ANASAYFA BİYOGRAFİ KİTAPLAR YAZILAR BİLDİRİLER RÖPORTAJLAR KÜTÜPHANE İLETİŞİM
        Detaylı Arama

Facebook'ta Paylaş

Devlet(çilik) Bumerangı
Durmuş Hocaoğlu

Aksiyon Dergisi / Sayı: 346; 21.07.2001-27.07.2001
 
"Ey Devlet'i savunmada ölçüyü kaçıranlar! Devlet'in başına isabet ettirdiğiniz bumeranglara dikkat! Bugünün yarını da var ve yarın hiçbir şey yoksa dahi, Tarih denen mahkeme var!"
 
 
Hatırlanacağı üzere, bundan önceki "Keskin Sirke ve Küp veya Bumerang Etkisi" başlıklı yazımızda, muayyen bir gayeye matufen müracaat edilen metodların, yanlış ve tahammül sınırlarını tecavüz edecek derecede keskin ve sert olması halinde, beklenen ve umulanın aksine neticeler hasıl etmesinin ve gayeye hizmet yerine zarar vermeye yönelmesinin "Bumerang Etkisi" olarak anıldığını ve Türkiye'nin, son yıllarda bu etkinin çok dikkate değer birkaç örneğini yaşadığını söylemiş ve bu bariz örneklerden birisinin, guya İslam'a ve Müslümanlara daha yararlı olmak isterken tam aksine İslam'a ve Müslümanlara zarar veren "Siyasi İslam(cılık) Bumerangı" ve ikincisinin de guya Devlet'e daha yararlı olmak isterken Devlet'e ve Millet'e zarar veren tesirler hasıl eden "Devlet(çilik) Bumerangı" olduğunu belirtmiştik. Devlet(çilik) Bumerangı'na canlı bir nümune-i timsal olmak üzere dış-dünyadan vermiş olduğumuz örnek ise, SSCB'nin dağılışında, Sovyet vatandaşlarının ve bahusus SSCB'nin omurgasını oluşturan Ruslar'ın, devletlerinin hiçbir harici tazyike maruza kalmadan çöküşü, toprak, güç ve itibar kaybedişi karşısında takınmış olduğu sessiz tavır olmuştu ve yazının son cümlesinde de hulasaten şu suali sormuştuk:
 
"Rus halkı, devletlerinin adeta fücceten yıkılışı, aniden yüz-üstü kapaklanışı karşısında, niçin ülkeyi ayağa kaldırmadı; niçin "bu yüce devletimi harp-darp yokken dağıtanların kellesini isterim" diye şedid bir tepki göstermedi; niçin kimse kederinden canına kıymadı; niçin? Evet: Niçin?"
 
Şimdi bu sualin cevabına dönelim; bu cevap çok mühim; zira, bizim de ondan alacağımız derin hikmetli dersler vardır.
 
***
 
İmdi: Bu "niçin"in bir değil birçok çok cevabı olacağı muhakkak: Rus halkının tepkisiz ve muti, sivil reflekslerinin zayıf, otoriteryenizm geleneğine sadık, "büyüklerimizin bir bildiği vardır, herhalde" şeklinde özetlenebilecek olan Hikmet-i Hükumet felsefesine bağlı olduğu ve diğerleri; ama, zahir ki, en mühimi şu olsa gerektir: "Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği"nin kendi halkı ile bağı kopmuştu! Bu bağın kopmuşluğu, SSCB'nin arkasından kaç kişinin ağladığından istihrac edilebilir. Vakıa, hala günümüzde de Sovyet dönemine güçlü bir eğilim ve hasret olduğu reddi kaabil olamayacak bir gerçektir; ama, bu eğilimin en kavi menşei Laleli'deki Rus tüccar-turistlerle yapılacak mülakatlarla da anlaşılabilir: Rusya'nın aşırı derecede düşmesinin getirmiş olduğu bir tür nostaljik hasret; her imparatorluğun yıkılışında olduğu gibi, azametli bir devletin yıkılışının kaçınılamaz bir şekilde tevlid etmiş olduğu psişik çöküntü vesaire. Buna, samimiyetle Komünizm'e inananlar ve o dönemdeki - zorbaca da olsa - düzen ve istikrarı arayanlar ve ayrıca, statü, menfaat ve mevkilerini kaybedenler de eklenmelidir. Fakat, gerçek değişmiyor: SSCB'nin peşinden, bizzat "SSCB Devleti" olarak ağlayanı çok az! Bu noktada Rus halkı hain mi idi diye sorulabilir; hiç ihtimal veresim gelmiyor; eğriye-eğri, doğruya-doğru: Almanlara karşı vatanlarını cansiperane müdafaa edenler de yine bu insanlardı. Hayır! Bu sessizlik, Rus halkının hıyaneti ile izah edilemez. Gerçek şu ki, SSCB, vatandaşı ile organik bağı kopmuş bir devletmiş meğerse! İşte, "Devletçilik Bumerangı"nın en trajik ve en canlı, en taze misali! Kendisini, bir beşer ürünü olduğunu unutarak, kendi kutsallığı içerisine hapsetmiş; kendisini savunmakta ölçüyü çok kaçırmış, durmadan halkının üstüne-üstüne gitmiş; çok söyleyerek yüzsüz, çok aç bırakarak hırsız etmiş bir devletin, en vahim anında, kimseyi arkasında ve yanında bulamaması!
 
