ANASAYFA BİYOGRAFİ KİTAPLAR YAZILAR BİLDİRİLER RÖPORTAJLAR KÜTÜPHANE İLETİŞİM
        Detaylı Arama

Facebook'ta Paylaş

Esnaf Tekamül Ettirilmeli
Durmuş Hocaoğlu

Çerçeve Dergisi / Sayı: 38, Mart 2006
Giriş
 
Ülkemizde esnaflık, geleneksel olarak kökleri en sağlam, tarihi olarak en eski, en kıdemli ve istihdam ettiği çalışan nüfus itibariyle de en hacimli iş ve meslek alanlarından birisi, hatta birçok bakımdan en önde gelenidir. Ancak hemen herkesçe bilinen bu gerçeğe karşılık, yine aynı şekilde bilinen fakat pek o kadar açık ve seçik ve seçik bir şekilde dile getirilmeyen bir başka gerçek de, bu kadar ehemmiyetli ve kıdemli bir meslekte ciddi boyutlarda olduğu söylenebilecek bazı meselelerin mevcudiyetidir. Vakıa bu meselelerin henüz bir kriz niteliğinde olduğu iddia edilemez kuşkusuz; ancak, küçümsenmesi, hafifsenmesi ve kendiliğinden normal ve tabii mecrasını bulup sağlam ve sağlıklı bir yeniden yapılanmaya kavuşacağının beklenmesi de pek o kadar doğru olmasa gerektir; tam aksine, hemen her ciddi toplumsal meselede olduğu gibi, kendi haline bırakılmaya devam edildiği müddetçe daha da ilerlemesi ve kronikleşmesi söz konusu olabilecektir ki işte bu, "kriz" denen halin ortaya çıkması olacaktır. Fikrimize nazaran, ilkin, esnaflık mesleğinde ve esnaf sınıfında ciddi birtakım meselelerin mevcut olduğunun açık bir yüreklilik ile kabul edilmesi gerektir; nasıl ki - biraz ağır gibi görünecek bir metafor olmak bahasına - hasta olan hastalığını kabul etmediği müddetçe tedavi olma ve halas bulma imkanını da elde edemeyecek olursa, esnaflıktaki meselelerin reddedilmeleri de, daha da büyümelerinden ve belki de bir gün tedavi edilemezlik sınırına dayanmalarından başka bir sonuç vermeyecektir.
 
Biz bu kısa yazıda, bu meselelerin sadece bir meslek olarak esnaflık ve bir toplumsal tabaka olarak esnafların kendi alanınına indirgenemeyeceğini, sonuç olarak bütün toplumumuzu yakından ilgilendirmeleri hasebiyle bir yerde hepimizin ortak kaygısı olması gereken bu meselelere, ana hatlarıyla ve kalın çizgilerle bir temasta bulunmakla yetineceğiz.
 
İmdi; bu yazıda söz konusu bu meseleler kümesini, birisi ekonomik ve diğeri de mesleki ve kültürel olmak üzere, iki ana başlığa taksim edeceğim.
 
 
I. Bir İstihdam Alanı Olarak ve İş Kapasitesi Bakımından Esnaflık
 
Hemen her ülkede olduğu gibi Türkiye'de de ekonomik ve toplumsal bakımdan en başta gelen konulardan birisinin istihdam ve buna bağlı olarak işsizlik olduğu bilinen bir husustur. Sanayi toplumlarının bile tam olarak halletmeye muvaffak olamadığı ve hatta zaman-zaman en fazla gelişmiş olanlarında dahi kriz niteliği kazanabilen bu problem, bilhassa Türkiye gibi ülkelerde birçok bakımdan daha güçlü bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Ülkemizde istihdam ve işsizlik probleminin – gizli ve açık işsizlik de dahil olmak üzere - kendisini hemen-hemen her alanda çok bariz bir şekilde açıkça ortaya koymakta bulunduğu bir gerçektir; son zamanlarda iyiden iyiye artış gösteren beyaz yakalılar işsizliğinden vasıflı veya vasıfsız elemanlara varıncaya kadar birçok toplum kesimini saran ve giderek tırmanan işsizlik adeta kol gezmektedir diyebiliriz.
 
