ANASAYFA BİYOGRAFİ KİTAPLAR YAZILAR BİLDİRİLER RÖPORTAJLAR KÜTÜPHANE İLETİŞİM
        Detaylı Arama

Facebook'ta Paylaş

Bazı Başlıklarla Türkiye Manzaraları
Durmuş Hocaoğlu

Aksiyon Dergisi / Sayı: 378; 02.03.2002-08.03.2002
"Hal-i hazır manzaramız hiç de iyi değil; bu kadar kirletmeye ve tüketmeye deniz-derya olsa dayanmaz; kirlettiğimiz ve tükettiğimiz kendimiz; bu ülke!"
 
 
Türkiye, son birkaç ayda IMF'den takriben 19 milyar dolar civarında "kredi", yani "borç" almayaı başardı. Ancak, sanki borç yiyenin kesesinden yediği ve veren elin alan elden üstün olduğu şeklindeki ebedi doğru hikmetler boşa söylenmiş gibi, Hükumet'te ve yandaşlarında anlamsız bir zafer havası var. Beri yandan, işin bir başka ızdırap verici tarafı da şu ki, bu borçlar için nelerin kaybedildiği üzerinde hemen-hemen hiç durulmuyor. Bu ülke ve bu millet, bir anlamda haysiyetini rehin bıraktı ve geleceğini ipotek altına aldı. Bundan maada, konunun ziyadece dile getirilmesi gereken başka bir yanı da, bu kadar ağır bir fatura karşılığında alınan bunca paranın nerelere gittiği; bu kadar ağır ve yüz kızartıcı bir bedeli olan bu borç paralar, kimsenin eline değmeden, hemen-hemen bütünüyle bankalara ve daha önce alınan borçlara gidecek. Ne kadar mükemmel bir "tezgah"!
 
***
 
Ecyad Kalesi'nin Suudi Bedeviliği'nin vandallığına kurban gitmesi vesilesi ile gıdıklanan milli hassasiyetler bir saman alevi gibi parladı ve söndü; şu anda çoktan tüketilmiş ve unutulmuş bulunuyor; tıpkı Şair'in "Bir idamlık Ali vardı asıldı / Geçti gitti bir birkaç günlük fasıldı" dediği gibi! Bu ülke, kamuoyu ile, medyası ile, aydını ile hiçbir konuda musırr ve müstakarr değil ve önüne gelen herşeyi bir maymun iştihası ile tüketiyor.
 
***
 
Hemen her dini bayram, ay ve günde ne kadar "din üzerinden" medyatik olmak isteyen adam varsa TV'lere çıkarak bin yıllık mes'eleleri kurcalayıp duruyor. Halbuki bu programlarda ele alınan ve sakız gibi çiğnenen mes'elelerin çoğunda yeni ve orijinal bir tez geliştirmek o kadar basit ve kolay olmadığı gibi de gerekli de değildir: Müslümanların asıl can yakan problemleri bunlar değil ki!... Kaldı ki, bu gibi mevzuların tartışma yeri de öncelikle akademik mekanlar olsa gerektir. Her şeyin nas içinde ve üstelik "show" metodu ile tartışılması bilimin önce ahlakına aykırıdır sonra da metoduna.   
 
***
 
Bu kurban bayramında geçen senelerdekine nazaran nisbi bir temizlik göründü ki bunu hayra yorabiliriz; demek ki bazı şeyleri yapmak hiç de zor değil. Ama bunun için illa ki "zor ve ceza" mı lazım? Ne zaman, temizliği, nezaketi ve nezafeti sırf doğru ve iyi oldukları için yapmayı öğrenecek ve Müslümanlığın ve insanlığın ruhuna uygun davranacağız? İşin doğrusu şu ki, kendi iradesi ile iyi, doğru, güzel olanı seçmek ve yerine getirmekte zorlanan ve amir ve mütehakkim bir güce ihtiyaç duyan her cemiyet, şu veya bu şekilde zorbalığı, depsotizmi ve jakobenliği davet eder ve meşrulaştırır.
 
