ANASAYFA BİYOGRAFİ KİTAPLAR YAZILAR BİLDİRİLER RÖPORTAJLAR KÜTÜPHANE İLETİŞİM
        Detaylı Arama

Facebook'ta Paylaş

Siyasi Milliyetçiliğin İflası: II
Durmuş Hocaoğlu

Muhalif Gazetesi / Sayı: 34; 08.09.2000-14.09.2000
Siyasi Milliyetçiliğin İflası konusunu bugünden itibaren birkaç yazı halinde, kudret ve vüs'atim miktarınca analiz etmeye çalışacağım. Göndermiş olduğu elektronik mektubu ile bendenizi hem duygulandıran ve hem de cesaretlendiren saygıdeğer dost Adnan İslamoğulları'nın da ezcümle belirtmiş olduğu veçhiyle, böyle bir analiz bu güne dek pek sıhhatle yapılmadı; halbuki yapılmalıydı. Bence, eleştirilmeyen hiçbir şey mükemmelleşemez; eğer bu mevzuda bir sıkıntı ve üzüntü hissediyorsak - ki etmeliyiz - eleştirmeli ve eleştirilmeliyiz.
 
***
 
Şimdi, öncelikle, kısa bir girizgah olmak üzere, Türkiye'deki Milliyetçilik kavramının iki versiyonundan söz etmek istiyorum: Sağ Milliyetçilik ve Sol Milliyetçilik. Bu kavramları kullanma hakkını kendimde görmeme sebep olan saik, en başta, Milliyetçiliğin, Gellner'in ifadesiyle, "yer çekimi" gibi tabii ve fıtri bir olgu oluşundan ileri gelmektedir. Buna göre, Milliyetçilik, herhangi bir partinin inhisarına alınamayacağı gibi tek bir versiyona da indirgenemez. Nitekim, bundan dolayıdır ki, ana hatlarıyla ve kalın çizgileriyle genel anlamda bir "milliyetçilik"ten söz edilmekle beraber, hakikat halde, birbirinden farklı olan ya da olabilen ve aynı millete gönderme yapan muhtelif "milliyetçilikler" her zaman için bahis mevzu olmuştur ve olmaya devam edecektir. Temeli "Milli Asabiye"ye aidiyetten kaynaklanmak olarak tanımlanabilecek olan Milliyetçilik, kavramların içeriği ne şekilde doldurulmuş olursa olsun, birbirinden farklı ve aynı millete ait milliyetçiliklere cevaz ve meşruiyet verebilmektedir. Nitekim, bu farklılığı, ülkemizde de görmekteyiz. Filvaki, dünya görüşü, hayat ve varlık felsefesi farklı olan muhtelif Türk Milliyetçilikleri, her zaman olduğu gibi bugün de aynı ülkede birlikte var-ola gelmektedirler.
 
Bu cümleden olmak üzere, Sağ ve/ya Sol siyasi, felsefi ve ideolojik tercihler, milliyetçi olmak için doğrudan ve tek başına bir saik teşkil etmedikleri gibi, gayri-milliyetçi veya anti-milliyetçi, yahut kozmopolit olmak için de doğrudan ve tek başına bir saik teşkil etmemektedir: Sağ'da olduğu gibi Sol'da da hem milliyetçiliğin, hem gayri-milliyetçiğin, hem anti-milliyetçiliğin, hem de kozmopolitizmin birlikte mevcudiyeti, bu iddiamızın en sağlam delillerinden olarak kabul edilmelidir.
 
Fakat bütün bunlara rağmen, Milliyetçilik'in ana gövdesinin Sağ'da olduğu da bedihidir. Bu husus, ülkemizdeki Sol ve Sağ yapılanmadan kaynaklanmakta ve esasen, Sağ Milliyetçilik ile Sol Milliyetçilik arasındaki temelli farkı da ortaya koymaktadır ki ben bunu şu başlıklara indirgemekteyim: Din ve Tarih ve bunlara bağlı olarak Kültür ve Gelenek.
 
Tezime göre, bu temel kategorilere yakınlaştıkça Sağ Milliyetçilik, uzaklaştıkça Sol Milliyetçilik versiyonlarına vasıl olunmaktadır.
 
İşte, bu cümleden olmak üzere, 18 Nisan seçimlerinin en büyük iki galibinden birincisi olan DSP'nin Sol Milliyetçi, MHP'nin de Sağ Milliyetçi olarak isimlendirilmesinin doğru olacağı kanaatindeyim. Fakat, Türk Milliyetçiliği'nin asıl olarak Sağ'da oluştuğunu göz önüne alarak, burada ve başka her yerde, ismini ayrıca belirterek zikretmediğim takdirde, "Milliyetçilik" terimi ile, sadece ve münhasıran, onun en iyi temsilcisi olan Sağ Milliyetçilik'i kastetmekte olduğumu da bildirmek isterim. Zira, Sol Milliyetçilik de bir milliyetçiliktir hiç şüphesiz; fakat onun en alt türüdür. Bu itibarla, 18 Nisan 1999 seçimlerini, topyekun bir milliyetçi galibiyeti olarak kabul etmekteyim; ama, ayrıca "sol" diyerek vurguyla belirtmediğim müddetçe bütün eleştirilerim de sadece ve münhasıran Sağ Milliyetçilik'e müteveccih ve müteallık olacaktır.
 
