ANASAYFA BİYOGRAFİ KİTAPLAR YAZILAR BİLDİRİLER RÖPORTAJLAR KÜTÜPHANE İLETİŞİM
        Detaylı Arama

Facebook'ta Paylaş

Siyasi Milliyetçiliğin İflası: IV
Durmuş Hocaoğlu

Muhalif Gazetesi / Sayı: 36., 22.09.2000-28.09.2000
Buraya kadar serdetmiş olduğumuz fikirlerin özlü bir hulasasını dercederek başlayalım:
 
  • Refah/Fazilet Tecrübesi'nin Siyasi İslamcılığın İflası şeklinde bir netice hasıl etmesi gibi, MHP Tecrübesi de Siyasi Milliyetçiliğin İflası şeklinde vahim bir netice hasıl etmiştir.
  • Buradaki "iflas" terimi, her iki partinin de birbirine çok benzer bir tarzda, İktidar dışında bulunurken toplumda uyandırmış oldukları intibalarının, vaadlerinin ve iddialarının altında ezilmiş olması manasındadır.
  • Her iki partinin birçok ortak özelliğinden birisi de, taşıyamayacakları kadar ağır bir yükü sırtlanmış olmalarıdır; bu itibarla "İktidar", her iki partinin de çapının-çeperinin ölçülmesi, takkelerin düşerek kellerin görünmesi konusunda tam ve gerçek bir siyaset laboratuarı görevi ifa etmiştir.
  • Ve kezalik, nasıl ki Siyasi İslamcılık en ağır darbeyi Siyasi İslamcı RP/FP elinden yemiş ve bu projeyi şimdilik belirlenemeyecek kadar uzak bir tarihe tehir ettirmiş ve bundan sonraki benzer teşebbüslere ket vurmuş ve dahi bir yandan ürkütücü diğer yandan ise faydalı dersler çıkarılabilecek hayırhah bir tecrübe olmuş ise; benzer şekilde, Siyasi Milliyetçilik de en ağır darbeyi Siyasi Milliyetçi MHP elinden yemiş ve Siyasi Milliyetçilik projesini şimdilik belirlenemeyecek bir tarihe tehir ettirmiş bulunmaktadır. Aynı şekilde, bu iflas, bundan sonraki başka bir siyasi milliyetçilik iktidarı denemesi için de hem kısmet kapayıcı, hem de ibretamiz olmak gibi birbiriyle muhalif ve mütenakız hasılalar yaratmıştır.
  • Refah-Fazilet Tecrübesi'nin Siyasi İslamcılık'ı bitirmesindeki en büyük amiller, Parti'nin entellektüel zaafiyeti, gerçek-dışı ütopik projeler ve Devlet/Sistem ile yollarının kesişmesi ve duruş gösteremeyen, cesaret ve basiretten mahrum siyasi kadro ve Politik Büro olmuştur. MHP Tecrübesi'nin Siyasi Milliyetçilik'i bitirmesindeki en büyük amillerin büyük kısmı RP/FP tecrübesine benzemektedir: Entellektüel zaafiyeti, gerçek-dışı ütopik projeler ve duruş gösteremeyen cesaret ve basiretten mahrum siyasi kadro ve Politik Büro. Buna, MHP'deki bu yükselişi tahmin edemediği için milletvekili adayı olmayan ve Meclis'e giremeyen kaliteli zevatın kıtlığını da eklemek faydalı olur. Fakat MHP tecrübesi çok önemli bir konuda RP/FP Tecrübesi'nden ayrılmaktadır: RP/FP iktidarının Devlet/Sistem ile yollarının kesişmesine mukaabil, MHP iktidarının yolları Devlet/Sistem ile özdeşleşmiştir veya birşekilde özdeşleş"tiril"miştir. Birçok MHP'li meb'usun "Halk'ın temsilcisi bir siyasetçi" gibi değil de "Devlet'i temsil eden üst düzey bürokrat" gibi duruşlarına dikkat edilmelidir. Bunun içindir ki MHP, git-gide, "Toplum karşısında Devlet'i korumaya" yönelik bir politik doktrini ve bu doktrinden kaynaklanan siyasi bir stratejiyi benimsemeye başlamıştır. Cumhurbaşkanlığı seçiminde ve en nihayetinde hukuk-dışı metodları meşrulaştıran, gayri meşruluğu meşru kılan, istihbari bilgilerle "iş bitiren" KHK konusunda takip edilen siyaset buna en mükemmel örneklerdir. 
  • RP 1995 seçimlerinde ve MHP de 1999 seçimlerinde aldıkları reyi ve yükselişlerini iyi tahlil edememişlerdir. RP başarısı ile sarhoş olmuş, İktidar'a gelme ile İktidar'da kalmanın aynı şey olduğunu sanmış ve Sistem ile zıtlık ve çelişkiye düşmüş; MHP ise kendisine gelen tüm oyları bütün politikalarının ibra edilmesi şeklinde yorumlamış ve RP'nin akıbetinden de etkilenerek Sistem ile kenetlenme yolunu tercih etmiştir.
  • Bunların yanında, ne RP bir İslamcı Siyaset farklılığı ve ne de MHP bir Milliyetçi Siyaset farklılığı ortaya koyabilmiştir. İflas ve iddiaların altında ezilme de budur: Sıradanlaşma, herhangileşme! 
 
