ANASAYFA BİYOGRAFİ KİTAPLAR YAZILAR BİLDİRİLER RÖPORTAJLAR KÜTÜPHANE İLETİŞİM
        Detaylı Arama

Facebook'ta Paylaş

Öz Türkçecilik ve 'Türk'ün Altın Çağı'nın İhyası
Durmuş Hocaoğlu

Yeniçağ Gazetesi / 18.09.2006
Öz Türkçecilik akımının bir dil akımı değil siyasi, ideolojik bir akım olduğunu söylediydik; ancak, modern çağlardaki hemen bütün dil akımlarının da aynı vasıfta olduğuna dikkat çekmek gerekmektedir: Batı'da ilim, felsefe ve edebiyat alanlarında çok uzunca bir müddet Lingua Franca olarak tartışılmaz bir hakimiyet te'sis etmiş olan Latince'nin yerine İngilizce, Fransızca, Almanca v.b. dillerinin ikame oluşları da böyledir. Ne var ki bu milli diller Latince'nin yerini alırken kökten bir yıkılıp yeniden yapılanma geçirmemişler, bilakis, Latince ve Yunanca kaynaklardan beslenmiş şekilleriyle teşekkül etmişlerdir. Halbuki Türkiye'de vazıyet böyle olmamış, süreç başka türlü çalışmıştır. İlkin, münevver tabakanın kullandığı Yüksek Türkçe'nin halka indirgenebilmesini sağlayabilmek maksadıyla bir sadeleştirilmeye tabi' tutulmasıyla yola konulmuştur. Bu tarihte nazarı dikkatleri celbeden mühim bir husus, münevverlerin Türkçesinin, bilhassa Tanzimat ile birlikte klasik döneme nazaran Arapça ve Farsça'ya daha fazla açılarak daha da ağırlaşması ve bir tür jargona dönüşmesidir; bu jargon, şayet yaygın ve güçlü bir eğitimle takviye edilebilseydi, zamanla, jargon olmaktan çıkarak geniş kitlelere yayılarak halka malolabilirdi ki böylelikle de Latince ve Yunanca'nın bugünkü İngilizce'yi oluşturması gibi bir oluşum yaşanırdı. Ancak eğitimin yetersizliği de buna mani' oldu ve bu suretle inteligentsiya (havass) ile avam arasında ciddi bir dil kopukluğu ortaya çıktı. İşte ilk dil sadeleştirmeleri bu şekilde başladı; bu, bu daracık mekanda sayıp dökemeyeceğimiz kusurlarına rağmen yine de makul ve doğru 'sayılabilecek' bir milliyetçilikti. Fakat kısa sürede, mecra değişmeye başladı.
 
Bu değişme, zamanının alevlenen yıkıcı milliyetçilik anlayış ve uygulamalarının bir neticesi idi. Türklerden değil, Türklerin tebaasından kaynaklanan Yıkıcı Milliyetçilik, İmparatorluğun ilk önce gayri müslim tabakasından geldiğinde bir travma oluşturmamıştı, çünkü ne de olsa onlar "Milel-i İslam"dan, yani din kardeşimiz değillerdi; eh gavur gavurdur, netice itibariyle, beklenir; amma, din kardeşimiz, kavm-i necib-i Arab'dan da mı? Hayır, olabilemezdi. Fakat korkulmaması bile gereken oldu; nasıl olduysa oldu. İşte bu, travma yarattı; çünkü sindirilebilir gibi değildi: Türkler artık kelimenin tam manasıyla çok güvendikleri din kardeşleri tarafından arkadan vurulduklarını hissettiler. Buna bir cevap verilmesi gerekiyordu - diye düşünüldü – ve en kötü cevap verildi: Siyaseten hissedilen acı çaresizliğin intikamı, kültürel olarak alındı ve böylelikle tebaamızın yıkıcı milliyetçiliğine bir respons olarak bu defa bir başka yıkıcı milliyetçilik, bir başka yanlış milliyetçilik doğmuş oldu: Madem öyle, işte böyle; sen beni tanımıyorsan ben seni hiç tanımıyorum!
 
Artık Türkçe'ye Arapça ve Farsça'dan – bilhassa Arapça'dan – girmiş olan kelimeler, en ziyadece benimsenmiş ve yerleşmiş olanlar da dahil, adeta düşman olarak görülmeye başlanmış, Araplar'ın Türk idaresinde yaşadıkları devirleri işgal devirleri addetmesi gibi, Yeni Türkler tarafından da Arapça kelimeler birer kültürel istila ajanı olarak addedilir olmuştu. Buna, Osmanlı Sekülarizmi'nin uzantısı ve en radikal sonucu olan Cumhuriyet Laisizmi'nin eklenmesiyle yanlışlık daha da katmerlendi. Arapça ve Farsça ile ilgili herşey, alfabeleri bile, hem "hainleri" ve hem de "irtica"yı tedai ettiriyorlardı ve üstelik bütün bunlar, Cumhuriyet'in "Cumhuriyet İnsanı" (Homo Republicanus") Projesi'ne de taban tabana muhalif idi. Çünkü Cumhuriyet ile birlikte, sadece Türk tarihinde yeni bir sayfa açılmamış, tam aksine, yeni bir millet de yaratılmaya başlanmıştı. Bir anlamda Rusya'da bir dönem etkili olan Proletkült (Proleterya Kültürü) akımına benzer bu akım, Rusya'dakinin aksine, Türkiye'de çok müessir oldu ve bundan da, "sadeleştirme"nin çok ötelerine uzanan, Öz Türkçecilik doğdu. Türk'ün "Gerçek Türk", Türkçe'nin "Gerçek Türkçe" olduğu altın çağ, "Türk'ün Altın Çağı" ancak böyle ihya edilebilirdi.
Yazıyı PDF dosyası olarak indirmek için tıklayınız. [ Boyutu: 176,12 KB ]
BU DİZİDEKİ YAZILAR
Saf veya Öz Dil Aramak Akıla Ziyan Çılgın Bir Çabadır
Öz Türkçecilik, Türk'ün Altın Çağı ve Düşüşü
Öz Türkçecilik ve 'Türk'ün Altın Çağı'nın İhyası
Öz Türkçecilik'ten Linguistik Domino'ya
Öz Türkçecilik, Uydurmacılık ve Linguistik Domino




Copyright ©2006-2018, Durmuş Hocaoğlu

Sitede yayınlanmakta olan yazılar kaynak göstermek şartıyla kullanılabilir.

Anasayfa  |  Biyografi  |  Kitaplar  |  Yazılar
Bildiriler  |  Röportajlar  |  İletişim