ANASAYFA BİYOGRAFİ KİTAPLAR YAZILAR BİLDİRİLER RÖPORTAJLAR KÜTÜPHANE İLETİŞİM
        Detaylı Arama

Facebook'ta Paylaş

Dil, Düşünce ve İfade
Durmuş Hocaoğlu

Yeniçağ Gazetesi / 01.09.2006
İnsan'ı İnsan yapan en temel vasıflardan ve varlık şartlarından olan Dil, bir kaabiliyet olarak İnsan'ın kendi eseri değildir, bir veridir; aksi halde İnsan'ın İnsan olmadan önce İnsan olması icap ederdi ki bu ap-açık bir mantıksızlık demektir. Düşünce de hakeza. İnsan demek, düşünen ve düşündüğünü dil ile ortaya koyabilen varlık, tek ve biricik varlık demektir. Bu ise, birisinin mevcudiyeti diğerininkini de istilzam edeceğinden, dil ve düşüncenin kopmaz birlikteliğini ifade eder. Buradan ise şu neticeye varabilmekteyiz: Dil ve Düşünce birbirinin mütemmimi ve onsuz olmazı (lazım-ı gayri müfarik) olmakla, bir ve aynı kökenden neş'et ediyor olmalıdırlar ki bu da "Ruh" (Spiritto, Geist) denen, cüzlerden mürekkep olmayan bir varlık, bir ve bütün, bölünmez bir cevher olmalıdır.
 
Bu noktada karşımıza fevkalade mühim bir kıstas olarak "ifade" çıkmaktadır. İfade ile kastedilen umumiyetle "konuşma" ise de bu onun, "lisani (dilsel) ifade" (verbal expression) olarak bilinen dar ve hususi manasıdır. İfade, Ruh'un kendisini kendi dışına taşırması, dışlaştırmasıdır, yani İfade bir "dışlaştırma"dır (huruc, objektivasyon); ve fakat aynı zamanda bir "tebliğ"dir de (manifestasyon). Ruh'un, kendisini kendi dışına çıkarması bir tebliğdir, çünkü, bu yol ile O, kendisini kendisi-olmayanlara, yani başkalarına bildirmektedir ve bunun bütün şekilleri de en umumi, en şamil manasıyla, "ifade"dir ve bütün bunların tamamı ise, "şuur" (bilinç) olmaktadır. İfade, bir "eser" ile vücut bulur, somutlaşır, teşahhus ve tecessüm eder. Eser demek, çıplak varlık alanında hilkaten mevcut olmayıp ona sun' ile, bilinç ürünü olarak eklenen her şey demektir. Eser ile ortaya konan her şey ise "kültür"dür. Bu nokta-i nazardan bakıldıkta, İnsan'ın niçin biyolojik-mekanik bir varlık değil de bir kültür varlığı, yani hem kültürün ürünü ve hem de kültürün yaratıcısı olduğu da anlaşılabilir.
 
İmdi: Söz gelimi, tabiat ortasında herhangi bir yerde taş-taş üstüne konarak vücuda getirilmiş bir duvar görecek olursak, bu duvarı bina eden bilinç sahibi (zi-şuur) bir varlığın mevcudiyetine gideriz; zira, bedihidir ki, "duvar", çıplak tabiatın mahsulü değildir, o, tabiata bir eklentidir; yani bir "eser"dir. Bu suretle "eser"den "müessir"e gidilmiş olmaktadır: Madem ki ortada bir eser (fiil) vardır, öyleyse bir de müessir (fail) olmalıdır: Zeka sahibi, şuur sahibi bir müessir. İşte burada bahse mevzu ettiğimiz duvar, işbu müessirin somut bir ifadesidir. Devam edelim: Müessirin ortaya koymuş olduğu eseri, O'ndaki düşünme (bilinç) kuvvesinin mahsulüdür; çünkü, hiçbir eser, önce tasavvur olarak teşekkül edip sonradan buna iradenin ilavesiyle eyleme dönüşmeden var olamaz, daha açık bir anlatımla, önce düşüncede mevcut olmayan bilinç ürünü hiçbir şey varlıkta mevcut olamaz; o halde, failin düşünmesinin mahsulü olan eser, O'nun düşüncesinin dışlaştırılmasıdır (huruc).
 
Öyleyse bu nedir?
İşte buna "dil" diyoruz.
Dil, yani, lisan; en umumi, en şamil, bütün tazammun ve şumulü ile dil.
Dil, budur.
Dil, bir müdrik failin, kendisini kendi dışına, ortaya koymuş eser(ler) ile ifade ediş tarzıdır.
 
Bu nokta-i nazardan bakıldığında, en büyük eser, mevcudatın tamamıdır; o halde, onun arkasında da en büyük fail, fillerinde muhtar (otonom) olması hasebiyle de "fail-i muhtar" olan bulunmalıdır; O'nun bütün eserlerinde ortaya koyduğu ise, kendisini ifade tarzı olan dilidir. Ve bunun içindir ki Kainat, okunması gereken bir kitaptır: "Kitab-ı Kebir-i Kainat".  
 
İfade üzerinde bir nebze daha duralım ve eser kelimesini en umumisinden en hususine kadar bütün sahalarda kullandığımızda, eserin tecessüm etmiş ifade olması sebebiyle, Bilgi ve dolayısıyla da Bilinç için en temelli bir kriter olduğunu vurgu ile tebarüz ettirelim. İfade kavramını felsefenin gündemine getiren Benedetto Croce, bu konuda, "... ifade insanın her çeşit manifestation'unu, hatibin, müzisyenin ve daha diğerlerinin manifestation'larını içine alır" derken [Estetik., Çev.: İsmail Tunalı., Remzi Kitabevi Yay., İkinci Baskı, İst., 1983., s.120, pr: 2], Bilgi için de, "Sezgi ile bilmek, ifade etmektir; ve ifade etmekten (ne çok ne daha eksik değil) başka bir şey değildir" [a.e., s.122, son satırlar] demektedir.
Yazıyı PDF dosyası olarak indirmek için tıklayınız. [ Boyutu: 178,53 KB ]




Copyright ©2006-2018, Durmuş Hocaoğlu

Sitede yayınlanmakta olan yazılar kaynak göstermek şartıyla kullanılabilir.

Anasayfa  |  Biyografi  |  Kitaplar  |  Yazılar
Bildiriler  |  Röportajlar  |  İletişim