ANASAYFA BİYOGRAFİ KİTAPLAR YAZILAR BİLDİRİLER RÖPORTAJLAR KÜTÜPHANE İLETİŞİM
        Detaylı Arama

Facebook'ta Paylaş

Amerika'nın Ortadoğu Politikası, Yahudiler ve Kürtler
Durmuş Hocaoğlu

Yeniçağ Gazetesi / 14.08.2006
Bir harp halinde dost, müttefik ve tarafsız sayısının mümkün olduğunca en yüksek nisbet derecesine çıkarılmasını, düşman sayısının ise azaltılmasını öğütleyen temel strateji prensibini, tarihi tecrübe de defaatle tasdik etmiştir. Lakin Amerikan politikası bu temel prensibi kaba bir şekilde ihlal etmekten adeta marazi bir haz duyduğu intibaını hasıl etmektedir. Tipik bir kovboy zihniyetine benzeyen bu politikanın bir gün kibrinden dünyayı gözü görmez hale gelmiş olan Amerika'yı çok fena bir şekilde ters köşeye sıkıştıracağını söylemek kehanet sayılmamalıdır her halde.
 
İmdi; Amerika, henüz kendisine karşı gelebilecek bir güç bulunmamasının verdiği gurur ile, hassaten, küresel dünya hakimiyetine giden yolun kilit noktası addettiği Ortadoğu politikasında aynı kaba ve vizyonsuz politikayı çok açık ve net bir tarzda sahnelemekte; adeta şuurlu bir şekilde, dost, müttefik ve tarafsız sayısını mümkün olduğunca en düşük, düşman sayısını ise en yüksek nisbete çıkarmağa uğraşmaktadır. Nitekim dikkat edilecek olursa, bu gerilimli politikada Amerika'nın tam olarak yanında yer alan hemen-hemen doğru düzgün hiçbir ülke yok gibi - O'nun kuyruk altı biti mesabesindeki İngiltere hariç tabii ki. Beri yandan çok dikkat çekici ve mutlaka hem milletlerarası siyaset ve hem de harp literatürüne nümune-i timsal olarak geçecek bir başka çarpıklık da, bilhasasa bölgedeki dost ve müttefiklerinin durumudur. Amerika'nın bölgedeki en önde gelen müttefiki, daha ziyade bir işbirlikçi ve tetikçi kimliği gösteren Kürtler ve Amerika'nın gücünü kendi lehine manüple eden İsrail, daha açık adı ile Yahudiler'dir. Bir önceki yazımın son cümlesinde de söylediğim gibi, bu her iki müttefik de aslında Amerika'nın işini zahiren kolaylaştırıyor görünmelerine mukabil daha da zorlaştırmaktadırlar; çünkü her ikisi de bölgenin en fazla nefret edilen kavimleri halini almışlardır. Dikkat edilecek olursa "devlet"ten ziyade "kavim"den söz ediyorum; nefretin hedefi artık kavimdir. Kürtler ve Yahudiler'in hasıl ettiği kin ve nefretin faturası da aslında Amerika'ya kesilmektedir.
 
Vazıyet, diğer yandan, işbu müttefikler için de hayli büyük zorluklara gebe gözükmektedir. Kurulduğu tarihten bu yana bölgesinde en ufak bir sempati dahi toplayamayan İsrail devleti bu antipatiyi bir nefrete dönüştürmekle kalmamış, bir devlet üzerinden bir kavme yönelik hale getirmiştir. Vakıa el-an Amerika'nın gücü sayesinde ayakta duruyor ve muhtemelen bir müddet daha duracak ve belki daha da yayılacak; ancak, sadece dar bir kıyı şeridinde tutunmış, hepi topu birkaç milyonluk bir insan topluluğu bölgedeki varlığını ilelebed bu şekilde nasıl ayakta tutabilecektir? Kürtlere gelince: İstiklal davası, onları bu bölgedeki bütün devletler ve milletler ile çatışma mevıine sokmuştur; buna bir de Amerika'nın bölgedeki uzantısı, menfaatlerinin savunucusu, tetikçisi ve beşinci kolu hüviyeti de eklenince Amerika'ya duyulan hınç ve öfke onların da üzerine boşanır olmakta ve her iki nefret birbirini beslemektedir.
 
Kürtler gerçekten de ciddi bir şekilde çok yüksek mertebede riskli ve tehlikeli bir oyun içerisindedirler: Tam manasıyla "olmak veya olmamak" çizgisindeki bir oyun. Bu çizginin bir yanı Büyük Kürdistan'dır, diğer yanı ise çok ağır bir cezalandırma ve her ikisi de Amerika'nın muvaffakıyyetine bağlıdır. Amerika'nın, iradesini bölgeye zorla kabul ettirmesi Büyük Kürdistan'a giden yolun kapısını açacaktır, buna kat'i bir nazarla bakabiliriz; aksi takdirde ise Kürtler bir trajedi ile karşılaşacaklardır ki buna da kat'i bir nazarla bakabiliriz.
 
Hamiş: Bu yazıyı kaleme aldığım gün (12 Ağustos 2006, Cumartesi), Allah nasib kıldı, her iki oğlumu da askere uğurladık, baba ocağından Peygamber ocağına teslim ettik. Beni ve ailemi tebrik ediniz dostlar; bugüne bugün bir "asker babası"yım; sayı ile "iki askerin babası". Mes'ud ve bahtiyarız; ama evimize bir hüzün de çökmedi değil, odaları bu gece boş, gözlerimizde buğu var. Ancak saadetimize gurur da ekleniyor ve hüznü bastırıyor: Artık bizler akşamları evimizde istirahata çekilirken istirahat etmeyen, bizler uyurken uyumayan, kapımızın önünde her an dipdiri nöbet tutan, hürriyetimizin, istiklalimizin, mülkiyetimizin ve namusumuzun bekçileri arasında benim iki oğlum, Tuğrul ve Mesud Kürşad da var.
Yazıyı PDF dosyası olarak indirmek için tıklayınız. [ Boyutu: 236,81 KB ]




Copyright ©2006-2018, Durmuş Hocaoğlu

Sitede yayınlanmakta olan yazılar kaynak göstermek şartıyla kullanılabilir.

Anasayfa  |  Biyografi  |  Kitaplar  |  Yazılar
Bildiriler  |  Röportajlar  |  İletişim