ANASAYFA BİYOGRAFİ KİTAPLAR YAZILAR BİLDİRİLER RÖPORTAJLAR KÜTÜPHANE İLETİŞİM
        Detaylı Arama

Facebook'ta Paylaş

Osmanlı: İslam Dünyasının Babası: III
Durmuş Hocaoğlu

Yeniçağ Gazetesi / 21.07.2006
Fakat Osmanlı'nın "gaza ve cihad" olarak özetlenen bu başarılı anti-kolonyalist mücadelesi sadece Anadolu ve Balkanlar ile sınırlı kalmamış, Batı'nın Doğu Avrupa'ya yayılmasına da uzunca bir müddet engel olabilmiştir. Bunun yanında, bütün Doğu Akdeniz'i kuşatan Osmanlı hakimiyeti Haçlı Seferleri'nin ana hedefi olan bu coğrafyayı ta geçen asrın başlarına kadar Batı'ya karşı korumuş ve bir barış ülkesine döndürmüştür. "Müslümanların Babası" Osmanlı'nın ölümünün nelere yol açtığı, en fazla, o günden bu yana huzur denen şeye hasret kalan, bir kan ve ateş diyarına dönen bu bölgeden anlaşılabilir.
 
Endülüs'ün düşmesine mani' olamamakla beraber, Afrika'nın kuzeyinde uzun süreli bir hakimiyet te'sis eden Osmanlı, 1492'de Granada'nın düşüşü ile sekiz asrı bulan İslam egemenliğinin nihayete ermesinden sonra, İspanya ve Portekiz'in önünde açık hedef olarak duran bu İslam coğrafyasının da Endülüs'ün akıbetine uğramasına kesin surette engel olmuştur.
 
Buraya kadar saydığımız bölgeler kadar başarılı olamasa da, Güney Asya'da da anti-emperyalist ve anti-kolonyalist mücadelesini devam ettiren Osmanlı'nın, bu geniş coğrafyanın sömürgeleştirilmesini belirli bir ölçekte geciktirmeye muvaffak olduğu da kabul edilmelidir.
 
Evet: Müslümanların Babası (evlatlarının da katkı ve yardımlarıyla) çoktan öldü; artık, İslam Dünyası - tam ve kamil manada böyle bir dünyanın mevcut olup-olmadığı da çok tartışmalı olmakla beraber sadece umumi bir teamüle riayet ederek bu terimi kullanıyorum - seksen seneden beridir adeta yetim bir çocuk: İçine düşmüş olduğu büyükçe bir çukurun içinde debelenip duruyor ve albenili şık ambalajlar içerisinde sunulan ve yerli işbirlikçilerin desteğiyle pazarlanan Yeni Kolonyalizm'in açık hedefi halinde bulunuyor.
 
***
 
Dört yıl evvel kaleme almış olduğum bu yazımdaki ana fikirde bugün dahi, açıkça görülmektedir ki, değişen en ufak bir şey yok:
 
Osmanlı bu coğrafyanın kolonize edilmesini önündeki en büyük engeldi; o engel bertaraf edilince kolonizasyon işlemi tamamlandı. Ne var ki, kolonizatörler, zehri altın kasede sunarcasına, kolonizasyonlarını sahte bir bağımsızlık rüyası içinde sunmuşlardır. Bölge ülkeleri bağımsız ulus-devletler olduklarını zannettiler ve hala da öyle zannetmektedirler; ancak, aslında Mahatır Muhammed'in de büyük bir isabetle belirtmiş olduğu gibi, tek kazançları sadece Türk efendilerini İngiliz – ve diğer - efendilerle değiştirmekten ibaret oldu. Nitekim Osmanlı'dan kopan devletlerin hiçbirisi ne hakiki mana ve muhtevada bir devlet olabildi ve ne de "ulus"; ulus olmayınca ulus-devlet de olunamadığı için kendilerine "verilen" bağımsızlıklarını da değerlendiremediler. Esasen, hürriyet ve istiklalin "verilen" değil "alınan" bir şey olduğunu ise hiç idrak edemediler. Milliyetçiliklerini Türk karşıtlığı üzerinden inşa edecek kadar fanatikleşen elitlerin herbirisi ta bidayetinden itibaren kendi halklarının başına çöreklenen despot yılanlara dönüştü; tabii zenginlikleri yabancıların eline geçti, ülkelerinin servetleri arsızca çarçur edildi, bir kısmı görgüsüz lüks yatırımlarda tüketilirken, bir kısmı silah tüccarlarının kasalarına ve harici bankalara aktı.
 
Bölge ülkelerinin takip ettiği İsrail siyaseti ise başından beri bir yanlışlıklar komedyası şeklinde cereyan etmektedir; bunu dahi farkedemiyorlar. İlkin farkedemiyorlar ki Yahudi'yi oraya getirenler, gelmesine çanak tutanlar kendileridir; ikincileyin farkedemiyorlar ki, o topraklarda nasıl ki kendilerinde Türk'ten bağımsızlık talep etmeye hak görmekte iseler, dürüstçe konuşuldukta, Osmanlı yıkılınca Yahudi'nin de tarihi bir hakkı doğacaktır. Üçüncüleyin farkedemiyorlar ki, tamamı birleşse dahi İsrail'in onların kaldıramayacağı kadar ağır bir taş hükmünde olduğu fiili bir gerçekliğin ifadesidir ve yine dördüncüleyin farkedemiyorlar ki, adam olmayı akıl edip de imkanlarını verimlilikle kullanmak suretiyle kalkınmamışlık problemlerini hallederek güce ve refaha kavuşmak, halklarını mutlu kılmak, bu kadar ağır bir taşı yerinden sökmeye çalışmaktan çok daha büyük bir fazilet olduğu gibi bu taşı yerinden sökmenin tek yolu da budur.
 
***
 
İslam dünyasının babası Osmanlı yok; İslam dünyası babasız ve bu coğrafya hala kan ve ateş içinde, seksen yıldır bu böyle ve yine öyle görünüyor ki böyle devam edecek.
 
O halde ne yapmalı?
BU DİZİDEKİ YAZILAR
Osmanlı: İslam Dünyasının Babası: I
Osmanlı: İslam Dünyasının Babası: II
Osmanlı: İslam Dünyasının Babası: III




Copyright ©2006-2018, Durmuş Hocaoğlu

Sitede yayınlanmakta olan yazılar kaynak göstermek şartıyla kullanılabilir.

Anasayfa  |  Biyografi  |  Kitaplar  |  Yazılar
Bildiriler  |  Röportajlar  |  İletişim