ANASAYFA BİYOGRAFİ KİTAPLAR YAZILAR BİLDİRİLER RÖPORTAJLAR KÜTÜPHANE İLETİŞİM
        Detaylı Arama

Facebook'ta Paylaş

Ermeni Mes'elesinde Riskli Adımlar: III
Durmuş Hocaoğlu

Yeniçağ Gazetesi / 26.11.2006
Ermeni mes'elesinde kesin bir çözüm arayışı olarak milletlerarası bir mahkemeye gitme teşebbüsünün riskleri sadece buraya kadar dercettiklerimizden ibaret olmuş olsaydı, yine de belki göze alınabilir evsafta sayılabilirdi. Ancak daha fazlası var; öylesine ki, bu – ve benzeri - bir mevzuda milletlerarası bir mahkemeye gitmeyi değil ki teklif ve fakat hatta kabul bile eden taraf olmayı bin kere düşünmesi gerektir, hakiki bir siyasetçinin. Çünkü bu noktadan itibaren artık mes'elenin teknik ve hukuki tarafına değil felsefi tarafına intikal etmiş olmaktayız. Felsefi prensipler hukuki prensiplerden daha üstün ve daha öncelikli olmakla yapılacak hataların tevlid edeceği neticeler ve müteşebbislerin omuzlarına yüklenecekleri vebal de o nisbette ağır olacaktır. Bu hükumetin bugüne kadarki birçok politikasından edinmiş olduğum tecrübe ile, bu mevzuda da felsefi bir derinlikten mahrum, hadiselerin akışına göre şekillendirilen vazıyet alışlarla karşı karşıya bulunduğumuzdan ciddi surette şüphe etmekte olduğumu söylemeliyim. Hal böyle ise, bu, bir trajedi ile noktalanabilecek bir maceraya gözü kara dalmak demektir. Zira, Bismarck'ın vurgu ile belirtmiş olduğu gibi, "devlet makinası ani gelişmelere müsait değildir"[*]. Yani, devlet, bir sür'at teknesi gibi kolay ve ani manevra yapabilemez; O, ağır tonajlı büyük bir gemiye müşabihtir, ani manevralara dayanamaz. Bu sebeple de her devletin her hususta, ani sürpizler karşısında hazırlıksız yakalanmamak için en ince teferruatına kadar üzerinde tefekkür edilmiş asıl ve yedek projeleri olmalıdır; günümüzün yaygın tabiriyle, A planı yanında aynı planın akamete uğraması halinde hemen devreye konabilecek bir B, bir C planı gibi.
 
Bu sebebe binaen, hakiki siyaset, taşra siyasetinden farklı olarak, otuzbeş hamle sonrasını görebilen birinci sınıf bir satranç oyuncusu gibi oyun kurabilmek demektir.
 
İmdi bu teklif ne bir B planı olabilir ve ne de C ve ilaahir; asla telaffuz dahi edilmemelidir.  
 
Gayet basit: Böyle bir dava, mahiyeti gereği mesela AİHM'de veya bir başkasında görülenlerden, usulden önce esastan farklıdır. Vakıa AİHM'yi kabul etmek dahi neticeten, bir devletin hükümranlığının en temel esaslarından olan kendi hukukunu kendisi tayin etme prensibine halel getirmesi noktai nazarından tam bağımsızlık prensibi ile gayri kaabili te'liftir; ancak, 'bir yere kadar', devlet ile vatandaşı arasında halledilemeyen hukuki bir uyuşmazlık durumunda kerhen de olsa tahammül edilebilir birşey olarak telakki edilebilir, belki. Fakat burada vazıyet esastan radikal bir farklılık arzetmektedir; çünkü bu mahkemede yargılanacak olan, evvelen ve behemal bilinmelidir ki, bir devlet değil bir millet ve buna bağlı olarak, bir milletin haysiyeti, şerefi, vekarı, gururu, tarihi, istikbalidir ve vatanıdır.
 
Bir milletin "yargılanabilir" olduğununun kabul edilmesi, bizzat yargılanmasından daha alçaltıcıdır.
 
Zira, salisen yine behemal bilinmelidir ki, milletler mahkemelerde yargılanamazlar; hiçbir milletin istikbali ve kaderi mahkeme salonlarında tayin ve tesbit edilemez. Burası, bağımsız ulus-devlet olmaklığın temel prensibi olarak, devletlerin, sıradan ahlaki kaanunlara tabi kurumlar olmadığını ve hiçbir devletin hiçbir surette bir başka merci' tarafından muhakeme edilemeyeceğini – çünkü bu takdirde muhakeme edilenin devlet olma vasfı sakıt olur – temel bir prensip olarak vaz' eden Hegel'in dahi tıkandığı noktadır. Böyle bir fikir, saf bir mücerret fikir olarak dahi gayri meşru olacağı gibi, böyle bir mahkeme Nürnberg mahkemesinden dahi daha aşağılayıcı olacaktır.  
 
Bu itibarla, mahkemenin neticesinden bağımsız olarak – kazanılacağından kesinkes emin olunulsa dahi – böyle bir mahkemede yargılanmayı kabul etmek, Türk milletinin "yargılanabilir" olduğunu kabul etmek demektir; işte bu, asla meşru addedilemez.
 
***
 
Mükerreren: Milletler mahkemelerde yargılanamazlar; hiçbir milletin istikbali ve kaderi mahkeme salonlarında tayin ve tesbit edilemez.
 
Onun yeri başkadır.
 
 
[*] Otto Von Bismarck., Düşünceler ve Hatıralar., Çeviren: Nijad Akipek., Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları., C: II., İstanbul, 1991., s.191
Yazıyı PDF dosyası olarak indirmek için tıklayınız. [ Boyutu: 253,31 KB ]
BU DİZİDEKİ YAZILAR
Ermeni Mes'elesinde Riskli Adımlar: I
Ermeni Mes'elesinde Riskli Adımlar: II
Ermeni Mes'elesinde Riskli Adımlar: III




Copyright ©2006-2018, Durmuş Hocaoğlu

Sitede yayınlanmakta olan yazılar kaynak göstermek şartıyla kullanılabilir.

Anasayfa  |  Biyografi  |  Kitaplar  |  Yazılar
Bildiriler  |  Röportajlar  |  İletişim