***
 
Şimdi artık şu konuya geçebiliriz: Siyasi Milliyetçiliğin iflası arızi midir, yoksa sistematik mi? Yani kusur sadece bugünkü MHP yöneticilerinin zaafından mı neş'et etmektedir, yoksa daha derinlerde olan başka sebepler mi aranmalıdır? Fikrimce, doğru olan birincisi değil ikincisidir. Nasıl ki Siyasi İslamcılığın iflası kendi sistematiğinden kaynaklanmakta ise, Siyasi Milliyetçiliğin iflası da kendi sistematiğin kaynaklanmaktadır. İflas, aynı veya benzer karakterde milliyetçilik anlayışına sahip her parti için kaçınılmazdır; bu sebeple arızi değil sistematiktir. Dolayısıyla da, MHP'nin yerine BBP de iktidar olmuş olsaydı aynı akıbete duçar olmaktan beri olamazdı. Şimdi MHP'yi çok yoğun bir biçimde eleştiren BBP'nin buna dikkat etmesi hayati bir ehemmiyeti haizdir; çünkü akıbeti büyük nisbette aynı olmaya namzettir.
 
Öyleyse, bu konu, bizi, esas olarak, doğrudan-doğruya Türk Milliyetçiliği üzerine teorik bir kritiğe ve hesaplaşmaya götürmelidir.
 
Suali şu hale getirelim önce: Milliyetçilik'i kendisine birincil bir ilke ittihaz edinen siyasi bir hareketten neler beklemekteyiz veya beklemeliyiz? Yani, Türkiye, Türk Milliyetçileri tarafından idare edildiği takdirde, 'diğer', 'herhangi' siyasi iktidarlara olan farkı ne olacaktır?
 
***
 
Vatan'ı, Millet'i, Devlet'i çok sevmek, bu yüce kavramlar uğruna gerektiği takdirde kendisini feda etmeye hazır olmak ve icab-ı halinde çekinmeden gerçekten de feda etmek, muhakkak ki çok saygı duyulması gereken, her babayiğide nasib olmayan çok yüce erdemlerdir. Milliyetçi ile milliyetçi-olmayan - yani kozmopolit, ya da 'etnikçi', veya 'başka milletlerin milliyetçisi' - arasındaki en temelli fark bununla başlar: Milliyetçilik, öncelikle garazsız-ivazsız olarak içten gelen, fedakar, karşılık beklemeyen, coşkulu bir histir, bir sevgidir, bir aşktır. Fakat dikkat: Siyasi Milliyetçilik bununla sadece "başlar"; bitmez! Bitmemelidir! Bununla başlar ve bununla biterse, kendisi de biter!
 
İşte, "Siyasi Türk Milliyetçiliğinin İflası"nın en temelli ve asli sebebi budur: Siyasi Milliyetçilik, delice, coşkulu, tutkulu, çılgınca bir sevda olarak olarak başlamış ve hep öyle kalmıştır; hiç gelişmemiş, hiç tekamül ve inkişaf etmemiştir. Siyasi Türk Milliyetçiliği, MHP'den çok öncesi, ve el-yevm BBP de dahil olmak üzere, bugün, başlangıç noktasından fazla bir yerlere gidebilmiş değildir: Sınır tanımayan bir Vatan, Millet ve Devlet aşkı! Başı da bu, sonu da!...
 