İmdi; istihdam meselesinin yaratmış olduğu meselelerden birisi, bazı mesleklerde ortaya çıkan aşırı yığılma olmuştur. Bu yığılmanın hemen herkes tarafından bilinen ve bu sebeple de sık-sık tartışmalara ve yakınmalara konu edinilen kesimler arasında, Kamu Çalışanları olarak da anılan Devlet Memurları ve bir nevi memur niteliği taşıyan Devlet İşçileri adeta herkesin gözünün önünde arz-ı endam edercesine vitrinde durmaktadır. Bunlardan ilkinin sayıca değerinin, OECD tarafından yayınlanan bir raporda, dünya standartlarına göre "fazla" bulunmadığı belirtilmiş olmasına rağmen, yine de, Türkiye'nin mali imkanları göz önüne alındığı takdirde, kaldırılamayacak kadar ağır olduğunu söylemek abartı sayılmamlıdır. İkincisine gelince; Devlet işletmelerinde (bir kısmı KİT, bir kısmı da aslında düpe-düz sıradan memuriyet makamında) istihdam edilen işçilerin veya işçi statüsündeki memurların, aslında Devlet ve Toplum için tahammül edilemez, kaynak kurutan ağır bir yük olduğu da aşikardır. Bunun yanında, Türkiye'de gereğinden fazla olan bir sayı da, hala ülke nüfusunun takriben %35'ini teşkil eden ve ekonomik verimi iyiden iyie düşüşe geçen Köylü sınıfıdır.
 
İstihdam probleminin, ilk nazarda pek farkedilmemekle ve devlet işçisi ve devlet memuru fazlalığı kadar konu edinilmemekle beraber, doğrudan ve dolaylı olarak tesirlerini gösterdiği alanlardan birisi de, "Esnaflık"ta ortaya çıkmaktadır. Bilhassa aşağı-yukarı belirli olduğu söylenebilecek bir dönemden itibaren esnaflık, istihdam ve işsizlik problemi ile birlikte farklı bir boyut kazanmaya başlamıştır. Bilhassa 1980 sonrasında üretme çapına göre tüketme hacmi dengesiz bir biçimde genişleyen ve modern anlamda bir üretim toplumu olmayı başaramadığı nisbette daha fazla olarak bir tüketim toplumu olmaya yönelen Türkiye'de, istihdam problemi ile birlikte, esnaflıkta da bazı tipik problemlerin büyüdüğünü söyleyebiliriz. Bu problemlerin en belli başlılarından birisi, diğer birçok probleme de kaynak oluşturan, esnaflık mesleğinde meydana gelen "aşırı yığılma" olmuştur. Nitekim, muhtelif dallarıyla birlikte esnaflık mesleğiyle iştigal edenlerin sayısal değerinin - sadece TESK'e kayıtlı olanlarının – beş milyon civarında olması, çok dikkat çekicidir: Memur ve sendikalı ve sendikasız toplam işçi sayısına denk veya biraz üstünde olan bu sayının, ülkemizin ekonomik potansiyelinin üstünde bir rakam demek olduğu da açıktır. Türkiye'nin ekonomik potansiyeli ve alış-veriş kapasitesi göz önüne alındığı takdirde, bu sayının bu ülke için haddini aşkın bir şişkinlik demek olduğu, diğer bir ifadeyle, mevcut ekonominin çarklarının bunca esnafı beslemeye yetmeyeceği de anlaşılabilir bir husus olacaktır. Ancak, elbette bu yığılmanın sosyo-dinamikleri analiz edilmeden sadece yakınmanın da bir faydası olmayacaktır; istihdam probleminin bu şekilde sağlıksız da olsa bir tür çözüme kavuşturulamamış olması belki de diğer ülkelerde görülen türden patlamaların benzerlerinin ülkemizde de yaşanmasına yol açabilecekken, bu vazıyetin bir nevi süspansiyon ve toplumsal rehabilitasyon görevi ifa ettiğini de düşünmekteyim. Ne var ki, buna mukabil, bu sebebe binaen, bir bakıma, kısmen de olsa iş bulamayanların iş adresi gibi algılanan esnaflık da bu sebeple ciddi şekilde yaralanmaktadır.
 
