ANASAYFA BİYOGRAFİ KİTAPLAR YAZILAR BİLDİRİLER RÖPORTAJLAR KÜTÜPHANE İLETİŞİM
        Detaylı Arama

Facebook'ta Paylaş

'Cevher ve Araz' ve 'Devlet ve Rejim'
Durmuş Hocaoğlu

Yeniçağ Gazetesi / 09.10.2006
Cevher (töz, substance) bir 'var-olan'ın asli niteliğidir; araz (ilinek, accident) ise, o asla eklenendir. Yani cevher 'asıl'dır (fi'l-asl), araz ise eklenti; cevher birincil (asli, primer) niteliktir, araz ise ikincil (tali, sekonder) nitelik. Binaenaleyh, önce cevher olmalıdır ki, onun eklentilerinden söz edilebilsin. Bu husus Descartes tarafından, bir felsefi prensip olarak, en veciz surette, "herhangi bir şey olabilmek için önce var-olan bir şey olmak gerektir" şeklinde ifade edilmiştir. Faraza, bir kişinin kariyeri, mesleği onun için bir arazdır; kişini kendisi ise cevher. Şurası bedihidir ki, ortada mevcut olan bir 'kişi' yoksa onun kariyerinden de söz edilemez, mesleğinden de veya başka herhangi bir statüsünden, hususiyetinden veya vasfından da.
 
İmdi, Devlet için dahi bu böyledir. Hiç var-olmayan bir devletin rejiminden söz edilebilir mi? Asla! Çünkü, Devlet "cevher"dir, asıldır, Rejim ise "araz", yani eklenti ve dahi cevherin olmadığı yerde arazdan bahsedilemez. Rejim değişebilir ama, onun değişebilmesi için değişmeyen bir şeyin olması gerekir ki bu da devlettir. Söz gelimi Roma önce bir Cumhuriyet olarak doğdu, sonra İmparatorluk oldu ve çok uzunca bir müddet de gerek Cumhuryet ve gerekse de İmparatorluk olarak pagan bir Roma olarak yaşadı; bilahare İmparatorlıuk döneminde Hristiyanlığın resmen devlet dini olarak kabulü ile bir Hristiyan Teokratik İmparatorluğu'na tahvil oldu ve tarih sahnesinden çekilinceye kadar da böyle devam etti. Yani rejim değişmişti ama devlet devam etmişti ve tabiidir ki, ortada Roma diye bir varlık kalmadıktan sonra da hiç kimse O'nun rejimi üzerinde konuşmayı düşünemez. Yine söz gelimi Fransa 1789'a gelinceye kadar Krallık ile yönetildi, yani rejim Krallık idi; sonra Cumhuriyet geldi, sonra İmparatorluk, sonra tekrar Cumhuriyet ve Cumhuriyet rejimi bu güne kadar dört defa gitti, beş defa geldi; ama Fransa devleti hep devam etti. Bir kere daha belirtelim ki, Roma devleti olmasaydı Roma'nın, Fransa devleti olmasaydı Fransa'nın rejiminden söz edilemeyeceği aşikardır; çünkü devlet cevherdir, önceliklidir, o olmadan rejimiin mevcudiyetindne bahis dahi açılamz.
 
Türkiye Cumhuriyeti'ne gelince: Selçuklu-Osmanlı çizgisinin üçüncü halkası olarak değil de onlardan farklı bir devlet olduğunu kabul etsek dahi, O'nda da benzer bir durum görürüz. Resmi adı, sıklıkla yanlış zikredildiğinin aksine,  "Türkiye Cumhuriyeti Devleti" değil "Türkiye Devleti" olan devletimiz,  önce bir İslam devleti olarak doğdu; nitekim, 1921 (1337) tarihli Teşkilatı Esasiye Kanunu'nun 2. maddesnde 29.10.1339 (1923) tarihinde yapılan tadilat ile şu hüküm vaz' edilmiştir: "Türkiye Devletinin dini, Dini İslamdır. Resmi lisanı Türkçedir." Aynı hüküm 1924 (1340) tarihli Teşkilatı Esasiye Kanunu'nun 2. maddesnde de aynı şekilde yer almaktadır: "Türkiye Devletinin dini, Dini İslamdır; resmi dili Türkçedir; makarrı Ankara şehridir."  Ancak, 10 nisan 1928 tarihinde kabul edilen 1222 sayılı kanunla, 1924 tarihli Teşkilat-ı Esasiye Kanunu 2nci maddesi şu şekilde tadil edilmiştir: "Türkiye Devleti'nin resmi dili Türkçe'dir; makarrı Ankara şehridir". Bundan tam dokuz yıl sonra, 1924 Teşkilatı Esasiye Kanunu'nun 2nci maddesi, 5 Şubat 1937 tarihinde 3115 sayılı kanunla yapılan tadilat ile "Türkiye Devleti, Cumhuriyetçi, milliyetçi, halkçı, devletçi, laik ve inkılapçıdır. Resmi dili Türkçedir. Makarrı Ankara şehridir." şekline tahvil edilmek suretiyle Laiklik ilkesi vaz' edilmiştir.
 
İmdi, burada da aynı prensibin cari olduğunu görmekteyiz: Önce cevher mahiyetinde bir varlık olan bir devlet olmalı ki, O'nun, rejimin ne ve nasıl olduğundan bağımsız olarak, araz mahiyetinde bir eklentisi olan  rejiminden bahsedilebilsin.
 
Şu halde, şu suali netleştirebiliriz artık: Devlet'in hükmi varlığının açık veya kapalı, yumuşak veya sert, muhtelif tarzlarda saldırı ve tehdit altında bulunduğu son derece kritik bir ortamda öncelikle ve behemehal buna karşı tavır konması gerekirken, sürekli olarak rejimin ön plana çıkarılmasının ne gibi bir manası olabilir?
Yazıyı PDF dosyası olarak indirmek için tıklayınız. [ Boyutu: 179,98 KB ]




Copyright ©2006-2018, Durmuş Hocaoğlu

Sitede yayınlanmakta olan yazılar kaynak göstermek şartıyla kullanılabilir.

Anasayfa  |  Biyografi  |  Kitaplar  |  Yazılar
Bildiriler  |  Röportajlar  |  İletişim