ANASAYFA BİYOGRAFİ KİTAPLAR YAZILAR BİLDİRİLER RÖPORTAJLAR KÜTÜPHANE İLETİŞİM
        Detaylı Arama

Facebook'ta Paylaş

Siyaset ve Kirlilik: II - İnsan'ın Yaratıldığı Eğri Odun
Durmuş Hocaoğlu

Gelecek Gazetesi / Sayı: 7, 23.03.2001-29.03.2001
Siyaset ve İnsan tabiatı üzerine bundan önceki yazımızda aktarmış olduğumuz paragrafında Kant'ın söylemek istediği şeyi, şu şekilde özetleyebiliriz:
 
İnsan'ı insan yapan iki temel faktör vardır: Toplumsalllık ve Toplum-dışılık; yani İhtiras. Bunların ikisi birbirine zıttır; ama aynı zamanda birbirinden de ayrılamazlar; "antagonizma" terimi ile kastedilen budur. Şöyle ki: İnsan, herşeyden önce bir cemiyette dünyaya gelir ve sahip olduğu Düşünme, Din, Dil, Evlad, Nesil, Mal, Mülk gibi bütün maddi ve manevi varlık ve değerlerini bu cemiyet içerisinde ve diğer insanlarla olan birlikteliği çerçevesinde kazanır. Fakat diğer yandan da yine bütün Varlık küresi içerisinde en önemli varlık olarak kendisini görür; kendisini bütün mevcudatın merkezine kor; dünya hayatı süresince birçok şeylere sahip olmaya çalışır; hatta imkanlar muvacehesinde herşeyin en iyisini kendisi için ister; bunu da yine hem maddi ve hem de manevi ihtiyaçlar ve inançlar çerçevesinde yapmak ister. Yani, mesela kudret, zenginlik, güç gibi maddi talepleri yanında kendi düşünce ve inançlarının birçokları tarafından da paylaşılması gibi manevi talepleri vardır. İşte bütün bunlar, fertlerin ve fertlerden oluşmuş muhtelif toplumsal tabakaların arasında ihtilaflar, çekişmeler, çakışmalar ve çatışmalar doğmasına sebebiyet verir.
 
İmdi, insanlarda bu ihtiraslar olmayacak, yani herkes elindeki ile tam olarak iktifa edecek olursa, ihtlafların ve çatışmaların vuku' bulmadığı ve binaenaleyh Siyaset'in mevcut olmadığı; ama buna mukaabil, her günü birbirinin aynı olan, monotonik, hiç değişmeyen bir yaşantının ortaya çıkacağından, insanlığın hep aynı statik konumda kalacağından ve ilerleme ve gelişmenin adının bile anılamayacağından kuşku duyulamaz. Kant'ın "İnsanda, bencil çabalarını ilerlettikçe kaçınamazcasına karşılaştığı dirence sebep olan (kendi başlarına alındıklarında hiç de takdire layık olmayan) bu toplumdışı nitelikler olmasaydı, o tam uyumlu, ye­tinen, karşılıklı sevgiye dayanan bir Arkadyalı çoban hayatı sür­dürürdü. Ama o zaman bütün beceriler sonsuza dek çekirdek ha­linde gizli kalırdı; ve güttükleri koyunlar kadar uysal olan in­sanlar, hayatlarını, sahibi oldukları hayvanların hayatından da­ha değerli kılamazlardı. Uğrunda yaratıldıkları amaç, akıl sahibi olmaları, doldurulmamış bir boşluk olarak kalırdı" derken kastetmiş olduğu da tam olarak budur: İhtirassız insanlardan oluşmuş, mutlu, uysal, kavgasız, ama hep yaratıldığı gibi basit, ne ise o kalan, hiç gelişmeyen ve gelişme imkanı da bulunmayan bir cemiyet ve insanlık!
 
Şüphesiz, bu gibi bir ihtirassızlık keyfiyetinin çatışmaları önleyeceği düşünülerek övülmesi mümkündür. Lakin; her ne kadar "ihtiras" kelimesinde rahatsızlık verici bir gayr-i ahlakilik gizli ise de, bir şeyi talep etmek ancak, az ya da çok, mutlaka "ihtiras" ile kaabildir; beri yandan, birşey istememek de insanlığa mugayirdir. İnsan, mutlaka ve mutlaka "birşeyler" talep eden bir varlıktır, ancak ölüler birşeyler talep etmez. İnsan, yemek-içmek ister, buna mecburdur; bu, Uexküll'ün "beslenme çemberi"dir ve Hayat ancak teğaddi eylemek ile kaabildir; binaenaleyh, her kişi bu çembere tabidir; günahtan korunan peygamberler dahi: "Biz peygamberleri yemek yemez birer cesed olarak yaratmadık" diye buyuran ayet-i kerime hatırlanmalıdır [Enbiya: XXI/8]. Beri yandan Hayat, nesil devam ettirmek ile kaabildir. Bu da bir ihtirastır ve itici motoru "şehvet" olup bu da Uexküll'ün "üreme çemberi"dir. İhtiras'ın insanlık için önemini burada da görebiliriz: Çok kereler isminin telaffuzu dahi edebe mugayir addedilen bu ihtiras kaynağının kuruması halinde İnsanlık biter: Hayat'ın temadiyeti cima ile mümkündür ki buna "Hayat'ın Diyalektiği" dahi diyebiliriz: Ölü'den diri, geceden gündüz çıkaran Tanrı Teala, nasıl ki çamur'dan insan neslini yaratmışsa, şehvet eyleminden ve onun neticesi olan meni'den de fert-insanları yaratmakta, [Kıyamet: "Elem-yeku nutfeten min-meniyyin yumna": "Sen atılan bir meniden (olan) bir nutfe değil misin?"] yani, 'mülevves olan'ı 'ulvi olan'a inkılab ettirmektedir.
 