***
 
Bizzat Başbakan tarafından verilen açık söze ve geçen sene bu konuda çıkarılan kaanuna rağmen, Eğitim, Öğretim ve Bilim camiası mensuplarının ücretlerinde en ufak bir iyileştirme cihetine gidilmedi; çok ayıp ve çok yazık. Devlet adamları kendi adlarına değil Devlet adına söz verirler ve binaenaleyh, verdikleri sözlere sadakatsizlikleri Devlet'e güveni sarsar; Devlet'i "güvenilmez ve ciddiyetsiz" bir müesseseye dönüştürür; Devlet'in itibarını zedeler. Halbuki, Devlet'in itibarını zedelemek, çok ciddi bir suçtur. Bunun onda birini yapana neler reva görülmezken, kimseler bunun hesabını bu kabil "devlet adamları"ndan sormayacak mı; bugün veya yarın, ama mutlaka bir gün?
 
***
 
Türkiye'nin manzaraları arasında belki en olumlusu ve en olumsuzu, birlikte, aynı Doğalgaz konusunda görüntülenmiş bulunmakta. Olumsuzu şu ki, Hükumet yetkilileri Doğalgaz'ın ithal fiyatını bir türlü açıklamaya yanaşmadılar; bu nasıl iştir! Bilmiyorlar desek bir ayıp, biliyorlar desek bin ayıp. Olumlusu da şu ki, Toplum'un çok değil azıcık bir direnmesinin dahi, nasıl önemli bir sonuç verdiğini hepimiz gördük. Şu halde bu küçük tecrübe de gösteriyor ki, Biz'de olmayan şey "güç" değil, "irade". Ey Türkiye! Gücünü keşfet ve onu harekete geçir! Bak o zaman nelere kaadir olduğunu göreceksin!
 
***
 
Yakın dönemde yaşadığımız bütün olumsuzluklara tuz-biber ekeni ise, Karen Fogg'un e-postalarının açıklanması oldu. Bu mektupların nasıl ele geçirildiği ve ele geçirilmesinin ve açıklanmasının suç olup-olmadığı ehemmiyetsiz birer teferruattan başkası değil. Asıl mühim olanı şu: Türkiye'de bir müstemleke müfettişi gibi davranan Bayan Fogg yavuz hırsızın ev sahibini bastırması gibi bastırdı, zeytin yağı gibi üste çıktı, bütün ülkeyi teslim aldı ve herkesi susturdu. Ama en utanç verici olanı da, Bayan Müfettiş Fogg'un ne kadar da yaltakçısının ve gönüllü avukatının olduğunun açığa çıkması oldu. Neredesin ey haysiyet?
 
***
 
Bu arada küçük bir not daha: Bundan çok değil yirmi-otuz yıl öncesinin en çok kullanılan kavramlarından olan "mukaddesatçılık", "maneviyatçılık" terimlerini hatırlayan ve kullanan kaç kişi var? Her şeyin kirletildiği ve tüketildiği bu cemiyette, daha yakın zamanların en gözde terimlerinden olan "İslamcılık"a ne oldu? Şimdi sıra "milliyetçilik"te.
 
.. aynı kirletme ve tüketme mevzununda küçük bir not daha: Bu ülkede "iffet" kavramını hatırlayan ve saygı ile sahip çıkarak kullananların sayısı büyük bir hızla azalmıyor mu? Bu kadarı da fazla demeyiniz; siz haklı olsaydınız, sübyancılığı alenen müdafaa edenlere karşı muazzam bir tepki oluşması gerekirdi. Bence, ben haklıyım: Hiç de masum değiliz; çok değerli şeyleri çok kaba ve çok görgüsüz bir şekilde kirletiyor ve tüketiyoruz.
 
Kirletmeye ve tüketmeye tam gaz devam. 
 
***
 
Hal-i hazır manzaramız hiç de iyi değil; bu kadar kirletmeye ve tüketmeye deniz-derya olsa dayanmaz; kirlettiğimiz ve tükettiğimiz kendimiz; bu ülke!
Yazıyı PDF dosyası olarak indirmek için tıklayınız. [ Boyutu: 240,39 KB ]




Copyright ©2006-2017, Durmuş Hocaoğlu

Sitede yayınlanmakta olan yazılar kaynak göstermek şartıyla kullanılabilir.

Anasayfa  |  Biyografi  |  Kitaplar  |  Yazılar
Bildiriler  |  Röportajlar  |  İletişim