Binaenaleyh, "Siyasi Milliyetçiliğin İflası" ibaresi ile neyi kastettiğim de artık iyice tavazzuh etmiş olmaldır: DSP tecrübesinin değil, MHP tecrübesinin öğrettikleri.
 
***
 
Bu noktada, bundan sonrakilere de bir medar olmak üzere, seçimlerden kısa bir müddet sonra yayınlamış olduğum "18 Nisan: Türkiye'nin Cevabı! Kime ve Neye?" başlıklı şu Analiz'i takdim etmek istiyorum [Aksiyon., Yıl: 5, Sayı: 230, 01.05-07.05.1999]:
 
"18 Nisan 1999 seçimleri hakkında çok şey söylenebilir: Ortodoks-Laisist ve Kozmopolit Sol bitmiş, kendisini yenileyemeyen Liberal Merkez-Sağ derin bir yara almış, Refah-Fazilet'in ütopik ve Ülke'ye ve bizzat İslam'a zarar veren kaba ve sözde İslamcı politikası gerilemiştir; ama, en mühimi, "yükselen milliyetçilik"tir.
 
"Milliyetçiliğin yükselişini asıl olarak, "konjonktür"de aramak icap etmektedir. İşbu konjonktür, toplumdaki bazı refleksiyonların milliyetçilik formu altında ifade edilmesidir. Yani, milliyetçiliğin yükselişi, bizzat Sağ ve Sol milliyetçiliğin/milliyetçilerin cazibesinden ziyade, milliyetçilik-karşıtlarının defiasının (itmesinin) bir neticesidir. Bundan Sağ ve Sol milliyetçiliğin, ama özellikle "Sağ Milliyetçilik"in çok dikkat etmesi gereken bir sonuç da çıkmaktadır: Bu "konjonktürel" yükselişi kalıcı, istikrarlı, rasyonel, modern bir milliyetçilik haline dönüştürmek. Bu gerçeği gözardı ederek başarıyı sadece kendi kazanımına hamletmek, tarihi bir hüsranla sonuçlanabilir.
 
"Seçimlerdeki bu netice, 18 Nisan'a herhangi, sıradan, rutin bir "iktidar değişimi" olmanın çok ötesinde bir mana kazandırmaktadır. Kanaatımca, bu "çok ötesinde" olmaklık keyfiyeti, yukarıda zikrettiğimiz konjonktürdür ve bu da "cevap verme"dir.
 
"Bu cevap 'ne'dir, 'kime' ve/ya 'neye'dir?
 
"En ufak bir enaniyet iddiası taşımaktan uzak durmaya çalıştığımın kabul buyurulması ricasıyla ve okuyucumun affına sığınarak, biraz hafıza tazelemek istiyorum: 26 aralık 1998 tarih ve 212 nolu sayılı Aksiyon'da kaleme aldığım "Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Sonu mu?" başlıklı "Analiz"de hulasatan şöyle bir ana fikir serdetmiştim:
 
"Bir kısım aydınlar ve siyasetçiler arasında, şu şekilde bir fikir git-gide yaygınlaşmaktadır: Bütün dünyada "Ulus-Devletler Çağı" bitmektedir; bunun Türkiye özeline yansıması ise, "Türkiye Cumhuriyeti Devleti"nin bitmekte olmasıdır".
 
"İddiaya göre, Türkiye, bir "mozayik ülke"dir; yani, Türkiye'nin "Türklerin ülkesi" olduğu iddiası yanlıştır, bir vehimdir, bir uydurmadır. Öyleyse, artık Türkiye'nin, "Türklerin ülkesi" tezine göre değil de "mozayik ülke" tezine göre yeni baştan inşa edilmesi gerekmektedir. Yani: Türkiye Cumhuriyeti'nin sonuna gelinmiştir; artık, "yeni bir ülke", "yeni bir devlet" kurmanın zamanıdır."
 
"Bunun, Türkiye'nin asli sahibi olan Türklere karşı ap-açık bir saygısızlık ve hatta fütursuzca bir kabadayılık ile kaba bir meydan okuma olduğu aşikardır! Bu ne cür'etti, bu ne haddini bilmezlikti! Bize kendi evimizde meydan okunuyordu ve biz susuyorduk!
 
"Acaba Türkler aptal ya da korkak mı idi?
 