Şu halde, hasılı, bu denli ideal, kelimenin tam manasıyla bir "mutlak ihtirassızlık", insanlık kavramı ile birlikte ele alınamaz.
 
Bunlarla birlikte mütalea edilebilecek olan, şeref, itibar v.b. gibi diğer ihtiras kaynakları birlikte mütalea edildiğinde, bütün bunlara bir de en büyük ihtiras kaynağı olan kendi varlığını ve ailesini, evlad ü ıyalini, dinini, inancını, hürriyetini, topraklarını, servet ve zenginliklerini koruma ve genişletme, hatta başkalarının zararına olabilecek şekilde bütün bu malik olduklarının hudutlarını genişletme ve yayılma, tahakküm etme de eklenince Uexküll'ün "korunma çemberi"ne ulaşılmaktadır ki bütün bunların muhassalası "Siyaset" olmaktadır.
 
Fihakika, Siyaset'in asıl kaynağı olan ve umumen "korunma" adı verilen itici motor güç, bütün ihtirasların mecmu-u yekunu olan en büyük ihtirastan kaynaklanmakta ve diğer bütün fonksiyon çemberlerinin de hemen-hemen tamamını ihata etmektedir.
 
Bu noktada Kant'ı tekrar dinleyelim: [Dünya Yurttaşlığı Amacına Yönelik Genel Bir Tarih Düşüncesi., s.121-123]:
 
"İnsanlığı bezeyen bütün kültürle sanat ve insa­nın yarattığı en güzel toplum düzeni, onun toplumdışılığının ürünleridirler. Toplumdışılığın bir disipline girmesi de onun ya­pısı gereğidir ve doğanın ektiği çekirdekler sanatın iticiliğiyde yetkince gelişir.
 
Altıncı Önerme
 
Bu sorun insan türünün çözeceği hem en güç hem de en son sorundur. Sorundaki düşünceden açıkça belli olduğu gibi güç­lük şuradadır: İnsan türdaşları arasında yaşadıkça bir yönetici­ye ihtiyaç duyan bir hayvandır; çünkü türdaşlarıyla ilişkisinde insanın özgürlüğünü kötüye kullandığı kuşku götürmez. Üstelik, akıllı bir yaratık olarak herkesin özgürlüğüne sınır çekecek bir yasayı istese bile, gene de bencil hayvansal eğilimleri, yapabil­diği yerde kendisini bu yasanın dışında saymaya sürükler onu. Kendi iradesini kıran, evrensel geçerli olan ve herkesi özgür kı­lan bir iradeye onu boyun eğmeye zorlayacak bir yöneticiye ih­tiyacı vardır. Ama böyle bir yöneticiyi nerde bulacak? İnsan tü­ründen başka hiçbir yerde bulamayacak. Ama bu yönetici de bir yöneticiye ihtiyaç duyan bir hayvandır. Öyleyse, insan ne kadar uğraşsa da, kamu adaletini kurmak için, kendisi adaletli olan en üstün otoriteyi - bunu ister tek bir kişide, ister bu amaç için seçilmiş birçok kişiden oluşan bir grup içinde arasın - elde ede­bileceğini söylemek güçtür. Kendi üstünde ve yasaların gerek­tirdiği şekilde onu zorlayacak bir kimse olmadıkça her insan her zaman özgürlüğünü kötüye kullanacaktır. Oysa en üst otorite hem kendi başına adaletli olmalı, hem de bir insan olmalı. İşte bu, görevlerin en zorudur ve tam bir çözümü olanaksızdır. İnsa­nın yapılmış olduğu bu eğri odundan dümdüz çıkacak hiçbir şey yontulamaz"
 
Kant'ın "Kendi üstünde ve yasaların gerek­tirdiği şekilde onu zorlayacak bir kimse olmadıkça her insan her zaman özgürlüğünü kötüye kullanacaktır" demesi ve bunu "İnsanın yapılmış olduğu bu eğri odundan dümdüz çıkacak hiçbir şey yontulamaz" hükmü ile daha da pekiştirmesi, bizatihi İnsan'a karşı duyulan radikal bir güvensizlik olarak yorumlanabilir.
 
