ANASAYFA BİYOGRAFİ KİTAPLAR YAZILAR BİLDİRİLER RÖPORTAJLAR KÜTÜPHANE İLETİŞİM
        Detaylı Arama

Facebook'ta Paylaş

Batı'da Şiddet, Kan ve Korku Kültürü: II
Durmuş Hocaoğlu

Yeniçağ Gazetesi / 30.10.2006
Şiddet, kan ve korku insanın negatif yanlarıdır ve insan olmaklığın ayrılmaz bir parçasıdır şüphesiz. Çünkü insan melek değildir, içinde şiddete, kana ve korkuya eğilimlerle dolu olarak dünyaya gelir; şiddette de bulunur, kan da döker, korkar da, korkutur da. Fakat, buna rağmen bütün bunlar kendileri olarak bizzat birer kıymet, birer fazilet olarak addedilemezler; ancak, muayyen şartlarda ve icap eden miktarlarda ve usullerde müracaat edilmesine cevaz verilebilir ve müsamaha gösterilebilir. Beri yandan, şliddetin ve kanın her türlüsünden kaçınmak da – bu yanağıma vurana öbür yanağımı da uzatrım demek gibi - faziletten mahrum bir davranış bozukluğu olarak, şiddete ve kana yönelmek ile eşdeğerdir.
 
İmdi, zatı itibariyle kıymetten ve faziletten mahrum bir şeyin san'ata dönüştürülmesi ciddi bir problem alanıdır; çünkü san'at – ve tabiatiyle edebiyat da - esas itibariyle güzellik (bediiyyat) ve fazilet (erdem) üzerine müessestir; bunların olmadığı yerde ne san'attan bahsedilebilir ve ne de edebiyattan, daha doğrusu, bahsedilmemelidir. Vakıa nesnesi güzellik ve faziletten nasipsiz bir tema üzerine de san'at ve edebiyat eseri inşa edilebilir; ancak burada, 'güzel-olmayan' ve 'fazıl-olmayan'dan hareketle 'güzel'e ve 'faziletli'ye varılabilmelidir. Mesela aşıkların kavuşamaması gibi bir temadan yola çıkan bir senaryoda, ayrılık gibi bir ızdırap kaynağından hareket edilerek aşkın yüceliğine varılabilir; işte bu güzelliktir ve fazilettir. Fakat aynı temadan yola çıkılarak ayrılığın ızdırabından hareketle, ızdırabın, çilenin, kendileri olarak, yani ızdırap ve çile olarak tazim ve tebcil edilmesi, ruhi bir probleme delalet eder ki bu bir maraz (hastalık) olduğu için, marazın bir haz olarak algılanması demek olan "marazi haz" kavramı ile ifade edilir. Mesela dervişler de çile çeker, keşişler de; ancak burada çile, yanı ızdırap kendi gayesini kendi içinde taşımaz, gayesi kendi dışında olup, kendisini aşan başka bir şeye varmak için bir vasıtadır (enstrüman) ki bu başka şey, yani çile vasıtasıyla yönelinen hedef de nefs terbiyesi, nefs temizlemesi (tezkiyetü'n-nefs) suretiyle arınarak (katarsis) Allah'a daha yakınlaşmaktan, "Allah ile buluşma" (liqaullah) vakti geldiğinde O'nun yanına çıkacak yüz sahibi olmaktan başkası değildir ve elbette çok soylu bir davranıştır. Ancak, aynı çileyi, ızdırabı bizzat gaye edinmek, ızdıraptan ızdırap olarak haz duymak olduğu için, marazi haz sınıfına girer ki bu da adına "Mazoşizm" denen bir davranış bozukluğudur. Birincisi soylu bir davranıştır, güzeldir, kıymetlidir ve bu üstün vasıflarından ötürü de elbette gerçek anlamda san'at için de bir me'haz teşkil eder; ancak diğeri çirkindir ve kıymetsizdir ve bir san'at me'hazı olamaz, olmamalıdır; ama olmaktadır.
 
Niçin?
 
Bu davranış bozukluğunu açıklamanın en tutarlı yollarından birisi, onu ferdi çerçeveden içtimai çerçeveye çıkarmakla elde edilebilir ki bu da, defolu davranışlar gösteren defolu sosyal çevre faktörüdür.
 
İmdi, bu noktada, bir başka davranış bozukluğu olan gayri tabii, gayri müeddeb ve gayri ahlaki cinsi temayüllerin yaygınlığı ve belirleyici bir kültür unsuru niteliği taşıması ile şiddet, kan ve korku kültürünün çakışması durumunda ikisinin arasındaki münasebetlerden hareketle, tamamının birden, paranormal davranışlar gösteren hastalıklı bir toplum yapısının ürünleri olduğunu düşünebiliriz. Filhakika, Batı tarihinde nasıl kıvamlı ve belirleyici bir şiddet, kan ve korku kültürü varsa, aynı şekilde hayli kıvamlı bir cinsi bozukluk kültürü de bulunmaktadır. Yine dikkat çekmeliyiz ki, insanın olduğu her yerde insana mahsus bozukluklar olacaktır ki buna cinsi bozukluklar da dahildir; bu, insan olmaklığın bir sonucudur. Ancak burada gözden kaçırılmaması gereken husus, işbu bozuklukların toplum tarafından ibra edilip-edilmemesi, yani "onaylanma" problemidir. İşte bu noktada Batı toplumlarındaki patolojik davranışların kapsayıcı bir portresini çıkarmamıza yardım edebilecek bir tesbite ulaşabiliriz: Diğer birçok toplumların aksine, cinsi bozukluklar, Batı'da – zaman zaman bastırılmış olsa da – hemen daima aşırı müsamaha ve hatta saygı gören ve onaylanan davranışlar olarak müesseseleşmişlerdir ve bunun da kökü Greklere kadar dayanır.
Yazıyı PDF dosyası olarak indirmek için tıklayınız. [ Boyutu: 173,19 KB ]
BU DİZİDEKİ YAZILAR
Batı'da Şiddet, Kan ve Korku Kültürü: I
Batı'da Şiddet, Kan ve Korku Kültürü: II
Batı'da Şiddet, Kan ve Korku Kültürü: III
Batı'da Şiddet, Kan ve Korku Kültürü: IV
Batı'da Şiddet, Kan ve Korku Kültürü: V
Batı'da Şiddet, Kan ve Korku Kültürü: VI
Batı'da Şiddet, Kan ve Korku Kültürü: VII
Batı'da Şiddet, Kan ve Korku Kültürü: VIII
Batı'da Şiddet, Kan ve Korku Kültürü: IX




Copyright ©2006-2018, Durmuş Hocaoğlu

Sitede yayınlanmakta olan yazılar kaynak göstermek şartıyla kullanılabilir.

Anasayfa  |  Biyografi  |  Kitaplar  |  Yazılar
Bildiriler  |  Röportajlar  |  İletişim