere iki türlü fonksiyonu olduğunu söyleyebiliriz. Birincisi "iyi" birşeydir kuşkusuz, zira ahlaki bir endişeye delalet eder; ikincisi de "kötü" birşeydir kuşkusuz, zira komplike mes'eleri anlamakta zorlanan bir zihniyet fikdanına delalet eder. Böyle bir illet ile malul bir dimağın biraz müşkilce bir mes'elede ilk sorduğu suallerin başında " o dediğin iyi bir şey mi, kötü bir şey mi" klişesi yer alır. Aynı zihin yetmezliği Milliyetçilik gibi "işte öyle bir şey" kabalığı ile tanımlamayacak zorlu mes'elelerde de karşımıza çıkmaktadır: Eğer kötü bir şey ise üstünde durmaya gerek yok, at gitsin, iyi bir şey ise yine üstünde durmaya gerek yok, tut gitsin. Kimi konforlu zihinlere göre Milliyetçilik mutlak surette ve her şekliyle iyidir; kötü ve/ya zararlı hiçbir türü yoktur ve olamaz; tut gitsin. Kimilerine göre sadece benim milliyetçiliğim iyidir, diğerlerinin üstünü çiz gitsin. Kimine göre de her şekliyle illa ki ve muhakkak kötü bir şeydir, hatta en kötü şey; ne AIDS onunla boy ölçüşebilir ne SARS; bir bulaşmaya görsün, zinhar kurtuluş yoktur; önce ateş yükselmesi ile başlar, sonra paranoyalar, halisünasyonlar, sonra ağzı köpürerek saldırmalar v.s.; öyleyse at gitsin... hayır, atmak yetmez; çünkü O, bedene hulul etmiş İblis'tir, en iyisi - tam da Batı geleneklerine uygun olarak - yak gitsin.     
 
Sahi; Milliyetçilik "kötü" müdür "iyi" mi? Kötü nedir, İyi ne diye sormadan, derim ki, Milliyetçilik bir realitedir, bir olgudur; ateş gibi; onsuz hayat olmaz ama, iyisi de olur, kötüsü de, her ikisine de istidadı vardır; nasıl kullanılırsa öyle sonuç verir. Yani kötülük ve iyilik "içinde" değil "dışında"dır. Milliyetçilik dahi öyledir. Ancak en kötü milliyetçilik, bila şekk ü şüphe, 19ncu asırda Avrupa'da vücut bulan ve bu yüzden de Avrupa'nın insanlığa en kötü hediyesi olan saldırgan ve yırtıcı Avrupai milliyetçiliklerdir.
 
... aslında, Gellner'in pek haklı tesbitinde olduğu gibi "yerçekimi gibi önemli ve kapsayıcı bir güç" olan Milliyetçilik, bir olgudur ve her olgu gibi, eleştiriye kapalıdır, eleştirilemez birşeydir. Eleştirilecek olan husus, O'nun nasıl formatlandığı ve uygulandığının yanında, bir de, bilnçsiz ve samimiyetsiz eleştirilerdir.
 
Not:
1: Fotoğraf basılı metne sayfa editörü tarafından konmuştur.
2: Orijinal metindeki "Milliyetçilik Yeni Bir İcad mı?" ara başlığı basılı metinde iptal edilmiştir.
Yazıyı PDF dosyası olarak indirmek için tıklayınız. [ Boyutu: 302,10 KB ]




Copyright ©2006-2017, Durmuş Hocaoğlu

Sitede yayınlanmakta olan yazılar kaynak göstermek şartıyla kullanılabilir.

Anasayfa  |  Biyografi  |  Kitaplar  |  Yazılar
Bildiriler  |  Röportajlar  |  İletişim