"O zaman aynı yazıda şu ikazda bulunmayı da gerekli görmüştüm:
 
"Fakat, kanaatımca, unutulan birşey var: Herkes konuştu ve dahi konuşuyor; ama bu devleti ve vatanı, tek başına, hiç kimseyle beraber değil, hiç kimseden yardım alarak değil tek başına kuran, ona adını veren, onun alnına damgasını basan o "büyük kitle", "asıl kitle", "Türkiye'nin omurgası", "Türk vatanının ve devletinin asıl sahibi" olanlar, yani Türkler henüz konuşmadı."
 
"Ya Türkler birgün konuşur ve şöyle derse neler olur: Restinizi gördüm!"
 
***
 
"İşte, kanaatımca, 18 Nisan 1999, Türkler'in sabrının taşmasının ve konuşmaya başlamasının başlangıcıdır; kendi evinde kendisine meydan okuyanlara karşı cevap vermesidir. Türkler konuşmuş ve şöyle demiştir: "Restinizi gördüm!!"
 
***
 
"Bu cevap bugün bir 'ikaz'dır, bir 'haykırış'tır; gereken dersler alınmazsa yarın bir 'kükreme'ye dönüşür."
 
     
Şimdi, artık "İflas" gibi ağır bir ithamın mahiyetinin açıklanmasına geçebiliriz.
 
Bu terimi, birbirinden bağımsız olmayan iki ayrı kontekstte kullanıyorum.
 
BİR: Geniş ve genel ve konketstte İflas. Bununla kastettiğim mana, sadece MHP'nin değil, BBP'nin de ve hatta yakın gelecekte bu mantalite üzerine bina edilecek bütün siyasi milliyetçilik hareketlerinin mahkum olduğu kaçınılamaz bir iflastır ki burada pek ele almayı düşünmediğim bu konu üzerinde şimdilik sadece şu kadarını söylemek isterim: Türkiye'deki birçok siyasi parti gibi MHP de BBP de çağdaş anlamda birer "siyasi parti" olmaktan ziyade, "siyasi klüp"türler. MHP'nin başarısızlığının en asli, en temel, en köklü sebebi budur.
 
İKİ: Dar ve ve özel anlamda İflas. Bu anlamda İflas, hassaten 18 Nisan 1999 seçimlerindeki beklentilerin tahakkuk etmemesidir. Bu keyfiyetin, genel ve geniş anlamındaki İflas ile bağlantıları da vardır. Ancak, şimdi öncelikle bunun üzerinde duralım.
 
***
 
İmdi: 18 Nisan 1999 seçimleri, MHP'nin, bütün ülke çapında, tahmin edilenin ve beklenenin çok üzerinde bir teveccühe nail olduğunu göstermekteydi. Acaba, bizzat MHP kurmaylarının dahi tahmin ve ümitlerini aşan bu patlamanın sebeplerini hangi faktörlere irca edebiliriz?
 
Fikrimce, MHP'nin oy hanesine aktarılan girdileri iki ana kaynağa bağlayabiliriz: Milliyetçi kitleden gelen oylar ve Genel Muhafazakar (Merkez-Sağ ve RP) kitleden gelen Serbest ve/ya Emanet Oylar.
 
1: Milliyetçi kitleden gelen oylar:
 
1.1: Milliyetçi Merkez Oylar: Her parti gibi, MHP tabanının da sadık ve bir anlamda "partici" bir seçmen kitlesi bulunduğu bilinmektedir. MHP'nin kazanma ümidi olsun ya da olmasın tulum halde gelen bu oylar, bu seçimde de kuşkusuz aynı adrese yönelmişti.
 
1.2: Milliyetçi Çevre Oylar: Aslında MHP'li olmakla beraber, Merkez'e nisbetle parti bağı daha zayıf olan ve o zamana kadar, hemen-hemen her seçimde, baraj aşamama ve bunun neticesinde de istemeyerek de olsa bilvesile Sol'a hizmet etme endişesi ile, sandık başında kerhen diğer ve nisbeten daha yakın muhafazakar ve merkez sağ partilere giden oylar, seçimlerde biraz ürkek de olsa MHP'ye, yani asıl partisine gelmiştir. Bunda, ileride tekrar temas edeceğimiz, Merkez-Sağ'ın ve RP'nin zayıflamasının büyük bir rolü olduğunu da düşünmeliyiz.
 
2: Genel Muhafazakar (Merkez-Sağ ve RP) kitleden gelen Serbest ve/ya Emanet Oylar: Bunlar, yukarıdaki maddede "diğer" başlığı ile tasnif ettiğimiz, asıl siyasi parametresi radikal siyasi milliyetçilik olmayan, ama birçok sebeplerden dolayı MHP ile ortak paydası bulunan kitleden transfer olunan, veya başka bir ifade ile, kendiliğinden transfer olan oylardır.
 
