ANASAYFA BİYOGRAFİ KİTAPLAR YAZILAR BİLDİRİLER RÖPORTAJLAR KÜTÜPHANE İLETİŞİM
        Detaylı Arama

Facebook'ta Paylaş

Cumhurbaşkanlığı, Aydınlanmış Elitler ve Sıradan İnsanlar
Durmuş Hocaoğlu

Yeniçağ Gazetesi / 24.12.2006
Cumhuriyetçilik teorisi, bir "ideal cemiyet" te'sis etmek maksadına matuftur. İdeal Cemiyet ideası, kökenleri Antik Yunan'a ve hassaten Platon'a ve O'nun Bilge Hükümdarlar doktrinine kadar uzanmakta olup, modern çağlarda Aydınlanma ile, bilhassa agresif ve hırçın Fransız Aydınlanması ile dirilmiştir; ancak özü itibariyle Platon'dan bu yana radikal bir değişikliğe maruz kalmış da sayılamaz: İnsanların büyük ekseriyeti, iyi ile kötüyü, doğru ile yanlışı, hak ile batılı ayırmak hususunda kifayetsiz kalmakta oldukları gibi, ayırdedebildiklerinde bile iyi, doğru ve hak olana yönelmekte gereken iradeye sahip olmak hususunda da kifayetsiz kalmaktadırlar. Bunlardan birincisi "temyiz" mes'elesidir, diğeri ise "ahlak" mes'elesi. Halbuki, aydınlanmış elitler, her iki hususta da daha üstün durumdadırlar; o halde cemiyetin nizamı, ıslahı ve idealleştirilebilmesi açısından, aydınlanmış elitlerin "birinciler içinde birinci" (prima intra pares) olması da aklın ve hakkın ve hakkaniyetin gereğidir. Beri yandan mutlaka göz önünde bulundurulması gereken bir diğer mühim husus da, cumhuriyetçi elitlerin bütün mesailerinin, bilumum say ü gayretlerinin nihai hedefinin de kendi şahıslarının değil cemiyetin, halkın menfaati için olduğudur. Öyleyse, elitlerin – kendileri için dahi – neyin iyi neyin kötü olduğunu layıkı veçhiyle tefrik etmekte ve iyiye layıkı veçhiyle yönelmekte yetmezlik ile malul olan halk için önderlik, kılavuzluk ve hatta daha fazlası olarak, kendi menfaatleri için kendilerine baskı uygulama hakkı da doğmaktadır. Burası paradoks gibi görünebilir; çünkü bu, "halk için ama halka rağmen" demwk olmaktadır. Ama bir paradoks değildir. Niçin? Şundan ki, cumhuriyetçi teori bir yandan halkı bir nevi' tam manasıyla rüşdünü isbat etmemiş bir çocuk gibi telakki ederken diğer yandan da asıl olarak "bugün ve burada olan halk" ile değil, henüz "bugün ve burada olmayan yarınki halk" ile ilgilenmektedir. Çünkü, ideal demek, şimdi ve burada mevcut olan değil, yarın gelecek olan demektir. Daha açıkçası, cumhuriyetçi teorinin asıl ilgi alanı 'gelecek'tir ki bu da mevcut olandan daha iyi, daha kaliteli, daha rafine yeni bir cemiyet, yeni bir insan yetiştirmek demektir: Cumhuriyet İnsanı (Homo Republicanus). Ne zamanki bu ideal cemiyet tahakkuk eder, işte o zaman cumhuriyetçiler bütün endişelerinden azade olarak, tam bir kalbi itminan ile  halka biat edebilirler...
 
.. hayır.          
 
Burası da bir paradoks olarak görülebilir; ama değildir. Çünkü; halk, hiçbir vakit aydınlanmış elitler mesabesinde aydınlanamaz, hiçbir vakit aydınlanmış elitler mesabesinde seçkinleşemez. Bu ise, açıkçası, ideal cemiyetin hiçbir vakit tam ve hakiki manasıyla tahakkuk edemiyeceği ve aydınlanmış elitlerin cemiyet üzerindeki vesayet ve velayetlerini nihayetlenmeyeceğini ima etmektir.
 
Evet, öyledir ve bunun için, Cumhuriyet, ebedi, bitimsiz bir süreçtir. Kezalik, demokrasinin asli değil tali, cevher değil araz, yani "eklenti" oluşu ve cumhuriyetçilerin
İdeal cemiyet tasavvurlarını hayata geçirebilmek için – faydalı ve lüzumlu addetmekle beraber - demokrasiye mutlak anlamda ve bizzarure ihtiyaç hissetmemeleri de bundandır.
 
***
 
Şüphesiz demokrasi kusursuz değildir, yine şüphesiz halk da; keza, yine şüphesiz her cemiyetin elitlere her hususta ihtiyacı vardır; icabında – ama hangi "icab"? - kendi cemiyetiyle bile çatışabilecek elitlere – eliti olmayan bir cemiyet curuftur. Ancak buradan hareketle, "aydınlanmış" elitlerin cemiyet üzerinde tahakküm etmesine cevaz verilemez. Çünkü ne onlar homojen bir kitle teşkil ederler ve ne de ideal ve kusursuzdurlar ve hatta dahası, birçok hallerde vaki' olduğu üzere, siyasi basiret, feraset  ve şuurları Büyük Kitle'nin kollektif basiret, feraset ve şuurunun gerisinde dahi kalabilmektedir.
 
***
 
Batılılaşma tarihimiz aynı zamanda "aydınlanmış" – veya kendilerini öyle vehmeden – elitler ile cemiyetin çatışma tarihidir de aynı zamanda ve şimdi Cumhurbaşkanlığı seçimi mes'elesi de mükerreren isbat etmişir ki bu çatışma günümüzde de devam etmektedir. Çünkü mes'ele gelip şu noktada düğümlenmektedir: Cumhurbaşkanlığı makamına kimin seçtiği oturmalıdır: Sıradan insanların mı, aydınlanmış elitlerin mi?
Yazıyı PDF dosyası olarak indirmek için tıklayınız. [ Boyutu: 183,95 KB ]




Copyright ©2006-2018, Durmuş Hocaoğlu

Sitede yayınlanmakta olan yazılar kaynak göstermek şartıyla kullanılabilir.

Anasayfa  |  Biyografi  |  Kitaplar  |  Yazılar
Bildiriler  |  Röportajlar  |  İletişim