ANASAYFA BİYOGRAFİ KİTAPLAR YAZILAR BİLDİRİLER RÖPORTAJLAR KÜTÜPHANE İLETİŞİM
        Detaylı Arama

Facebook'ta Paylaş

Dünya'nın Mihveri ve Ortadoğu
Durmuş Hocaoğlu

Yeniçağ Gazetesi / 06.08.2006
Bir önceki yazımı "nasipse Cuma'ya..." diye noktalamıştım; demek ki nasip bugüne imiş: beklenmedik bir hastahane "mecburiyeti" nasibimizi bugüne te'hir etti. Evet nasip bugün; vakıa geç kalmış da sayılmayız, hatta hiç bile değil; bahse konu edineceğimiz gündemde henüz değişen birşey yok nasıl olsa, o halde kaldığımız yerden devam edebiliriz.
 
Ortadoğu, diyorduk, tam bir diyalektik; zıtların birbirine dönüşebildiği bir diyalektik ve bu haliyle de O, bir yandan bir cehennem çukuru olabilirken diğer yandan da bir cennet bahçesi olabiliyor. İşin sırrı O'nun dilini kavramada ve O'nunla o dil ile münasip bir tarzda konuşabilmede. Ortadoğu, filhakika, tarihi tecrübe ile sabit ki, bir cennet bahçesi olabiliyor; çünkü tarihteki hemen-hemen bütün büyük güçler, "imperyum" olmanın zirvesine Ortadoğu üzerindeki hakimiyetleriyle ulaşabilmişlerdir ve tuhaf gelebilir, ama, bu durum, eski çağlardan beri pek de o kadar değişmemiştir: Ortadoğu, İskender için ne ise, Kisralar, Sezarlar, Halifeler, Kara ve Kızıl Çarlar, Osmanlılar, Çingizliler ve Timurlular için de aynı olmuştur ve tabiatiyle Napolyon ve Hitler için olduğu kadar Majeste Kraliçe için de; keza ve yine tabiatiyle Majeste "President Bush" için de. Yine aynı sebebe binaen, diyebiliriz ki, her küresel güç, bu gücünü taçlandırmak için kader maçına burada çıkar; çünkü Ortadoğu'ya hükmedemeyen bir güç, gerçek bir imparatorluk gücü sayılamaz: Buraya hükmeden, cihana hükmetmenin yolunu açar; ancak, bu burada düşen de, dünyada düşer. Bu itibarla Ortadoğu'nun, kolay-kolay rekabet tanımayan ap-ayrı bir prestiji vardır.
 
İşte şimdi öyle görünüyor ki, Amerika da kader maçına Ortadoğu Ringi'nde çıkmış bulunuyor; buna, bir kader maçı demekle mübalağa etmiş olmayız; çünkü bu serüvenin neticesi, "Amerikan İmparatorluğu"nun istikbalini tayin edecek olan en mühim amil olacaktır. Öyle ki, burada vuku' bulacak bir geri çekilme, bura ile sınırlı kalmayacak ve Amerikan gücünün Orta-Asya'yı kaybetmesi sonuçlanacaktır ve tabii ki vice versa. Şimdi tam bu noktada vazıyeti hulasaten tahlil etmeye çalışalım: Amerika, bundan iki asır kadar evvel Yeni Dünya'da doğdu, birtakım süreçlerden geçerek büyüdü ve azmanlaştı, ancak gerçek bir dünya gücü olabilmesi için mutlaka Eski Dünya'ya hükmetmesi gerekiyordu. Bu imkanın kapısı I. Harp ile aralandı, II. Harp ile açıldı; ancak bu, yine de yetmiyordu: Daha daha büyüğü için, Asya, Avrupa ve Afrika'nın tamamını, yani Eski Dünya'yı bir tek kıt'a kabul ederek "Dünya Adası" adını veren Mackinder'in öğüdünün tutulması gerekmektedir[*]: Yeni Dünya'da kalan, dünyanın efendisi olamaz; Eski Dünya şartır. Eski Dünya için ise Mackinder, Mihver Bölge (Pivot Area) adını verdiği bölgeye hükmedilmesi gerektiğini belirtmektedir. Bu ise, aşağıdaki sade haritada da görülebileceği Orta-Asya, Sibirya, Doğu Avrupa ve İran'dan müteşekkildir.  
   
 
[*] Sir Halford John Mackinder., "The Geographical Pivot of History"., Geographical Journal., 1904., Vol: 23, pp.421-444., Jeostrateji'nin kurucusu sayılan Mackinder'in bu makalesi hakkında özlü bir yorum için, bkz.: Sir Halford J. Mackinder (1861-1947): "Tarihin Coğrafi Mihveri"., Robert B. Downs., Dünyayı Değiştiren Kitaplar., Çeviren: Prof. Dr. Erol Güngör., Tur Yayınları., İstanbul, 1980, Bölüm 9: Merkez Bölgesi ve Dünya Adası içinde, s.181-198


NOT: Harita, editör tarafından matbu metne konmamıştır.
Yazıyı PDF dosyası olarak indirmek için tıklayınız. [ Boyutu: 210,68 KB ]




Copyright ©2006-2018, Durmuş Hocaoğlu

Sitede yayınlanmakta olan yazılar kaynak göstermek şartıyla kullanılabilir.

Anasayfa  |  Biyografi  |  Kitaplar  |  Yazılar
Bildiriler  |  Röportajlar  |  İletişim