II. Esnaflıkta Meslek Bilinci, Kültür ve Gelenek Problemleri
 
Esnaflık ile ilgili olarak dikkat çekilmesini gerekli gördüğüm hususlardan ikincisi ise, meslek bilinci, kültür ve gelenek konularında karşı karşıya kalınan meselelerdir.
 
Bu noktada, daha birçok meslek alanında da hemen hemen aynıyla görülmekte olması ve köklerinin çok daha derinlere inmesi bakımından, sadece esnaflık ile sınırlandırılamayacak olan temelli bir toplumsal problem alanımız olan "meslek bilinci"nin ve onun da temelini oluşturan "mesleğini adamı olma"nın üzerinde az biraz durmak gerektiğini düşünüyorum.
 
Gelişmemiş cemiyetlerde hemen-hemen her işi yapan "evrensel adam" tipine karşılık, gelişmiş cemiyetlerin temeli olan "işbölüşümü"nün dayandığı kavram "meslek adamlığı"dır. Denebilir ki, bir cemiyetin kalitesi, o cemiyetteki meslek adamlığının kalitesi ile doğrudan doğruya orantılıdır.
 
İmdi: Mesleğinin adamı, belirli bir mesleği hayatı ile özdeşleştiren kişi demektir. Sadece muayyen bir mesleğin icap ettirdiği rutin işlemleri icra eden ve o işlemler sayesinde maişetini te'min eden değil; hatta bunlardan da öncelikli olarak, o mesleği içselleştiren, hayatını, var-oluşunu onunla anlamlandıran kişidir mesleğinin adamı. Bu bakımdan mesleğinin adamı, adeta o meslekle aşk ile nikah akdeden ve o nikaha içten gelen bir sadakat ile bağlı olan üstün ruh sahibi kişi olarak da tarif edilebilir.
 
Yani mesleğinin adamı, alelumum bilinen manasından daha daha fazla, daha daha derinlikli, daha daha anlamlı bir "şey"dir: O, "mesleğim" dediği şeyin sırtına binerek kendisini taşıtan değil, mesleğini sırtına alarak yükselten kişidir ve asıl manasını da burada kazanır: Gerçek ve kamil manasıyla meslek adamı, diğer adıyla "profesyonel", ancak ve yalnız budur: Mesleğini yükselten, ilerleten, tekamül ve inkişaf ettiren kişi!
 
Dikkat edilmelidir ki, insanlık, profesyonellerin omuzlarında yükselir.
 
Mes'eleye bu asli nokta-i nazardan yaklaştığımızda, "profesyonellik" kavramının da özünü yakalayabilme imkanını elde etmek etmiş oluruz: Profesyonellik, yani meslek adamlığı, belirli bir meslek üzerinden geçim sağlamaktan önce, o mesleğin içselleştirilmesi, ona hizmet edilmesi; yani mesleğin arda değil öne alınması, ilerletilmesi, tekamül ve inkişaf ettirilmesidir; maişet mes'elesi bundan sonra gelir, hatta hiç gelmeyebilir de. Söz gelimi, maişetini diplomasını taşıdığı tabiplik ile te'min eden ve fakat tıp ilmini değil, kendisinden hiçbir maddi kazancı olmadığı halde kendisini anlamlandırdığı, içselleştirdiği müzik san'atını tekamül ettiren, ona katkıda bulunan kişi sureta profesyonel tabip, amatör müzisyen olarak tanınabilirse de aslında profesyonel müzisyen, amatör tabiptir. Küçük bir sual mes'eleyi daha anlaşılır kılaacaktır: Mehmed Akif'in şekli/resmi mesleği "baytarlık"tır; ama merhum üstadın katkılarıyla zenginleştirdiği, kendisiyle içselleştirdiği var-oluş alanı, dolayısıyla da asıl mesleği baytarlık değil şairliktir; velev ki o vadiden bir gelir elde etmiş olsun veya olmasın.
 