Bu aşkın yanlış olduğu söylenebilir mi? Elbette hayır! Bu kavramlara birçok kişi muhtelif şekillerde yakınlık hissedebilir; ama hiçbir kimse Vatan, Millet ve Devlet aşkı konusunda milliyetçiler ile aşık atamaz; zaten Milliyetçilik budur; öncelikle budur.
 
Ama bunlar Siyasi Milliyetçilik  için yeter mi?
 
Elbette hayır! Siyaset, Evlilik gibidir; en iyisi Aşk üzerine bina edilenidir; ama nasıl ki Evlilik Aşk'tan daha fazla birşey, hatta çok şey ise, Siyaset de Aşk'tan daha fazla birşey, hatta çok şeydir.
 
***
 
Şimdi aynı suali bir kere daha soralım: Milliyetçilik'i kendisine birincil bir ilke ittihaz edinen siyasi bir hareketten neler beklemekteyiz veya beklemeliyiz? Yani, Türkiye, Türk Milliyetçileri tarafından idare edildiği takdirde, 'diğer', 'herhangi' siyasi iktidarlara olan farkı ne olacaktır?
 
Ve yine yani: Türk Milliyetçiliği İktidar olduğunda Türkiye nasıl yönetilecektir? Türkiye'nin iki asırlık Batılılaşma macerası nasıl bir şekil alacaktır; kalkınma, gelir dağılımı, refahın yaygınlaşması, istihdam, özgürleşme, Hukuk Devleti ve Demokrasi problemleri, Din-Devlet ilişkileri, etnik ve mezhebi problemler ve ilaahir... ne şekilde halledilecektir? Ve dahi en mühimi: Bütün bu konulardaki hal tarzlarında bir "Milliyetçilik farkı" olacak mıdır? Olacaksa nasıl olacaktır; olmayacaksa, o zaman, milliyetçi iktidar ile milliyetçi olmayan iktidar arasında bir tercih farkı niçin olmak gerekecektir? Yani: Bu takdirde, Siyasi Milliyetçilik ne gibi ciddi bir taşıyacaktır? Bence, bu durum, İflas'ın kronikleşmesi ve sistematikleşmesi demek olacaktır.
 
Suali biraz daha sivrileştirerek yeniden soralım: Uzun yıllardan, hatta yüzyıllardan beri birike-birike kördüğüm halini almış olan bütün bu problemler yumağının çözülmesinde Türk Milliyetçiliği'nin ne gibi müşahhas ve mücessem, elle tutulur, realist, uygulanabilirlik değeri olan ve en mühimi de, "milliyetçilik farkını gösteren" projeleri vardır?
 
Daha da açıkça soralım: Bu konuları milliyetçilerin yüzde kaçı gerçekten ciddiye alıyor ve ciddiye alanların yüzde kaçı da gerçekten ve samimi olarak böyle projelerin varlığına ve şayet varsa sonuç verebileceğine inanıyor?
 
Kırıcı olmak bahasına söylemeliyim ki şahsi kanaatim bütünüyle menfidir: Milliyetçilerin pek azı bu konuları ciddiye alıyor; bu bir! İkincisine gelince; herkesi samimi konuşmaya davet ediyorum; (biz) milliyetçilerin böyle projeleri mrojeleri yok! Bu hususta, RP'nin "300 alim"in ürünü olan Adil Düzeni'nden hiçbirşey çıkmaması gibi, MHP'nin de "600 alim"in ürünü olan Politika Okulu'ndan - beyaz çorap ve sarmısak muhabbeti dışında - hiçbirşey çıkmamasını acı fakat yerinde bir örnek olarak verebiliriz.
 
İşin doğrusu şu: Milliyetçiler, ekser-i kaahırası itibariyle, yaşı-başı, tahsili-terbiyesi, mevkii-makaamı ne olursa olsun, hala "genç ülkücü"! Hala coşkun bir his denizinde yaşayan genç ülkücü! Hala aklı bir karış havada genç ülkücü!
 
