ANASAYFA BİYOGRAFİ KİTAPLAR YAZILAR BİLDİRİLER RÖPORTAJLAR KÜTÜPHANE İLETİŞİM
        Detaylı Arama

Facebook'ta Paylaş

Siyaset ve Kirlilik: IV - 'Real Siyasi İyi' ve 'İyi Toplum'
Durmuş Hocaoğlu

Gelecek Gazetesi / Sayı: 9, 06.04.2001-12.04.2001
İmdi; madem ki Siyaset, İnsan'a ait kusur ve zaafların bir neticesi ve muhassalası olarak, safra kesesinin safra üretmesi gibi kötülüğü ve kirliliği başka bir yerden almakta değil bizzat kendisi üretmekte, bizzat kendisinden almakta ve hatta kendisi birçok diğer kötülüklerin, mel'anet ve habasetin menşei ve menbaı olmak mevkıinde bulunmaktadır, o halde, buradan şu neticeye varmak kaçınılmaz olacaktır:
 
1: Mutlak manada "temiz bir siyaset" yerine, kirliliğine tahammül edilebilir bir siyaseti, yani, "Siyasi İyi" kavramını, ütopik bir bağlamda değil de realist bir bağlamda tanımlayabilmek ve hedefi ona göre tayin ve tesbit etmek, ütopyalarla zaman kaybetmek yerine gerçeğe yönelmek; bir diğer ifade ile, "Ütopik Siyasi İyi" yerine, kirliliğine tahammül edilebilir, kirliliği makul ve tolere edilebilir bir hudutta tutulabilen bir "Real Siyasi İyi"ye nasıl ulaşılabileceğinin üzerinde düşünmek lazım gelmektedir.
 
2: İşbu Real Siyasi İyi idealine ise, ana hatlarıyla iki yoldan ulaşılabilmektedir: Yukarıdan-aşağıya ve aşağıdan-yukarıya.
 
İmdi; bir önceki yazımızda da temas etmiş olduğumuz üzere: Ütopik/Platonik Siyasi İyi idealine ulaşmanın birinci yolu, bu fikrin en büyük mimarı olan, "İdeal Devlet" fikrinin babası Platon'dan beri, fazilet ve hikmet sahibi yöneticilerin mutlak iktidarını öngörmektedir. Siyaset'te İyi idealinin, ancak bu "Bilge Yöneticiler" eliyle tesis edilebileceğine inanan bu görüş, aynı zamanda bir Seçkincilik (Elitizm) de öngörmekte ve hatta bunun despotik bir karaktere bürünmesini dahi müdafaa edebilmektedir ki bu fikrin en mümtaz örneklerinden birisi, Aydınlanma'nın bir mahsulü olan ve kendisini ilk defa Fransız İhtilali ile açığa vuran ve daha sonra umumen bütün "Aydınlanmış Elitlerin Despotizmi"ni ifade eden ve ayrıca, "Cumhuriyetçilik" idealine de çok mühim bir nisbette tesir etmiş bulunan "Jakobenizm"dir.
 
Hemen-hemen bütün demokrasi-öncesi siyaset anlayışlarında, siyasetçilerin, devlet yöneticilerinin nasıl davranması, nasıl siyaset yapması gerektiği konusunda hayli zengin bir literatür teşkil eden "siyasi ahlak" eserleri yazılmıştır. Bütün bu eserlerde ana fikir, Devlet'i bir kutsal müessese, Halk'ı muti bir yığın ve umur-u devleti elinde tutanları da sürüsünden mes'ul olan çoban, veya bizim siyaset geleneğimizde çok zikredilen tabir ile "baba" olarak telakki etmek şeklinde özetlenebilir. Mesela, "Kutadgu Bilik"in müellifi Yusuf Has Hacib, Hükümdar ile Tebaa'nın karşılıklı hak ve vazifeleri konusunda Hükümdar'a nasihat ederken [beyit: 5574-5583], Tebaa'nın Hükümdar üzerinde üç hakkı bulunduğunu belirtir: Hükümdar iktisadi düzeni temin etmeli; adil kaanunlar ile hükmetmeli ve emniyeti mutlak surette tesis etmelidir. Buna mukabil, Hükümdar'ın da Halk üzerinde üç hakkı vardır: Halk Hükümdar'ın emirlerine hürmet etmeli ve bu emirler ne olursa-olsun onu derhal yerine getirmelidir; vergisini tam ve vaktinde ödemelidir ve nihayet Hükümdar'ın dostunu dost, düşmanını düşman bilmelidir. Bu suretle, müellifin ifadesiyle, "sen onlara karşı vazifeni yapmış olursun, onlar da senin hakkını ödemiş olurlar".
 
