ANASAYFA BİYOGRAFİ KİTAPLAR YAZILAR BİLDİRİLER RÖPORTAJLAR KÜTÜPHANE İLETİŞİM
        Detaylı Arama

Facebook'ta Paylaş

Devlet'in Harici ve Dahili Düşmanları
Durmuş Hocaoğlu

Yeniçağ Gazetesi / 13.10.2006
Devlet'in, yönetim sisteminden müstakilen, bir varlık olarak, herşeyden önce gelmesi gerektiğini dikkat nazarlarımızdan kaçırmayarak, sualimizi bir kere daha tekrarlayalım: Devlet'in hükmi varlığının açık veya kapalı, yumuşak veya sert, muhtelif tarzlarda saldırı ve tehdit altında bulunduğu son derece kritik bir ahval ve şerait tahtında, öncelikle ve behemehal buna karşı tavır konması gerekirken, sürekli olarak rejimin ön plana çıkarılmasının ne gibi bir manası olabilir?
 
Elbette hiçbir manasının olabileceğini söyleyemeyiz, hiç kimse de söyleyemez. Söyleyemeyiz, çünkü, o takdirde "olmayan şey" üzerinde konuşmak gibi abes bir duruma düşmüş olacağımız aşikardır; "olmayan şey" üzerinde konuşulamaz, sadece susulur. Devlet'in ehemmiyetinin herhangi bir tartışmaya mevzu dahi edilemeyeceği kritik bir noktada her dürüst vatandaşın "devletçi" olmak mecburiyetinde olduğunu ihtar ederek, sözü, "devlet" kelimesi ile umumi manada herhangi bir devletten alıp belirli bir devlete, bizim devletimize, Türkiye Devleti'ne getirdiğimizde, sualimizde zikredilen bu kabil saldırı ve tehditlerin gerçekten olup-olmadığı sorulacaktır: Sizce yok mu ey ehl-i vatan?
 
Bu sual üzerinde düşünürken, bir devletin varlığının nasıl tehdit ve tehlike altında bulunabileceğini tefekkür etmek gerektir. Bir devlet, harici bir kuvvetin askeri tehdit ve saldırıları altında buluanabilir ki bu, bildiğimiz "savaş"tır; yani harp; ekseri hallerde vaki' olduğu üzere, birçok muharebelerden oluşmuş bir harp. Bu, açık ve kaba bir düşmanlıktır ve Clausewitz'in de belirtmiş olduğu gibi, savaşın gayesi düşmanı mağlup etmek ve onu irademize boyun eğdirmektir. Bunu anlamak kolay; çünkü, Şair'in dediği gibi, "işte aduv, karşıda hazır silah"; yani herşey ap-açık; o bizi görüyor, biz de onu. Bundan maada, bir devlet, bir de, dahilden, kendi içinden gelen isyan ve kalkışmalarla tehdit ve saldırı altında bulunabilir ki burada da, yine ekseriyetle vaki' olduğu üzere, her dahili düşmanın arkasında mutlaka harici bir destekçi, teşvikçi ve finansör bulunur. Bunu da anlamak kolay sayılır, vakıa artık düşman içimizdedir; içimizdedir, ama, toprağımızdan toprak, etimizden et istemektedir, karşımızdadır ve hazır silahtır; yani birincisi gibi açık ve kaba bir düşmanlıktır bahse mevzu olan. Ancak bunlardan yerine göre daha tehlikeli olanı, kapalı ve yumuşak düşmanlıktır; bu durumda karşımıza silahıyla dikilen bir açık düşman yoktur; onun için teşhis etmek biraz daha üst düzey bir zekayı istilzam eder. Artık, karşımıza, reform dayatmaları ile, ev ödevleri ile, "demokratik" açılım paketleri ile gelen, patronluk yapan ve de kendisinin patron bizim yanaşma olduğumuzu her davranışında hissettiren, talimatlarına harfiyyen riayet edildiğinde evinin mutfağından artan ekmekleri yedirebileceğini söyleyen, zengin, müreffeh, güçlü ve dolayısıyla da cazibeli – ama küstah - bir "partner" vardır. Metod gayet basit ve gayet başarılıdır: Onların bir zenginler klübü vardır ve bu klübe üye olmak istiyorsanız şartlarımız budur demektedirler. Lakin bu şartlar da öyle şeylerdir ki, durdurulamaz bir süreç geliştirerek bir müddet sonra devlet diye bir şey bırakmamak esasına müsteniddir.
 
İmdi: Şu anda kapımıza gelip dayanmış bir harici müstevli güç yok; bizi en ziyade aldatan ve basiretimizi bağlayan da bu. Evet, yok ama, olmaz da değil; 2003 Martında reddedilen tezkere kabul edilmiş olaydı, olacaktı ve yine de olabilir; hiç de uzak değil. Gelelim ikincisine: Toprağımızdan toprak, etimizden et isteyen, eli silahlı bir dahili düşmanımız yok mu? Yirmiiki senedir bastırılamayan ve artık iradesiz siyaset esnafının pes deme noktasına geldiği en başarılı, en sofistike Kürt isyanından başka bir şey midir PKK eylemleri? Buna "terör" demek, savaş teorisinden birşey anlamamak demektir. PKK'nın terör yanı metodudur: Nihai gayesi belli olan hedefi için başvurulan bir metod. Üstelik hakkını da yemelim: Başarılıdır; doğruya doğru, başarılıdır. Şu kadar bin yıllık bir devlet geleneği olduğunu iddia eden bir devleti dize getirme noktasına kadar terfi edebildiğine göre kim aksini iddia edebilir?
 
Hal böyle iken neden bütün dikkatler "irtica" üzerine odaklanıyor olabilir? 
Üzerinde durmak lazım...
Yazıyı PDF dosyası olarak indirmek için tıklayınız. [ Boyutu: 173,23 KB ]




Copyright ©2006-2018, Durmuş Hocaoğlu

Sitede yayınlanmakta olan yazılar kaynak göstermek şartıyla kullanılabilir.

Anasayfa  |  Biyografi  |  Kitaplar  |  Yazılar
Bildiriler  |  Röportajlar  |  İletişim