***
 
İmdi; Tarih denen laboratuardan elde edilen bu empirik bilgi, bize de çok şey söylemekte. Bu "niçin"i çok iyi anlayalım ve etrafımıza şöyle bir bakalım: Bu ülkenin insanlarında görülen, birkısmı başka, birkısmı haksız ve yanlış sebeplere dayansa da, "Avrupa Birliği"ne karşı aşırı derecede teveccüh; ekseriyeti Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere iki milyonu aşkın kişinin yurt dışına gitmek - "gitmek" mi "kaçmak" mı ? - için adeta panik halinde konsolosluklara hücum etmesi ne anlama geliyor? Benim anladığım, çok açık ve seçik olarak şundan ibaret: Ağzımdan yel alsın; ama, Türkiye Cumhuriyeti'nin vatandaşları ile organik bağı kopuyor!
 
***
 
Türkiye'de Devlet'i savunurken elinin terazisinin çok kaçıranlar, hiç istemedikleri halde, boyunu-posunu aşan bir cihangirlik hülyası ile İskender-i Kebir'e özenen karikatür Enver'in İmparatorluğumuz'u dağıtmasından daha feci bir Bumerang'a sebebiyet verebilirler. Lutfen dikkat: Türkiye, tam bir tarihi kırılma çizgisinde ve de çekilebileceği en son sınırlarda bulunuyor; bundan bir adım daha ilerisi, bizi, Sevr'den daha ağır şartlarla karşı-karşıya getirir; hatta daha fecisi olabilir; hem de harpsiz-darpsiz: IMF yolu ile, "Avrupa Birliği Üyeliği" yolu ile, "gönüllü kolonileşme" yolu ile ve ilaahir.... Evet: Harpsiz-darpsiz; çünkü vatandaşlarında Devlet'i müdafaa etmek fikri git-gide zayıflıyor!
 
...ve de bir gün, nasıl olup-bittiğini dahi anlayamadan, bu topraklardaki bin yıllık maceramızın birden-bire noktalanıverdiğini ve aniden yüz-üstü kapaklanan Devlet'in arkasından pek de kimsenin ağlamadığı farkedildiğinde, Devlet'i kaybetmenin namusunu kaybetmek demek olduğuna inananlar, Devlet'i savunayım derken Devlet'in başında bumerang patlatanlardan hiçbirisini de hesap sormak için bulamazlar.
 
***
 
Ey bu devletin gücünü elinde tutanlar! Sizin vatandaşlarınız hala modern standartlarda, tam ve gerçek anlamında "vatandaş" değil de önemli ölçüde "tebaa" oldukları için, siz üstlerine nice giderseniz gidiniz, size açık tepki vermiyorlar ve siz de bunu başarı sanıyorsunuz. Hayır! Bin kere hayır! Açık tepki vermiyorlar; ama daha kötüsünü yapıyorlar; tepkileri bir iç kanama gibi: İçlerinde dünyaları yıkılıyor ve Devlet ile gönül bağları kopuyor; o kadar tadını kaçıracak derecede üstüne-üstüne gidiyorsunuz ki, onlara "dünyada tek toprak Türkiye değil", "vatanım ru-yi zemin, milletim nev-i beşer" dedirtiyor ve bu ülkede devlet gücü ile "kozmopolitizm"i yaygınlaştırıyorsunuz! Allah aşkına; veya başka neyi mukaddes biliyorsanız onun aşkına: Siz ne yapmak istiyorsunuz?
 
Hiç olmazsa Makyavel'e kulak veriniz: "En müstebit bir hükümdar dahi, gıyabında kendisini müdafaa edecek bir tebaaya muhtaçtır".
 
 
***
 
Ey Devlet'i savunmada ölçüyü kaçıranlar! Devlet'in başına isabet ettirdiğiniz bumeranglara dikkat! Bugünün yarını da var ve yarın hiçbir şey yoksa dahi, Tarih denen mahkeme var!
Yazıyı PDF dosyası olarak indirmek için tıklayınız. [ Boyutu: 245,98 KB ]




Copyright ©2006-2017, Durmuş Hocaoğlu

Sitede yayınlanmakta olan yazılar kaynak göstermek şartıyla kullanılabilir.

Anasayfa  |  Biyografi  |  Kitaplar  |  Yazılar
Bildiriler  |  Röportajlar  |  İletişim