İmdi; bu temel kriteri göz önünde tutacak olduğumuz takdirde, ülkemizde "meslek adamlığı" bakımından çok ciddi bir bunalımın mevcudiyetini kabul etmekliğimiz icap edecektir: Türkiye, birçok meslek alanında, "mesleğinin adamı" olduğu iddia edilmesi hayli zorlamayı gerektirecek meslek mensupları ile doludur; yüksek tahsil ile elde edinilen birçok meslekte, meslek mensuplarının ezici çoğunluğunun mesleklerini yenilenmemiş bilgilerle yürütmeleri buna en en çarpıcı örneklerdendir. Nitekim mühendis, öğretmen, tabip, diş hekimi, hukukçu v.b. mesleklerdeki insanlarımızın çok büyük bir kesrinin mezun olduktan sonra mesleğiyle ilgili ciddi bir yayın takip etmemesi, evlerinde bir meslek kütüphanelerinin bulunmaması bundan başka bir manaya delalet etmez.
 
Benzer şekilde, toplumumuzun orta direği olarak nitelendirilen esnafımızın da hakeza büyük çoğunluğunun mesleğinin adamı olarak kabul edilmesi mümkün görünmemektedir; çünkü mesleklerini içselleştirebilmiş değillerdir; işlerini severek, kendilerini adayarak değil, adeta lutfen ve tenezzülen yapmaktadırlar; "eli iş'te / gözü oynaşta" misali, aklında başka bir "meşgale" olan, "ben bu işe düşecek adam mıydım" diye iç geçirerek söylene-söylene direksiyon çevirirken mesleği olduğunu iddia ettiği şoförlüğe kahreden, veli-i nimeti yolculara karşı gereken saygıyı göstermeyen, arabada müşteriden izinsiz sigara içen bir "sürücü"; dükkanına gelen müşteriyle kafi derecede ilgilenmeyen bir dükkan işleticisi, bir "profesyonel", yani "mesleğinin adamı" olarak addedilemez!
 
***
 
 
Esnaflık'ta meydana gelen bu nahoş vazıyetin arkaplanında, esnaflık kültürünün ve geleneğinin aşınmasının ve kendisini yenileyemesinin yattığını söylemek kehanet sayılmamalıdır. Klasik anlamda esnaflık herşeyden önce belirli bir gelenek üzerine müesses bir kurumdur. Kelimenin tam yerinde manasıyla, "esnaflık bilinci"nin belirleyici olduğu bu gelenek, her meslekte olduğu gibi, esnaflıkta da öncelikle bir "görev ahlakı" ile donatılmış olmayı zorunlu kılmaktadır. "Allah rızası"nın merkezde olduğu bu görev ahlakı, her esnafın müşteriden de devletten de önce Allah'a hesap vereceğinin ruhlara sindirilmesine dayanır; O, bilir ve bütün içtenliği ile inanır ki, kazançtan da, müşteri memnuniyetinden de önce gelen, kapkaranlık gecede kara taşın üstündeki kara karıncanın ayak izlerini gören, kendisine şah damarından daha yakın duran ve her adımının hesabını soracak olan Rabbi'nin sevgisini ve rızasını kazanmaktır. Ve yine O bilir ve bütün içtenliği ile inanır ki, işini doğruluk ve hakkaniyet üzere yapan ve doğruluk ve hakkaniyeti de sırf doğruluk ve hakkaniyet olduğu ve sırf Rabbi o suretle kendisine rahmet nazarıyla bakacağı için içten gelen samimi bir irade ile tercih eden esnaf, yarın salih kullarla beraber haşrolunacak, Kevser Havuzu'nun başında Hz. Peygamber ile buluşacaktır.
 
Klasik gelenek ortamında esnaf bu içselleştirilmiş terbiyeyi, usta-çırak ilişkisi içerisinde edinir; bu bir "terbiye"dir, bir "eğitim" değil ve onun için de, bu terbiye ile verilen değerler, esnafın, sırtından çıkarıp atabileceği bir gömlek değil vücudunu saran bir deri hükmündedir.
 