Bu noktada, Türkiye'de bu seçimlerden önceki manzarayı kısaca der-hatır eylemekte fayda mülahaza etmekteyim:
 
1: Türkiye'de, birtakım sebeplere binaen, bir meydan okuma atmosferi gelişmekte idi: Devlet eleştiriciliğini Devlet düşmanlığı şekline dönüştüren ve doğrudan-doğruya Türk Devleti'ne, Türk vatanının birliğine, bütünlüğüne ve hatta Türkler'e karşı bir meydan okuma. İşte, sağlı ve sollu milliyetçilik dalgasının yükselişi buna bir cevaptı. Sol Milliyetçilik dalgası DSP'ye Sağ Milliyetçilik dalgası da MHP'ye "oy" olarak akmıştır.
 
2: Seçimler arefesinde, Muhafazakar kitlede ciddi bir kararsızlık, ümitsizlik ve belirsizlik oluşmuştur: Merkez-Sağ çökme işaretleri vermektedir; İslamcılık iddiası ile yola çıkıp Müslüman'ın başına bela kesilen RP'nin bütün tezleri çökmüş, iflas netleşmiştir. İşte, MHP'nin kotarmış olduğu reylerin mühimce bir kısmı da Milliyetçi camia dışında, işbu genel muhafazakar ve merkez sağ kitlenin bu ümitsiz ortamda vermiş olduğu oylardır.
 
3: Türkiye'de bir 28 Şubatı Süreci yaşanmaktadır. Asker, bütün Cumhuriyet tarihi boyunca, o güne kadar hiç görülmemiş bir şekilde Siyaset'in merkezine oturmakta ve yine görülmemiş bir şekilde, her adımda bu konumunu biraz daha yasallaştırmaktadır. Bilhassa dindar kesim üzerinde git-gide ağırlaşan ve yoğunlaşan bir tazyik oluşmakta; köklü geleneklere dayanan - veya öyle olduğu sanılan - siyasi partiler duruş gösterememekte, Toplum sür'atle depolitize olmaktadır. Bu durum, Sağ içerisinde, o güne dek henüz yeterince denenmemiş ve dolayısıyla da bir ümit kapısı olmaya namzet bir parti olarak MHP'yi ön plana çıkarmıştır.
 
4: Başka bir mühim faktör de, MHP'nin muhafazakar değerler taşımakla beraber, Siyasi İslamcılık gibi hülyalardan uzak kalmış olmasının, onu Sistem ile çatışmaktan uzak kalacak salim ve emniyetli bir liman olarak görünmesi olmuştur.  
 
5: Ve nihayet, en mühim faktörlerden birisi, hatta birçok bakımdan en başta geleni de, bundan önceki yazımızda "Siyasi Duruş" veya mö "Erlik Raconu" olarak isimlendirdiğimiz faktör olmuştur. MHP ve Ülkücülük tarihi, dost veya düşman herkesin takdirle andığı ve "Sezar'ın hakkı Sezar'a" dedirten bir tarihdir: "Yiğidi öldür; ama hakkını yeme! Bu gelenekten yetişmiş insanlar, icap ederse ölür, ama boyun eğmez!" Bunun, bilhassa kışkırtıcılık, tabansızlık, ürkeklik ve hatta korkaklık nümunesi Refah/Fazilet tecrübesinden sonra ne kadar mühim bir cazibe alanı demek olduğu her türlü izahtan vareste olmak gerektir.
 
Fakat ne garip bir tecellidir ki; MHP en ağır darbeyi tam da buradan, en güçlü sanılan yerinden yiyecek; çürüme ve iflas en sıhhatli sanılan bu bölgeden başlayacaktır.
 
Bu bölge, tarihe, Kurtlar'ın Kuzu'ya dönüştüğü dönüm noktası olarak geçecektir.
 
***
 
Hey yüce Rabbim!
 
Olmazları olduran, yaş ağaçtan ateş çıkaran, Gece'yi Gündüz'e, Ölü'yü Diri'ye dönüştüren şüphesiz sen olduğun gibi, insanları kibrinden yere çarpan ve dahi Kurtlar'ı Kuzu'ya dönüştüren de yine şüphesiz sensin!
 
Hey Rabbim!
 
Bu büyük mucizeyi görüp de hala sana inanmayan varsa, muhakkak, külli kafirdir.
Yazıyı PDF dosyası olarak indirmek için tıklayınız. [ Boyutu: 192,53 KB ]




Copyright ©2006-2017, Durmuş Hocaoğlu

Sitede yayınlanmakta olan yazılar kaynak göstermek şartıyla kullanılabilir.

Anasayfa  |  Biyografi  |  Kitaplar  |  Yazılar
Bildiriler  |  Röportajlar  |  İletişim