Bakınız nitekim: Türkiye'nin hala en zayıf intelijansiyası milliyetçi intelijansiyadır. Yanlış mı söylüyorum, yalan mı? Milliyetçilerin imzasını taşıyan kaç felsefe, kaç sosyoloji, hatta kaç "milliyetçilik" eseri sayılabilir? Şahsi imkanlarla yapılan mahdur miktardaki çalışmaların dışında kaç adet? Hala en kötü ve okunmaya değmez gazeteler, en pejmürde, çamur gibi dergiler milliyetçi camianınkilerdir; milliyetçilerin bir TV'si yoktur (o görüntüde olan bir tanesi de seyredilmez bir şeydir); milliyetçilerin ne adam gibi bir san'at hareketi vardır, ne san'atçısı; ne fikir klüpleri vardır, ne sivil toplum örgütleri, ne platformları; en az tartışan, en az irdeleyen, en az teati-i fikr ve imal-i fikr edenler milliyetçilerdir; Demokrasi, Laiklik, Batı ve İslam dünyası ile olan münasebetler, Dünya'daki siyasi gelişmeler bu camiayı niçin herkesten az ilgilendiriyor? Dahasını da söyleyelim: Milliyetçilerin, Orta-Asya'daki Türkler arasında faaliyet gösterme konusundaki başarılarının cemaatlerin gerisinde kalışı nasıl açıklanabilir? Gariptir ama, ayıptır söylemesi, Milliyetçiliği en az bilenler ve en az tartışanlar da yine milliyetçilerdir.
 
Evet: Milliyetçiler bütün bu sahalarda yoktur; ama, Güneydoğu dağlarında ölmek için de, şehit cenazelerinde de, İtalyan mallarının boykotunda da en ön sırada onlar vardır.
 
Hep hamaset, hep his! Olmaz böyle şey!
 
Şimdi soralım: Bu kadar aklı havada, bu kadar uçuk, hala kemale ermemiş, hala yirmi yaşın altındaki bir gençlik hareketi karakteri taşıyan bir milliyetçilik siyasileştiğinde nasıl başarı sağlayabilir? Böyle birşey nasıl mümkün olabilir? Mesela, böyle bir hareket tabii olarak devletçi olacak, tabii olarak Devlet'i, varlık sebebi olan Millet'e biat ettirmeye değil, tam tersine, Millet'i Devlet'e biat ettirmeye çalışacaktır; çünkü "devlet" üzerine tefekkür etmemiştir, etmemektedir! Hiç tefekkür etmediği için, "Kutsal Devlet" teriminin teknik olarak ne gibi manalara delalet ettiğini de bilmeyecek ve bu netameli terimi savunabilecektir. Yine, hiç tefekkür etmediği için, Devlet'in derinlerinde biryerlerde hazırlanarak önüne konan "ali menfaatler" zokasını da her zaman yutacak ve her zaman kullanılmaya, istismara hazır olacaktır.
 
***
 
Bu vazıyete göre, artık "İflas"ı deşifre edebilecek hale gelmişiz demektir: Bu şartlar muvacehesinde, Milliyetçilik'i kendisine birincil bir ilke ittihaz edinen siyasi bir hareketten, yukarıda tadat edilen problemler kümesinin halli konusunda, "milliyetçilik farkı" olarak nitelendirilebilecek, radikal, ciddi birşey beklenemez. Yani; bu zihniyet değişmediği müddetçe, Türkiye, Türk Milliyetçileri tarafından idare edildiği takdirde, 'diğer', 'herhangi' siyasi iktidarlara göre, "milliyetçilik farkı" olarak nitelendirilebilecek olan radikal, ciddi bir fark ortaya koymaya muvaffak olamayacaktır.
 
***
 
Onun için, derim ki, evvelen, bu konuları masaya yatırmadıkça, kendimizle hesaplaşmadıkça, karşılaşacağımız akıbetin hep aynı olacağına dikkat etmeli ve bu problemelr üzerinde çok ciddi manada zihni egzersizler yapmadan, sırf iktidar olmak için İktidar olmaktan Allah'a sığınmalıyız.
 
Bunun için de derim ki; geliniz, kendimizle hesaplaşalım.
 
Benim gücüm ancak buna yeter; elimden geleni yapacağımdan da emin olunuz. Bu maksatla, içinden geldiğim ve hala bir ferdi olduğum bu camiayı kudretim yettiğince eleştirmekten geri durmayacağım.
Yazıyı PDF dosyası olarak indirmek için tıklayınız. [ Boyutu: 228,23 KB ]




Copyright ©2006-2017, Durmuş Hocaoğlu

Sitede yayınlanmakta olan yazılar kaynak göstermek şartıyla kullanılabilir.

Anasayfa  |  Biyografi  |  Kitaplar  |  Yazılar
Bildiriler  |  Röportajlar  |  İletişim