ANASAYFA BİYOGRAFİ KİTAPLAR YAZILAR BİLDİRİLER RÖPORTAJLAR KÜTÜPHANE İLETİŞİM
        Detaylı Arama

Facebook'ta Paylaş

Demokrasi Problemi
Durmuş Hocaoğlu

Ayyıldız Gazetesi / 17.02.2000
Demokrasi ile ilgili en ciddi problemlerden birisi de bizzat "Demokrasi Problemi"dir.
 
Demokrasi'nin kurulması, kökleşmesi, içselleştirilmesi, gelenekselleşmesi, yaşatılması konularnda önemli dertler ve sıkıntılar husule getiren "Demokrasi Problemi", esas itibariyle "demokrasi şüpheciliği" ve "demokrasi karşıtlığı" olmak üzere iki anlamı mündemiçtir. Bunlardan birincisi olan Demokrasi Şüpheciliği, bir yönetim biçimi olan demokrasiye "güvensizlik" veya onu "yeterince mükemmel bulmamak"tan ileri gelen bir düşünce tarzı olduğu halde, Demokrasi Karşıtlığı, demokrasiyi "zararlı bulmak"tan ileri gelen bir düşünce tarzıdır. Ancak, her ikisi de pratikte aynı kapıya çıkmaktadır: İdare edenler idare edilenlere karşı — fiili bir surette, yani müeyyidesi olacak bir şekilde, daha açık bir ifade ile, sahici bir şekilde — sorumlu değilse bunun adı "anti-demokratlık"tır. David Spitz, "Antidemokratik Düşünce Şekilleri" isimli eserinde bu vaziyeti şöyle ifade etmektedir:
 
"...antidemokratik düşünce doktrinleri sadece demokrasiyi imkansız gören, yahut demokrasinin arzu edilir bir idare şekli olmadığını savunan görüşlerdir: Birinciler, serbest fikir çatışmalarının hükumetin siyaseti ve kuruluşu üzerinde esaslı bir tesiri olamayacağını iddia ederler; ikinciler ise bu fikir çatışmalarının hükumetin siyaseti ve kuruluşu üzerinde esaslı bir tesiri olmaması gerektiğini ileri sürerler. Antidemokratik teoriler, bunun dışında, daha doğrusu bunun bir neticesi olmak üzere, idare edenlerin edilenlere karşı mes'ul tutulamayacağını veya tutulmamaları gerektiğini öne sürerler"
 
***
 
Demokrasi Problemi'nin beslendiği birtakım kaynaklar olduğu kuşkusuzdur. Aynı zamanda "Anti-Demokratik Direnç Kaynakları" olarak da isimlendirilebicek olan bu kaynaklar içerisinde en mühimleri geniş kitle ile birlikte daha ziyade Halk'ta yer alan Sistematik Kaynak ve ikincisi de daha ziyade aydınlarda yer alan Zihniyet Kaynağı'dır. Kuşkusuz, "Demokrasi Problemi"ni ('demokrasi karşıtlığı'nı ya da 'demokrasi şüpheciliği'ni) besleyen bu kaynaklar arasında çok yakın ve içten bağlantılar vardır.
 
Demokrasi Problemi'nin Sistematik Kaynağı, sınaileşememiş bir toplum olmak, otoriteryen bir geleneğe sahip olmak, düşük ve zayıf eğitim düzeyini aşamamak, iç-dünyada özgürleşmeyi sağlayamamış olmak, bireyselleşememiş olmak gibi hem "hal"e ve hem de "tarih"e bağlı olan ve toplumsal bünyenin doğrudan kendisinin ürettiği ve yaşattığı anti-demokrat kaynaklardır. Sanayi Toplumu haline gelememiş olmak, esasen bütün bunları tek başına temsil etmeye yetecek kadar güçlü bir sebep olarak dahi ileri sürülebilir. Sanayileşmenin bütün kurumları, tarihi tecrübesi ile, bütün tazammun ve şumulü ile yerleşmediği ülkelerde demokrasinin zihniyet alt-yapısı da oluşmamaktadır.
 