Fakat, geleneklerin erozyona uğradığı bir kültür ortamında, terkedilenlerin yerine aynı fonksiyonu ifa eden başka gelenekLer de ihdas edilemediği için icra edilen meslek, sadece sıradan, bir kazanç elde etme ameliyesinden başka bir değer ve anlam da taşımayacaktır ve nitekim öyle de olmaktadır.
 
Meslek bilincinin ve görev ahlakının aşınmasındaki en başat amilleri de çok özet olarak söylenecek olursa, belli-başlı şu iki kaynağa irca edebilir:
 
İlkin, istihdam konusunda kısaca değindiğimiz sebeplere binaen, esnaflık, adeta hemen herkesin yapabileceği bir iş haline dönüşmüş bulunmaktadır. Nitekim, bazı istisnai alanlar hariç, esnaflık, git-gide, daha ziyade, bir miktar sermayesi olan ve belirli bir kariyer ve meslek edinemeyenlerin mesleği olmaya yüz tutmuştur ki bütün bunların neticesi olarak, "okullu", yani okul eğitimine dayalı ve endüstriyel üretim ve/veya hizmet esnaflığı dışında, esnaflık, esas itibariyle "alaylı", yani usta-çırak ilişkisi içerisinde gelişmiş ve gelenek ve kültürünü bu şekilde oluşturmuş bir meslek olduğu - daha doğrusu, olması gerektiği - halde; yurt dışında işçi statüsünde çalışarak veya çiftini-çubuğunu, arsasını satarak kapital birikimi elde eden ve bu birikimini nerede değerlendireceğini bilemeyen; erken yaşta emekli olduktan sonra kendisine ek iş arayan ve bunlara mümasil birçok kişi, gecikmiş bir yaşta esnaflığa soyunmaktadır. Bu suretle, esnaflık eğitiminden, tecrübesinden, töresinden, geleneğinden ve kültüründen habersiz olarak bu mesleğe girenler bu geleneği ve kültürü tahrip etmişlerdir ve etmeye devam etmektedirler. Halbuki esnaflık da ancak belli bir yaştan itibaren edinilebilen bir kariyerdir; büyük ölçekte, usta-çırak ilişkisi içerisinde kazanılan ve erken yaştan başlayarak sindirile-sindirile tekamül ettirilen bir kariyer. Bunun içindir ki, erişkin bir çağda girişilen esnaflık, esnaflık olamamaktadır.
 
Bunun yanında, en az onun kadar önemli ikinci bir faktör de, ülkemizde genel olarak yaşadığımız kültürsüzleşme ve geleneksizleşmenin de, daha başka birçok alanda olduğu gibi, esnaflıkta da gelenekleri tahrip eden bir rol üstlenmiş ve mesela Ahilik'teki gibi bir esnaflık kültür ve geleneğin yeşerip gelişeceği ortamları kökünden kurutmuştur.
 
Sonuç olarak diyebiliriz ki: Esnaflık, hala ve herşeye rağmen, yine de ülkemizin orta direği sayılabilecek, hala ve herşeye rağmen, yine de muhafazakar nitelikli olduğu söylenebilecek olan en önemli bir toplum kesitinin mesleğidir; meseleleri ve sıkıntıları çoktur ve günden güne de büyümektedir. Bu meseleler ve sıkıntılar henüz kriz niteliğinde değildir; ancak oraya doğru gidebilir de. Bunun içindir ki, mutlaka ve behemehal ıslah, terakki ve tekamül ettirilmelidır; hepimizin bu orta sınıfa ihtiyacı var, hem de mübrem bir şekilde; ama O'nu bu haliyle zaten kamburu çıkmış belimizde daha ziyade taşıyamayız.
Yazıyı PDF dosyası olarak indirmek için tıklayınız. [ Boyutu: 291,34 KB ]




Copyright ©2006-2017, Durmuş Hocaoğlu

Sitede yayınlanmakta olan yazılar kaynak göstermek şartıyla kullanılabilir.

Anasayfa  |  Biyografi  |  Kitaplar  |  Yazılar
Bildiriler  |  Röportajlar  |  İletişim