ANASAYFA BİYOGRAFİ KİTAPLAR YAZILAR BİLDİRİLER RÖPORTAJLAR KÜTÜPHANE İLETİŞİM
        Detaylı Arama

Facebook'ta Paylaş

Üniversite
Durmuş Hocaoğlu

Ayyıldız Gazetesi / 09.02.2000
Kanaatimce, ülkemizde Üniversite konusundaki en büyük zaaf, hemen bütün zaafiyet alanlarımızdaki ortak beslenme kaynağından beslenmektedir: Felsefesizlik! Üniversite konusunda çok derin bir felsefesizlik ile malul bulunmaktayız.
 
Üniversite kavramını, bir defada teşekkül etmiş - hatta, daha doğrusu, teşekkül etmiş değil, "verilmiş" - ve çok iyi bildiğimizi sandığımız birşey gibi telakki ediyoruz. Halbuki asıl yanıldığımız nokta burası. Bu ülkede ne çok konuşulan konulardan birisi Üniversite olduğu halde, hakkında en az bilgi sahibi olunan konuların belki de en başında geleni odur. Ekseri halde Üniversite denince bu ülkenin insanlarının anladığı şey, içine girilmesi çok zor, ama girince her nasılsa çıkılabilinen, dışarıdan bakılınca heybetli ve cazibeli görünen; mensup ve müntesiplerinin - paralı değilse de - muayyen bir nisbette itibarlı olduğu, hala saygı ve saygı ile karışık bir cazibe ve aynı zamanda biraz da korku ve çekinme hissi uyandıran bir müessesedir. Bu müesseseye bilhassa belirli bir yaşa gelmiş yüzbinlerce gencin ve o gençler dolayısıyla yüzbinlerce ailenin de özel bir ilgisi vardır. Bu ilgi, birinci dereceden, hala belirli bir saygı ve itibarı haiz olan bu müesseseye "evladımızın girmesi" ve "hayatını kurtarması" üzerine odaklanmasından ileri gelmektedir.
 
Üniversite, en çok soru sorulan ve en çok tartışmalar yapılan bir müessese olmak icap ederken, hele söz konusu bizzat kendisi olduğunda, en az soruların sorulduğu bir müessesedir.
 
***
 
Bugün dünyada kabul edilen iki ana üniversite tipi bulunduğunu söyleyebiliriz: Kollegyal (Platonik) Model ve Müteşebbis Model. Bunun dışında, Anarşik, Yarı-Anarşik, Bürokratik, Politik v.b. modeller de bulunmaktadır.
 
Dünyada sayıları git-gide azalan Platonik Üniversite, "Üniversite" denen bu müessesenin en rafine ve virtüoz tipidir; orada sadece Platon'un Akademia'sı gibi, "fikir" üretilir. Bu üniversite modeli, İslam dünyasında Selçukluların dünya medeniyet tarihine bir armağanı olan Nizamiye Medreseleri ile başlamış ve Batı'da da bu medrese modeline göre inşa edilmiştir. Platonik Üniversite üç ana unsurdan oluşur: Collegium, Doctorus ve Estudiantes. Bunlardan Collegium "Medrese"nin, Doctorus "Müçtehid"in, Estudiantes "Talebe"nin ve bunların tamamının birden vücut verdiği "Universitas" ise "Külliye"nin karşılığıdır. Bu sofistike üniversitede insanlara geçimlik meslek öğretilmesi gibi bir endişe yoktur. Tek endişe, safi bilim, safi fikirdir.
 
Şimdi bu şekilde romantik bir üniversite yapılanması, aşırı pahalı oluşu yüzünden çok azalmıştır. En yaygın üniversite tipi Müteşebbis Üniversite'dir: Kaynaklarını kendisi tedarik etmeye çalışan, dışa bağımlılığı az, hem bilim ve fikir ve hem de piyasa işi yapan, sanayiin, ticaretin, hayatın içine çok giren bir üniversite modeli.
 
Türkiye'deki üniversite modeli belirsizdir.
 
Üniversite'nin nominal olarak "üniversite" adını alması, onun real olarak da üniversite olması anlamına gelmemektedir. Nitekim üniversitelerimiz ne yeterince fikir, bilim üretebilmektedir ve ne de yeterince hayatın içine girebilmektedir.
 
***
 
Türkiye'de Üniversite'nin en temelli problemleri, önce bu felsefesizlikten başlamakta ve şu alanlara sirayet etmektedir:
  • Araştırma, ilmi çalışma imkanları çok kısıtlıdır. Üniversite şayet araştırma yapamıyorsa, zaten üniversitye olarak isimlendirilmeye bile hak kazanamaz.
  • Akademisyenlerin maaşları çok düşüktür. "Çalışmayan", koftiden masa başı işçilerine ayda 500 milyon lira maaş, ilaveten altı maaş ikramiye, bol keseden de sosyal hak ödeyen bu garip devlet, 460 milyon lira maaşla profesör çalıştırmaktadır. Birilerinin utanması lazım, ama kim?
  • Talebe sayıca fazladır; hatta birçok yerde izdiham vardır; bu kadar talebe ile ilim yapılamaz. Üniversite'ye gelen talebenin ekseriyeti Lise'den çok kötü bir alt-yapı ile gelmektedir. Zaten çoğu da "talebe", yani bilgi talep eden kişi değildir; amaçları çok basittir: Bir an önce okulunu bitirip diploma alarak statü kazanmak ve maaş almak! Hepsi bundan ibaret!
  • Siyasetçiler Üniversite'ye çok fazla müdahale etmektedirler. Siyasetçinin sadece hizmet etmek, yardımcı olmak, problemlerini gidermesi konusunda yanında olmak, elinden tutmak mevkıinde olması lazım geldiği halde, bir ilim müessesesi olan Üniversite'ye müdahalesi kabul edilemez. Şimdi bu iş, bilhassa çıkarılan "af kaanunları" ile zıvanadan çıkma noktasına gelmiştir. Siyasetçinin Üniversite'yi perişan eden başka bir müdahalesi de, sırf seçim rantı yüzünden hadd-i istiabını mütecaviz üniversite açılması ve bu konunun tadının kaçırılma noktasına gelmesidir. Halbuki genel bir prensip olarak, sayıca bollaşan birşeyin değerinin düşeceğini herkes bilir.
  • Üniversite bünyesinde bulunması hiç icap etmeyen birçok mesleğin eğitiminin Üniversite bünyesinde verilmekte olması yanlıştır; bunun yerine, meslek yüksek okullarının yaygınlaştırılması her bakımdan daha isabetli olacaktır.
  • İdari bakımdan akademisyenlerin hayli büyük dertleri vardır; sadece bir tanesini söyleyelim: Her şeye rağmen en iyi eğitim sahibi olan, profesyonel olarak bilimle iştigal eden eden bu insanlar, kendi meslekleri üzerinde yapılan her türlü müdahalede değil fikirleri alınmak, bilgilendirilmeye dahi lüzum görülmemekte ve aşağılanmaktadırlar.
 
***
 
 Ben şu prensibe inanan bir kişiyim: İlme, fikre, hikmete hürmet ve itibar edilmeyen bir memlekete Cenab-ı Hak rahmet nazarıyla bakmaz.
Yazıyı PDF dosyası olarak indirmek için tıklayınız. [ Boyutu: 173,40 KB ]




Copyright ©2006-2017, Durmuş Hocaoğlu

Sitede yayınlanmakta olan yazılar kaynak göstermek şartıyla kullanılabilir.

Anasayfa  |  Biyografi  |  Kitaplar  |  Yazılar
Bildiriler  |  Röportajlar  |  İletişim