Zihniyet Kaynağı ise, demokrasi karşısındaki en büyük direnci veya şüpheciliği sağlayan ve kendisini ağırlıklı olarak toplumun uç kesimlerindeki marjinal aydınlar arasında açığa vuran bir anti-demokratik beslenme kaynağıdır. Bu özelliğinden dolayı, bu kaynak aynı zamanda, büyük oranda, bir marjinal aydın direncidir.
 
Aydınlar tarafından Demokrasi'ye gösterilen direnç, çok yerde, zannedildiğinin aksine, Halk'a göre hem daha derin ve hem daha tehlikelidir. Nitekim, Demokrasi ile problemli ve kavgalı olanların, genel bir değerlendirme ile, Halk'tan ziyade Aydınlar olduğunu iddia edebiliriz.
 
Sağ ve Sol uçlarda kümelenmiş Radikal Sağ ve Radikal Sol aydınların ezici çoğunluğu, Demokrasi konusunda umumiyetle kötümser ve muhaliftirler; her iki grubun da çoğunluk itibariyle "anti-demokrat" olduğunu belirtmek gerekmektedir. Ne var ki bu anti-demokrat tavır çoğunlukla açık bir tarzda değil de dolaylı olarak konmaktadır. Birbirlerine zıt konuşlanmış olmalarına - veya öyle görünmelerine - karşılık Sağ ve Sol uçlardaki intelijantların arasında mevcut olan birçok benzerlikler ve andırışmalardan birisi de Platoncu bir 'elitist-jakoben' zihniyete sahip olmalarıdır.
 
Sağ ve/ya Sol Radikal İntelijansiya'da, önemli bir anti-demokratik direnç kaynağı olarak, "sıradan insana güvensizlik" duygusu çok köklü bir şekilde mevcuttur. Bu güvensizlik, onları, Halk üzerinde tabii olarak ve fakat kendilerine nereden ve kim tarafından verildiği meçhul olan bir nevi bir vis insita (gizlice verilmiş) şeklindeki "velayet ve vesayet hakkı"na sahip oldukları şeklindeki bir vehme sürüklemektedir. Bunlardan bir kısmı, kendilerine sıradan insan üzerinde tahakküm etme hakkını veren merciin bizzat ve bizatihi "Tarih" olduğuna ciddiyetle inanmakta veya inanmış görünmektedirler. Eğer bu bir rol değil de samimi bir inanış ise bunun bir hezeyan olduğu açıktır. Ve keza, bu haliyle de Tarih'in mücerret, İnsan'dan soyutlanmış, beşer-üstü ve aşkın (transandantal) bir kutsallık, seküler bir kutsallık alanı olarak telakki edildiği düşünülebilir.
 
Halk'ın, Büyük Kitle'nin Demokrasi'ye daha yatkın olan tavrını, Kollektif Bilinç'in Ferdi Bilinç'e olan bir üstünlüğü olarak açıklayabiliriz. Esasen bu dahi, başlı-başına Demokrasi'nin fazileti hususunda yeterli bir karine olmalıdır.
 
Bunun yanında, Demokrasi'nin nisbeten en iyi şekilde sindirilmiş olduğu ve en az dirençle karşılaşıp en yüksek teveccühe nail olduğu toplum katmanı ise, Çevre (Muhit, Periferi) değil Merkez'dir. Özellikle Merkez-Sağ, bu bakımdan Türkiye'de bir bakıma demokrasinin teminatı olmak durumunda gözükmektedir. Bu itibarla Türk Demokrasisi'nin geleceğinin sağlamlığı açısından Merkez'in güçlenmesi şarttır.
 
Bu konuda sorumluluk bilinci taşıyan aydınlara ve siyasetçilere çok görevler düştüğü kanaatindeyim.
Yazıyı PDF dosyası olarak indirmek için tıklayınız. [ Boyutu: 222,69 KB ]




Copyright ©2006-2017, Durmuş Hocaoğlu

Sitede yayınlanmakta olan yazılar kaynak göstermek şartıyla kullanılabilir.

Anasayfa  |  Biyografi  |  Kitaplar  |  Yazılar
Bildiriler  |  Röportajlar  |  İletişim