ANASAYFA BİYOGRAFİ KİTAPLAR YAZILAR BİLDİRİLER RÖPORTAJLAR KÜTÜPHANE İLETİŞİM
        Detaylı Arama

Facebook'ta Paylaş

Dil ve Dünya
Durmuş Hocaoğlu

Yeniçağ Gazetesi / 04.06.2006
Mükerreren: İfade edil(e)meyen şey, bilin(e)meyen şeydir"; Dil, en yetkin bir ifade tarzı olduğuna göre, "Dile getirilemeyen şey, düşünülemeyen şeydir" ve binaenaleyh, Dil ile ifade edilemeyen şey, düşünülemeyen şeydir; yani, "Dil'de olmayan, Düşünce'de (de) yoktur."
 
Acı ve ağır bir hüküm; ama doğru; ister maalesef densin, ister maalmemnuniye, aynıyla doğru!
 
İşte bu, "dünyamızın sınırları"dır: Birbirinin cüz-ü mütemmimleri, lazım-ı gayri müfarikleri ve eşdeğerleri olan Düşünce ve Dil.
 
İmdi, Hayvan'ın bir "çevresi" vardır (Üexküll), İnsan'ın ise dünyası" (Scheller). Dünya, verili tabiatta (çevrede) olmayıp O'na sun' ile ilave edilen herşeydir – yani kültür; arkasında, safi şuur (bilinç) ve düşünce olan Ruh (Geist) bulunur ve O da kendisini dışarıya Dil ile taşır; her manada dil, ama münhasıran "verbal dil", yani konuşma dili. İnsan'ın bir dünyası vardır; bu, umumi bir kaziye; beri yandan her cemiyetin ve her ferdin de ayrı birer dünyası ve bu dünyanın sınırları vardır. Her cemiyet aynı başarıyı yakalayamaz, O'nun dünyası ve dünyasının sınırları başkadır, bir diğerininki başka. Her cemiyetin dünyasının atmosferi, kalitesi ve sınırları ile manifestasyonları bir ve aynıdır; eser müessirin aynası olduğuna göre, her cemiyetin tarihi boyunca yarattığı eserleri, O'nun aynasıdır, ne noksan, ne fazla. Ferdi planda da keza; her insan tekinin dünyası farklıdır, aksi varid olaydı, insan olmazdık; eser ne ise kişi de odur. Herkes matematisyen, herkes şair, herkes alim, herkes mütefelsif değildir, olamaz ve olmak da icap etmez; ama aynen cemiyet hayatında olduğu gibi, muhakkak 'birşeyler' olmalıdır. Lakin eserde tebarüz ettirilemeyen iddialara soyunulursa, o zaman işte bu kıstas devreye girer: Eser ile ortaya konan "şey"; burada "eser"in, onu yaratanın dili olduğunu bir kere daha hatırlayalım.
 
İmdi, her kişinin ve her cemiyetin bir dünyası ve bu dünyanın da sınırları vardır; ama o sınırın Dil ile çok yakın bir bağı da vardır, hatta bire-bir demiştik. Burada Dil'i bilinen luğavi manasına getirirsek, karşımıza Wittgenstein'ın şu ilkesi çıkar: "Dilimin sınırları dünyamın sınırlarıdır" [Tractatus Logico Philosophicus., 5.6., Bkz.: Çev.: Oruç Aruoba., Bilim-Felsefe-Sanat Yay., İst., Mart 1985., s.127]. Gerçekten de öyle: Dili zengin olanların dünyası da daha zengin, daha güçlü, daha renkli ve daha derinlikli ve aynı zamanda daha da değerli olmaktadır. Çünkü Dil, aynı zamanda İnsan (İnsanlık) başarılarının bütününün bir ifadesi ve mahsulüdür. Kültür ve medeniyet dil ile kurulur ve gelişir, geliştikçe dili de geliştirir, bilmukabele; ancak kültürün her seviyede dil için varid olmasına karşılık, medeniyet sadece yüksek dillerin eseridir. Tarihte hiçbir medeniyet görülmemiştir ki yüksek bir ifade kaabiliyetiyle mücehhez mütekamil bir dili olmasın, ve 'vice versa'. Dahası, bazı hallerde öyle medeniyetler görürüz ki, yıkılıp hak ile yeksan olduktan ve hatta dilini konuşanlar dahi o dili konuşmaz olduktan sonra, ölü hale gelmiş dilleri hala faal ve üretken bir medeniyet ve kültür dili olarak berhayat olmağa devam eder: Latince gibi. Bazı diller de vardır ki – bunlar ekseriyeti teşkil eder - hiçbir zaman yüksek bir kültür ve medeniyet dili olamamıştır, hatta bunların çok mühimce bir kesri hiç yazıya dahi geçememiştir. Bilfarz, elyevm kürre üzerinde tekellüm edilen, zihayat elsine-i beşeriye adedi yedibin kadardır, lakin yedi bin adet kültür ve medeniyet yoktur. Bir lisan ile bir medeniyet te'sis etmek ve onu ayakta tutmak, her cemiyete nasip olmayan muazzam bir muvaffakıyyetir.
 
Tabiatiyle, mütekamil bir dil tek başına bir cemiyetin beka te'minatı değildir; vahşi Moğolların medeni İslam memleketlerini silip süpürmesi gibi; ama onun da başka kanunları vardır. Buna rağmen, Dil (yani lisan) ile insanlık başarıları arasındaki bu sıkı rabıta, dili münkariz olanların medeniyetlerinin ve hatta varlıklarının dahi münkariz olabileceğini göstermektedir.
 
Bu sonuncusuna bir mim koyalım; lazım olacak, hem de ziyadece.
Yazıyı PDF dosyası olarak indirmek için tıklayınız. [ Boyutu: 182,12 KB ]




Copyright ©2006-2018, Durmuş Hocaoğlu

Sitede yayınlanmakta olan yazılar kaynak göstermek şartıyla kullanılabilir.

Anasayfa  |  Biyografi  |  Kitaplar  |  Yazılar
Bildiriler  |  Röportajlar  |  İletişim