ANASAYFA BİYOGRAFİ KİTAPLAR YAZILAR BİLDİRİLER RÖPORTAJLAR KÜTÜPHANE İLETİŞİM
        Detaylı Arama

Facebook'ta Paylaş

Yollari Kesisenler, Asla Dost Olamaz
Durmuş Hocaoğlu

Ayyıldız Gazetesi / 25.01.2000
İran'ın Türkiye ve Türkler ile dost olmamasının, olamamasının sebepleri bir hayli çoktur; biz burada sadece çok kalın çizgili bir hulasa yapacağız... ki hepsi de gelip-gelip birtek noktaya dayanmaktadır: Yolların kesişmesi!
 
  • Kökü binlerce yıl öncesine, Orta-Asya'ya dayanan geleneksel OrtaAsya İran-Turan ihtilafı hem tarihi arka-plan olarak hala itici bir motor güç olmaya devam etmektedir ve hem de bu ihtilaf tarih olmuş değildir; el'an geçerlidir.
Çok eski çağlardan beri Turaniler ile İraniler arasında tarihsel bir uyuşmazlık var-olagelmiştir. Aşırı derecede geniş, denizlere kapalı, büyük ticaret güzergahlarına uzak olan Orta-Asya'da boğulan Türklerin nefes alma yollarından birisi hem İran platosunu el geçirmek ve hem de İran üzerinden sarkarak denizlere ve ticarete ulaşmak olmuştur. Yani, İran platosu Turanlılar için hem kendisi münbit bir alan ve hem de denizlere, ticaret yollarına, Orta-Doğu'ya ve daha ilerisine uzanılabilecek bir köprüdür; fakat İran'ın hakimleri bu köprüyü tutmuşlardır. Beri yandan Orta-Asya ise İranlılar için, uçsuz-bucaksız bir zenginlik alanı anlamına gelmektedir. Buradan ihtilaf çıkmaz da ne çıkar? En eski çağlardan beri İran ve Türk edebiyatları bu ihtilaftan kaynaklanan çatışmaların hikayeleri ile doludur. Söz gelimi, Kadim Farsi din olan Zerdüştlük'teki Turan düşmanlığı ne ise, Sünni İran'ın büyük tarih ve tefsir alimi Taberi'deki veya Firdevsi'deki Türk düşmanlığı da aynı derece ve mertebededir. Aynı duyguları Türklerin de İranlılar hakkında beslediğine kesin gözüyle bakabiliriz.
  • Türkler Anadolu'ya gelince aynı ihtilaf azalmamış, hatta daha da artmış, tarihi Anadolu-İran ihtilafı geleneği ile katmerlenmiştir. Coğrafya, Anadolu'dakiler ile İran'dakileri hemen her hususta birbirine düşman kılmıştır. Filvaki bu gelenek, Antik Yunan, İskender ve Roma ile Antik İran'a kadar uzanmakta olup, Anadolu'da mukim olan herkes ile İran'da mukim olan herkesi karşı-karşıya getirmiştir.
Bu gelenek, asli özelliklerinden hiçbir şey kaybetmeksizin, daha sonra Osmanlı ve ondan sonra da Türkiye Cumhuriyeti dönemlerinde dahi devam etmiştir.
  • Mezhebi farklılık ve İslam dünyasında liderlik mücadelesi de başka ve mühim bir ihtilaf kaynağını oluşturmuştur. Buna, 79 İran Devrimi'nin tesirinin de katılması gerektir. Fakat, bu gerginlik ve ihtilaf sebebinin tek başına çok abartılması yanlış olur; İran, sünni bir devlet de olsaydı, benzer ihtilaflar olacağına kesin gözüyle bakabiliriz. Çünkü, Din, hiçbir zaman, tek başına yeterli bir politik faktör değildir; hiç olmamıştır. Osmanlı-İran ihtilafının birinci sebebi, tarih ve coğrafyadan kaynaklanmaktadır. Nitekim, aynı coğrafi faktörler, ikisi de Türk olan Osmanlı ve Memluklu'yu da zamanla hasım kılmıştır.
Mezhebi farklılığın mühim bir etkisi şu olmuştur: İran, bütün tarihi boyunca, Şia dolayısıyla kendisini büyük İslam dünyası içerisinde yalnız, itilmiş ve kuşatılmış hissetmiştir ki bunun da onun hırçın, dessas ve hilekar politikaya fazla müracaat etmesi üzerinde önemli bir payı olduğunu düşünebliriz.
  • Bütün bunlara şunu da eklemek gerektir: Bütün tarihleri sürekli menfaat kesişmeleri ve bundan mütevellid çatışmalarla dolu olan iki milletin ve iki devletin bu "husumet tarihi", başka hiçbirşeye ihtiyaç dahi hissettirmeden, kendisi dahi tek başına neredeyse yeterli bir ihtilaf kaynağı oluşturabilir.   
 
***
 
Bu gibi sebepler dolayısıyla, İran, bütün tarihi boyunca Türklere karşı ve ona zararlı olabilecek hemen-hemen her tür siyasi oluşumn içerisinde bulunmaya, kudreti muktezasınca gayret etmiştir; bugün dahi, aynı gayret içerisinde olmasını hem beklemeliyiz.
 
Onun içindir ki, üzerine basa-basa şu genel hükmü ileri sürmek istiyorum: Yolları kesişenler, asla dost olamazlar. Halbuki, Tarih de bu iki milletin yolunu sürekli kesiştirmiştir. Öyleyse, biz asla dost olmayız; olamayız. 
 
İran'ın, şu anda kendisini Kuzey'den, Batı'dan ve Doğu'dan bir Türk çemberine alınma gibi bir tehlike içerisinde hissettiğine eminim. Üstelik kendi içerisinde Farsi nüfustan aşağı olmayan bir Türk nüfusu varken ve çağımız milliyetçilikler çağı iken; Allah aşkına, şu İranlılar eğer aptal değilseler, rahat uyuyabilirler mi?
 
PKK, ya da Hizbullah veya başka herhangi bir "zararlı", Türkiye'ye zarar verdiğine göre, İran'dan mutlaka bir şekilde destek görür.
 
***
 
Evet, biz asla dost olmayız; olamayız. Ama varsın politikacılar aksini söylesin. Böyle söylemek hem ilmen yanlıştır ve hem de ahlak dışıdır; zira hilaf-ı hakikattir. Ama siyaseten doğrudur; çünkü siyaset, bizatihi ahlakın ve hakikatin değil, menfaatin arandığı bir alandır.
 
Böyle söylemek menfaatler için iyi ise, siyaseten faydalı demektir; o zaman bırakınız söylesinler; nasıl olsa biz doğrusunu biliyoruz.
Yazıyı PDF dosyası olarak indirmek için tıklayınız. [ Boyutu: 223,34 KB ]




Copyright ©2006-2017, Durmuş Hocaoğlu

Sitede yayınlanmakta olan yazılar kaynak göstermek şartıyla kullanılabilir.

Anasayfa  |  Biyografi  |  Kitaplar  |  Yazılar
Bildiriler  |  Röportajlar  |  İletişim