Bu "Ütopik/İdeal Siyasi İyi"nin tahakkuk edebilmesi için hemen-hemen bütün şart, Devlet Başkanı'nın (Bey'in) bir "ideal insan" olması gerekmektedir. Bu büyük idealist Türk siyaset filozofunun bu maksatla sıraladığı şartların başlıklar halindeki bir dökümü dahi bu sayfalara sığmaz; biz sadece birkaçını zikredelim: Akıllı, uyanık, bilgili, asil (aristokrat), seçkin, zeki, iz'an sahibi, hakim (hikmet sahibi), fazıl, anlayışlı, takva sahibi, haya sahibi, adil, sabırlı, sakin, merhametli, müşfik, vefalı, himmet sahibi, mürüvvet sahibi, alçak gönüllü, yumuşak huylu, temiz, doğru kalbli, güler yüzlü, tatlı dilli, tatlı sözlü, dili dürüst, iyilik-sever, özü-sözü doğru, söz ve hareketlerinde açık tabiatlı, mütevekkil, ihtiyatlı, tok-gözlü, cömert, cesur, kahraman, kuvvetli, yürekli, atılgan, namlı, şöhretli, otoriter, lutufkar... vs., vs... Ayrıca izahtan varestedir ki, bu kadar mükemmeliyeti şahsında cem' edebilmiş, ve tamamını birden, bila noksan te'min ve tatbik edebilecek bir "gerçek insan" yeryüzünde bulmak hiçbir surette mümkün olamaz. Böylesine "dos-doğru" olmanın ne demek olduğunu anlamak için, Hazret-i Risalet-penah Efendimiz'in, Hud Suresi'nin "emrolunduğun gibi dos-doğru ol" (festaqim kema umirte) ayetine telmihen, "Hud Suresi benim saçımı ağarttı" dediğini hatırlamak kifayet edecektir. Kaldı ki; böyle bir "transandantal adam" bulunsa dahi iktidara nasıl geleceği; iktidara gelse dahi hangi kadrolar ile ve ne müddetle hükmedebileceği, yani istikrarı, cevapsız bir sual olduğu gibi, şayet hükümdar yeterince iyi değil veya kötü ise ne yapılabileceği de keza cevapsız bir sualdir. O sebeple, genellikle ismi "siyasi ahlaksızlık" ile müteradif olarak zikredilen, ancak hakikat halde bir "real politik" filozofu olan Makyavel, "Hükümdar" (Il Prinzio) isimli eserinde konuya temas ederken, bu ütopik siyasi iyi idealini ima ederek şunları söylemektedir [Bab: XV]:
 
"Birçok kimseler öyle hükümdarlıklar, öyle cumhuriyetler tasavvur etmişlerdir ki, böyle şeyler ne görülmüş, ne de işitilmiştir. Çünkü insanların yaşadıkları tarz ile yaşamaları lazım gelen (arzu ettikleri - D.H.) tarz arasında büyük bir mesafe vardır ki, yapılan şeyleri bırakıp da yapılması lazım gelen şeyleri takip etmek tahaffuzdan ziyade inkiraza yaklaşmak demek olur."
 
İmdi; ikincisi ise, yine bir önceki yazımızın nihayetinde de temas etmiş olduğumuz veçhiyle: "Siyasi İyi"yi yukarıdan-aşağıya, yani yönetenlerden yönetilenlere değil de aşağıdan-yukarıya, yönetilenlerden yönetenlere, daha doğrusu yönetilenlerin kendilerine müteveccihen tesis etmeyi öngörmektedir. Bu vazıyette, Siyaset artık "yönetenler"e değil "yönetilenler"e, doğrudan-doğruya bizzat Toplum'a yaslanmak durumunda kalmaktadır ki bunun adı da, "Demokrasi"den başkası değildir. Fakat, Siyasi İyi'nin aşağıdan-yukarıya müteveccihen, bizzat Toplum tarafından tesis edilmesi ve yaşatılması, bizzarure, "iyi bir toplum" şartını da beraberinde getirmektedir.
 
İnsanlık haysiyetine en ziyade yaraşır olanın bu ikincisi olduğu tartışmasızdır; her bakımdan. Evvela, İnsan'a mes'uliyet getirmektedir ve hemen bununla birlikte bir de salahiyet. Evvela, unutulmamalıdır ki, İnsan, mes'uliyet ve salahiyetleriyle birlikte insan olur. İkinci olarak da, Siyasi İyi idealinin yakalanması ve elde tutulması, yani, tesisi ve temadiyeti, istikrarı açılarından daha emniyetli ve daha sağlam bir yoldur. Çünkü, "et kokarsa tuzlarsın, tuz kokarsa neylersin" sualine - mutlak değil ama - daha sıhhatli bir cevap getirmektedir.
 
