ANASAYFA BİYOGRAFİ KİTAPLAR YAZILAR BİLDİRİLER RÖPORTAJLAR KÜTÜPHANE İLETİŞİM
        Detaylı Arama

Facebook'ta Paylaş

Grozni Düştü!
Durmuş Hocaoğlu

Ayyıldız Gazetesi / 03.02.2000
Grozni düştü!
Ne yapılabilir acaba? Galiba, herkes elinden gelenin en iyisini yapmalı; benimki yazmak. 
 
***
 
Gerçek bir asker ve gerçek bir siyasetçi, "muharebeler"i değil "nihai harb"i kazanmayı gaye edinmelidir. Bu itibarla, gerek asker ve gerekse de siyasetçi, öncelikle çok iyi bir şekilde Güç Analizi yapabilmeli, kendi gücünü ve hasmının gücünü çok iyi ölçebilmelidir. Bu bilginin vereceği sonuca göre göre de, kendi gücünün neye yettiğini, neye talip, nereye kadar ilerlemeye muktedir olabileceğini ve nerede durması, nerede geri çekilmesi gerektiğini bilmek durumundadır.
 
Ve dahi bilmek durumundadır ki, milletlerarası siyaset, "delikanlılık raconu" ile yürütülemez. İyi delikanlılardan iyi cengaver, lakin kötü siyasetçi olur. Bizim tarihimizin Enver'i; kara bahtımız kem talihimiz Enver; Türk halkının "Enver Paşa bu imiş / Paşalığı yoğ imiş" dediği, iliklerine kadar vatan-sever; bir yiğitlik timsali, ama aynı zamanda sıfır numara kaabiliyetsizlik heykeli olan, başımızın belası Hazret-i Damad-ı Şehriyari Serkumandan Vekili Enver Paşa, bu konunun en mümtaz, en seçkin timsalidir. Başka söze ne lüzum var: Herkes bize bakıp, beyin fukarası yiğit cengaverlerin bir milleti ne hallere düşürdüğü konusunda engin tecrübeler kazanabilir.
 
... Evet; gerçek bir siyasetçi, ayrıca, yarınları kurtarmak için, icap eden hallerde aşağıdan almayı da bilmek zorundadır. Söylenmesi zordur, ama, öyle anlar gelir ki, diplomatik dilde "stratejik çekilme" denen şeyin en kötüsü dahi yapılabilir. Hatta, avami dildeki karşılığı ile, "etek öpmekle ağız kirlenmez" ilkesine dahi kerhen itaat edilmesi gereken çok kötü zamanlar zuhur edebilir.
 
***
 
İyi bir siyasetçi ve iyi bir asker, herşeyini bir defada almaya kalkmamalıdır; yoksa aldıklarını da kaybedebilir. Tarihe dikkatli bir şekilde göz atılınca, en uzun ömürlü kazanımların, sindirile-sindirile elde edilmiş olanlar olduğu görülecektir. Osman Han Gaazi'den Avrupalılar'ın "Solimanus Magneficanto" dedikleri Kaanuni'ye kadar bütün Osmanlı tarihinde edinilen kazanımların özelliği budur; aksi takdirde, Moğol örneğinde olduğu gibi ya yel gibi gelen yel gibi gitmektedir, ya da Napolyon ve Hitler örneğinde olduğu gibi, nerede duracağını bilemeyenler bütün bir milleti perişan etmektedirler. Söz gelimi, siyaseti bir şövalyelik zanneden ve bu kurallara riayet etmeyen Yıldırım, bütün tarihimizin gördüğü en büyük felaketlerden birisinin müsebbibi olmuş; ama, buna mukaabil, Mustafa Kemal, bir yandan çok ince ayar bir diplomasi yürütmüş, diğer yandan da, Mehmed Akif'in "İslam'ın son ordusu" olarak tavsif ettiği Türk Ordusu'nun kazanmış olduğu zaferi riske atmamak için aşırılığa kaçmamış, durması gereken yerde durmasını bilmiştir.
 
Bu konuda, belki de en harikulade örnek, Fahr-i Kainat Efendimiz'in siyasetidir. Bütün peygamberlerin zamanda en sonuncusu, kıdemde öncüsü olan O yüce insan, O en yüce insan, siyaset yaptığı zamanlarda bütünüyle siyaset kaanunlarına uyardı. 
 
***
 
Çeçenler çok yiğitçe dövüştüler; ama mağlup oldular.
 
Bir atasözümüzde şöyle denir: "Zengin der maldan ederler / Yiğit der candan ederler".
 
Ama bana bu atalar sözü dahi yetmez gibi geliyor: Yiğitlikte ölçü tanımayan kötü asker ve kötü siyasetçi, öncelikle başkasının canını kaybettiriyor; sonra sadece can değil mal da kaybediyor ve daha kötüsü, malların en değerlisini, "ülke"yi kaybediyor.
 
Şimdi şu sorunun cevabını merak ediyor ve yüksek sesle düşünmek istiyorum: Çeçenler, canlarından olmuş, dibine kadar kırılmış yiğitler olmak yerine, daha az gösterişli ama daha akıllı siyasetçiler olmayı tercih etselerdi, daha iyi yapmış olmazlar mıydı?
 
***
 
Şunu herkesin çok iyi bir şekilde anlaması lazım: Ruslar'ın Kafkasların kaybını içlerine sindirmeleri mümkün değildir. Bu, yüzlerce yıllık Rus tarihinin en büyük projesinin birdenbire çöp sepetine atılması demektir. O sebeple, dışarıdan çok ciddi yardımlar, öyle nanemolla yalancıktan destekler değil, gerçekten gerçek yardımlar gelmedikçe bu iş çözülemez. Daha önce de yazdım: Bu iş, Avrupa Birliği'ni dahi aşar! Ancak, baş-patron ABD'nin elindedir. O şayet "he" derse olur, "yoh" derse olmaz; ama görünen o ki, "he" denmeyecek. Yahu zaten ne kaldı ki! Bade harabu'l-Basra!
 
Daha önce de sözünü ettiğim, Lenin'in Bolşevik İhtilali esnasında Çarlık Rusyası'nın topraklarındaki birçok esir halk, kavim ve milletin bağımsızlıklarını - guya - tanırken söylediği şu sözü tekrar hatırlatmak istiyorum: "Zaman kazanmak için toprak veriyoruz!"     Lenin ve ardıllarının, gereken bu "zaman kazanma"yı ikmal ettikten sonra neler yaptığını da bildiğimize göre, Sovyetler Birliği'nin 1989 tarihinde hukuken dağılmasından beri hala tam bir tatminkar cevabını bulmaktan aciz kaldığım şu sualin zihnimi kurcalamaya devam etmesş haksız bir endişe midir sizce: "Acaba bugünkü Rusya yönetimi, Lenin'in bu ilkesini külliyen unutmuş mudur?"
 
Şahsi kanaatim, menfidir.
 
***
 
Çeçenistan'da hiçbirşey, çok uzunca bir süre eskisi gibi olamaz; o iş bence bitti.
 
Ama bari Kafkasların geri kalan kısmını kurtaralım.
Yazıyı PDF dosyası olarak indirmek için tıklayınız. [ Boyutu: 215,00 KB ]




Copyright ©2006-2017, Durmuş Hocaoğlu

Sitede yayınlanmakta olan yazılar kaynak göstermek şartıyla kullanılabilir.

Anasayfa  |  Biyografi  |  Kitaplar  |  Yazılar
Bildiriler  |  Röportajlar  |  İletişim