İmdi: Hiç şüphesiz, İnsan'da bir yandan Kötülük'e ve diğer yandan da İyilik'e doğru olmak üzere iki ayrı ve birbirine zıt temayüle de kuvvetli teveccühler bulunmaktadır. Bu noktada, O'nun, kendisini "ehsan-i taqwim" üzere yaratan Rabbi tarafından, nasıl "esfele safilin"e indirildiğinin anlatılması (Tin) nazar-ı itibare alınmalıdır. İnsan, vakıa menşe' itibariyle eğri bir odundan, yani kusurlu olarak yaratılmış değildir; ama içinde bil-kuvve (potansiyel) halde bir kusur vardır: Fenalığa karşı temayül. İşte, Kant'ın sözünü ettiği "eğri odun"dan murat, budur.
 
Bunun içindir ki, Pierre Bayle'ın, "İnsan, bütün sistemlerin yutmakta zorlandığı en sert lokmadır" demesi çok katı bir hakikatin ifadesinden başka bir şey değildir. Bu itibarla, bütün dinlerin, bütün felsefelerin, bütün ahlak sistemlerini yönelmiş olduğu asli gayeyi, çok basitçe, "İnsan'ı terbiye etmek" olarak da özetleyebiliriz. Allah'ın "Rabb" ismi de bunu anlatmakta değil midir? Rabb, yani terbiye eden. Dikkat edilmelidir ki Kötülük (Şer) ve İyilik (Hayr) yalnız İnsan'a mahsustur; Hayvan için ne Kötülük mevzu-u bahs olabilir ve ne de İyilik.
 
Şu halde, Kötülüğün menşeini ve menbaını başka hiçbir yerde değil, bizzat İnsan'da aramalıdır; Kötülük onun içindedir. İçinde kötülük tohumu, kötülük temayülü taşıyan insan, şayet herhangi bir mani ile karşılaşmayacak, hiçbir fiilinden dolayı muaheze edilmeyecek olursa, bir Şer makinasına dönüşebilir.  
 
Bütün bu kötülüklerin, kötülük eğilimlerinin önlenmesi veya daha doğrusu makul bir hadde çekilmesi, adaletin tesisi, ancak bir kamu düzeninde ve yine başka insanlar, yani Yöneticiler eliyle yapılabilecektir. Fakat o "başka insanlar" da insandır ve aynı illet ile maluldür. Öyleyse, gerek dar şekil ve manasıyla yöneten-yönetilen münasebetleri ve gerekse de en geniş şekil ve manasıyla bütün insanların birbirleriyle olan münasebetleri kontekstinde, bizzat malzemesi olan İnsan'ın bu tam ve kamil olarak telafisi gayri kaabil olan kusurları yüzünden, mutlak olarak "temiz bir Siyaset" muhal olmak mevkıinde olacaktır. Mutlak manada Temiz Siyaset asla mümkün değildir; bu, Eşya'nın tabiatına muhaliftir. O sebepledir ki, Siyaset, en temiz bir surette icra edildiğinde dahi, elleri kirleten mülevves bir san'at olmaktan kurtulamaz; İnsan'ın insanın kurdu olması (Humus humulus lupus), buna manidir.
 
Siyaset, tek başına, bütün insan seyyiatının sembolü, alemi gibidir. Binaenaleyh, Temiz Siyaset, ancak, "kirliliği az siyaset" manasında anlaşılmalıdır.
 
Bunun içindir ki, İnsanlık tarihindeki siyasi mücadelelerin en başta gelen önemli alanlarından birisi de, siyaset felsefesi terminolijisinde "Siyasi İyi" olarak anılan ve olan değil de olması gereken siyaseti anlatan kavramın tahakkukunun; mümkün olduğunca az kirli, mümkün olduğunca çok adil siyasi düzenin ve işleyiş mekanizmasının irdelenmesi, tartışılması ve kurulması meselesi olmuştur.
 
***
 
Hasıl-ı Kelam: Siyaset her yerde kirli; fakat Türkiye gibi ülkelerde bu kir adeta yapışkan bir zift gibi. Haftaya bunu analiz etmeye çalışalım.
Yazıyı PDF dosyası olarak indirmek için tıklayınız. [ Boyutu: 272,32 KB ]




Copyright ©2006-2017, Durmuş Hocaoğlu

Sitede yayınlanmakta olan yazılar kaynak göstermek şartıyla kullanılabilir.

Anasayfa  |  Biyografi  |  Kitaplar  |  Yazılar
Bildiriler  |  Röportajlar  |  İletişim