Zira, görmüş bulunuyoruz ki, birinci halde, yöneticilerin iyi veya kötü olmaları esas olarak onların şahsiyetleriyle alakalı bir husus olup, onları "kötü" değil de "iyi"olmaya zorlayacak başka bir ciddi müeyyide yoktur ve dahi yine görmüş bulunuyoruz ki, bu ahval ve şerait tahtında, onların "iyi" olmaları için Vicdan ve Allah Korkusu gibi şahsi ve ferdi motivasyon kaynaklarından başka bir kaynak ve sebep de yoktur. Yani: Yöneticiler niçin "kötü"yü değil de "iyi"yi tercih etmelidir ki; eğer karşısındakiler güttüğü koyunlar kadar sessiz Arkadyalı dağ çobanları ise? Niçin hırsızlıktan, hilekarlıktan, ikiyüzlülükten vazgeçmelidirler ki, eğer yönettikleri de doğrudan ya da dolaylı olarak bu suçlara iştirak etmekte ve/ya mağdur olduklarında haklarını arayabilmek iktidarından ve cesaretinden mahrum bulunmakta ise? Eğer, yönetilenler ile yönetenler arasında, adı konmamış bir "siyasi rüşvet" mekanizması her iki tarafın da rızası ile çalışmakta ise, niçin yöneticiler "kötü" değil de "iyi" olsunlar ki?
 
Bu sorulara cevap aranması ve aranırken de aykırı düşmekten çekinilmemesi gerekmektedir.
 
***
 
İmdi: İşbu ikinci proje, birincisinden çok daha zorlu, çok daha meşakkatli ve çok daha yüksek bir fatura ödenmesini gerektiren bir projedir; Siyasi İyi için "iyi bir toplum" şartı öngörmekte, yani bir veya birkaç kişinin değil, bütün toplumun "iyi" olmasını amir olmaktadır.
 
Siyasi İyi ve Demokrasi hakkında, ülkemizdeki en büyük hata da burada kendisini göstermektedir: Gelenekselleşmiş diskura göre, bir yanda mükemmel bir "canım milletim", "tertemiz Anadolu insanı", diğer yanda da "lanet siyasetçi" bulunmakta ve bu ülkeye Demokrasi'yi getirmemekte, Siyasi İyi'yi tatbik etmemektedir.
 
Fakat, hayır! Bu fikir, içinde doğrular da barındırmakla beraber, bir bütün olarak ele alındığında doğru değildir.
 
O sebeple, bir kere daha ve vurgu ile belirtmek isterim ki, ülkemizdeki Siyaset'in kalitesizliği, kötülüğü, asıl olarak, toplumumuzun kalitesizliğinin ve kötülüğünün bir neticesidir.
 
***
 
İmdi burada hemen şu sualin zihinlerde uyanacağını tahmin ettiğimi söyleyebilirim: Kendisini "milliyetçi" olarak tanıtan, hatta bu mevzuda iddialı olan bir kişi nasıl olur da kendi toplumu hakkında "kalitesiz ve kötü" hükmünü verebilir?
 
Bu suale bugün burada cevap vermeyeceğim; ama şimdilik şu kadarını söylemeliyim: Bizler, büyük bir zihin hatası işleyerek, Siyaset'in daha temiz olduğu ülkelerin bugün tahsil etmekte oldukları neticelerin sadece bugününü görüyor ve arka-planını deşmeye yanaşmıyoruz ve yine büyük bir zihin hatası işleyerek "iyi"yi kendimize "kötü"yü başkasına fatura eden zihin tembelliğimizi terketmiyoruz ve kezalik, yine başka bir büyük zihin daha hatası işleyerek "Milliyetçilik" dediğimiz şey üzerinde de hiçbir kritikte bulunmuyoruz.
 
Yukarıda saydıklarım da başlıbaşına birer kalitesizlikten ve kötülükten başkası değildir ve bu kadar "kötü"nün kol gezdiği bir ülkede hangi hakla ve hangi vicdanla siyasetçinin de bu toplumun bir ferdi olduğunu unutup, "transandantal adam(lar)" arıyoruz da on(lar)dan "temiz siyaset" talebinde bulunuyoruz? Acaba, şu suali kendimize hiç soruyor muyuz: Siyasetçilerimiz niçin "iyi ve temiz olsunlar ve dahi olabilirler mi? 
Yazıyı PDF dosyası olarak indirmek için tıklayınız. [ Boyutu: 219,19 KB ]




Copyright ©2006-2017, Durmuş Hocaoğlu

Sitede yayınlanmakta olan yazılar kaynak göstermek şartıyla kullanılabilir.

Anasayfa  |  Biyografi  |  Kitaplar  |  Yazılar
Bildiriler  |  Röportajlar  |  İletişim