ANASAYFA BİYOGRAFİ KİTAPLAR YAZILAR BİLDİRİLER RÖPORTAJLAR KÜTÜPHANE İLETİŞİM
        Detaylı Arama

Facebook'ta Paylaş

Bir Asker Babası Olarak Soruyorum
Durmuş Hocaoğlu

Yeniçağ Gazetesi / 28.07.2006
Her haber artık neredeyse bir ızdırap kaynağı olmaya başladı: İçeride şehit cenazeleri, dışarıda bir kaos ve kan gölü ortamına dönüşen Irak, İsrail'in Filistin ve Lübnanda giriştiği kanlı saldırılar, Amerika'nın "bölge"de iyice hızlanan hareketliliği ve nihayet Condoleeza Rice'ın ağzından alenen açıklanan "Yeni Ortadoğu" projesi. Bu listeye başkalarını eklemeye zannederim pek de hacet kalmadı; sadece bunlar dahi bütün sinirleri koparmaya kifayet ediyor. Muhtemeldir ki haber seyretme alışkanlığımı büyük ölçüde bundan dolayı kaybettim. Daha pek yakın bir vakte kadar işinin bitirildiği ilan edilen PKK'nın tekrar aynı kanlı eylemlerine aynı hızla girişmesi ve buna mukabil Türkiye'nin hem içte ve hem de dıştaki acizliği; Irak'ta bir yandan işgal zulmü çekilirken diğer yandan vatandaşlarının birbirlerinin kanını zemzem içercesine içmeleri; İsrail'in üç haftasını doldurmaya yaklaşan ağır saldırıları ve Amerika'nın hiç fütur getirmeden ve hiç kimseyi zerre kadar bile kaale almadan, almaya lüzum dahi görmeden, herkesin gözlerinin içine baka-baka açıkladığı ve aslında "ma'lumu i'lam"dan başkası olmayan "Yeni Ortadoğu" projesi karşısında Türkiye'nin, Arap dünyasının ve topyekun İslam dünyasının bir-iki cılız ses dışındaki suskunluğu, acizliği ve hatta işbirlikçilik girişimleri insanda mecal de bırakmıyor sinir de. Ancak ne var bunlardan kaçmaya çalışmak doğru olmadığı gibi mümkün de değil; doğru değil çünkü gerçek bu, mümkün değil çünkü istesek de istemez de bize geliyor; biz ona gitmiyoruz, bulmak için koşuşturmuyoruz, haber bizi bulup zorla dünyamıza giriyor. Burası da modernitenin yarattığı bir başka ıstırap kaynağı; bir tür "bilgi zehirlenmesi" ve bu babdan olmak üzere düşünmeden de edemiyorum ki, acaba bu haberlerin yanında hemen hemen her TV kanalındaki cıvık maskaralıkların çok müşteri bulmasının bu psişik bunalım ile bir alakası olabilir mi?    
 
Şimdi bugün içeriye bir göz atacağım ve bir sual soracağım.
 
Son zamanlarda şiddetini artıran kanlı saldırılarla yükselişe geçen PKK'ya karşı en müessir çarenin Irak'ta sınır ötesi bir harekata girişmek olduğu yolunda kamuoyunda ve siyaset çevrelerinde hemen hemen tam bir mutabakat hasıl olduğu ve ayrıca, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin de bu istikamette bütün hazırlıklarını ikmal ettiği ve kararın siyasi iradeyi beklediği bilinmektedir. Ne var ki "siyasi iradenin başı" olan zat, yani bizzat Sayın Başbakan, ila maşaallah, tam da bu noktada arslanlar gibi kükredi, sözü hiç eğip bükmeden diyeceğini bir tek defada dedi ve noktayı koydu: "Amerika hayır dediği sürece bu işi yapamayız; bir de belki NATO; elimizden gelebilecek başka birşey yok, üstümüze gelmeyin". İşte "siyasi irade" bu kadar: Yani "sıfır".
 
Çok güzel Sayın Başbakan; Allah ömrünüze ömür katsın, bizden alsın size versin, sakın tatilinizi kesmeyiniz, iyice istirahat buyrunuz, ta ki mübarek vücudunuz zindeleşsin de "sağlam kafa, sağlam vücut" prensibi mucibince memleket mes'elelerini daha bir güzel içinden çıkılmaz hale getiriniz; lakin, bu böyle daha nereye kadar? Daha kaç eve figan düşmesi beklenecek? Nasıl olsa sizin eviniz garantili; ama herkes öyle değil ki, olamaz ve olması doğru değil. Ben de bir asker babası olacağım birkaç güne kadar: Bu Ağustos celbinde bir tek defada, aynı anda iki oğlunu birden askere gönderecek olan bir baba; açıkça söyle(ye)miyoruz ama, aklımız fikrimiz hep aynı yerde, hep aynı ağu gibi sualin çengeli zihnimizi oyuyor: "Acaba, bizim de...?"
 
Bu memlekette askerlik hizmeti, açıkça söylemek gerekiyorsa eski itibarını kaybediyor, aşınıyor; ama yine de hala ciddiye alınan ve saygı gören bir kavram ve bir müessese; yani ezici ekseriyet, nimete koşan ama külfetten kaçan "vicdani redci" nam vicdansız asalak makuleden değil; onlar, külfetin en büyüğü olan canını ortaya atabilen gerçek insan ve gerçek vatandaş.
 
***
 
Sayın Başbakan; bu yazıyı okuyunuz ya da okumayınız, orası hatta hiç mühim bile değil; tarihe not düşmek için ve sadece "bin başımız varsa bini de vatan yoluna feda" diyen bir asker babası olarak soruyorum: Şüphesiz tek sorumlu siz değilsiniz; kabul, ancak, siz sahiden yatağa girince hiç sizin iradesizliğinizin de çok büyük katkı payı olan şehitlerimizin kabuslarıyla uyanmadan uyuyabiliyor musunuz?




Copyright ©2006-2018, Durmuş Hocaoğlu

Sitede yayınlanmakta olan yazılar kaynak göstermek şartıyla kullanılabilir.

Anasayfa  |  Biyografi  |  Kitaplar  |  Yazılar
Bildiriler  |  Röportajlar  |  İletişim