ANASAYFA BİYOGRAFİ KİTAPLAR YAZILAR BİLDİRİLER RÖPORTAJLAR KÜTÜPHANE İLETİŞİM
        Detaylı Arama

Facebook'ta Paylaş

Yeni Bir Dünyanın Alt Yapısına Dâir
Durmuş Hocaoğlu

Türkiye Günlüğü Dergisi / Sayı: 4, Temmuz 1989
Giriş
 
Mîlâdî 16. asrın nihâyeti, hey'eti mecmuası îtibâriyle Şark'ın[1], hassaten Müslüman Şark ve onun mümessili Devlet-i Ebed-Müddet'in gurûbu, Garb'ın ise tulûudur. Yorulmuş olan Şark artık bir medeniyet rölantisine girerken Garb'da pozitif bir ivmelenme görülmektedir. Hakîkat: Şark'da çökme veya gerileme yerine Garb'da yükselme vardır[2]. Her iki dünyanın aralarındaki mesâfenin değişmesinin esâsı da budur. Sosyal olayların[3] cereyan hızının yavaşlığı ve bu yavaşlığın da ekserî hâllerde aldatıcı olduğu bilinen bir husus olup, bu aldanmayı Garbın yükselmesinde de görmekteyiz: Kudretinin zirvesinde bulunan mütekebbîr Şark, Garb'ın bu yükselişini ve onun dinamiklerini çok geç farketmiş ve bunu da fevkalâde pahalı ödemiştir. Nitekim Osmanlı, daha düne kadar tepeden istihkar ile baktığı "kefere"nin bileğini artık bükemediğini Viyana önlerinde görmüş, bu bileği bükmenin imkânsızlığını ise bilâhare Gülhane'de îlân etmiştir ki bu, yükselen Garb karşısında teslîmiyettir.
 
Yorgun Şark'ın, karşısında acze düştüğü ve bu aczini önce sıkıla-utana îtiraf ve daha sonra da git-gide artan tonlarda sesini yükselterek haykıra-haykıra îlân ettiği Garb'ın yükselişi, uzunca bir kuluçka döneminin bir anlamda tabiî ve zarûrî bir sonucudur.
 
Şimdi, 1789 Fransız İhtilâl-i Kebîri ile artık kesin olarak su yüzüne çıkan, bütün dünyayı derinden sarsan bu yükselişin kısa hikâyesini ele alalım.
         
I. Onyedinci Asır Avrupası: Alt-Yapının Kuruluşu
 
17. asırda Batı'da Renaissance dönemi bitmiş, yeni bir çağın eşiğine gelinmiştir. Avrupa, bin yıldan daha ziyâde süren karanlık kâbuslarla dolu derin bir uykudan uyanmasını bitirmek üzeredir. Renaissance bu uyanışın başlangıcı idi ve o da uzun bir dönemi kapsıyordu; Avrupa'nın uyanışı birden ve kısa sürede olmamıştır. Bu dönem * Renaissance * daha sonraki radikal değişmelerin çekirdeğini oluşturan temel bir takım gelişmelerin çağıdır.
 
Bunları özet olarak şu şekilde sıralayabiliriz.
 
1. Rasyonalizm: Ortaçağ'da bir kenara itilen Akıl (Ratio) ön plana çıkmış, Skolastisizm tedrîcen sona ermiştir. Bu, "düşünce tarzı"nın değişmesidir.
 
2. Natüralizm: Gözler Tabiat'a (Natur'a) çavrilmiştir. Tabiat, düşüncenin odak noktası hâline gelmektedir.
 
3. Laisizasyon/Sekülerizasyon: Garb düşünürü, "düşünceye zincir vuran" Kilise karşısında haysiyet mücâdelesine girişmiştir. Laikleşme/Sekülerleşme, Batı düşüncesi için temel şarttı; bu şart yerine getirilmeden fikrin yeşermesi mümkün olmayacaktı.
 
4. İndividualizm: "İnsan" keşfedilmiştir, ama, bu, kavram olarak algılanan mücerret (soyut) insan değil, şu etli-kanlı, reel, objektiv varlık olan müşahhas (somut) insandır! Bu da, Batı düşünce dünyasına "ferd"i getirmiştir.
 
Ancak Renaissance bu kadarla kalsaydı, şüphesiz tarihte pek az bir yer işgal edecekti. Zîra Renaissance'nin önemi bizâtihî kendisinde değildir: Ne, kendisinden sonrası ile kıyaslanabilecek ciddî bir âlimi vardır ve ne de sistematik bir filozofu. Rabelais, Montaigne, Erasmus... birer "kaldırım filozofu"dur; Dünya hâlâ "anâsır-ı erbaa"dan müteşekkîldir ve Ptolemios'un semâvî kürelerinde henüz pek ciddî bir çatlak yoktur. Muhtemeldir ki bu yüzden Şark onu hissetmemiştir; gerçekten de mağrur ve mütekebbîr Şark için Renaissance Avrupası'nda imrenilecek pek fazla birşey henüz mevcut değildir; o hâlâ 'bildiğimiz kefere'dir. Ama, Renaissance yapacağını yapmış, vereceğini vermiştir. Şimdi sıra, te'sirlerini ileride bütün dünyanın derinden ve yaşayarak hissedeceği kapital atılımlara gelmiştir. Bu atılımlar, bu yüzyılda Garb insanının Eşya ile daha yakından temasa geçmesini sağlayacak olan radikal ilmî ve felsefî cereyanlarda nüvelenmektedir.
 
Garbın bu fikrî atılımları, ana hatlarıyla ve kalın çizgilerle tesbit edilecek olursa, hemen-hemen bir tek noktada odaklanmaktadır: Düşüncenin dünyevîleşmesi[4].
 
İmdi bu dünyevîleşme birdenbire ortaya çıkmış değil şüphesiz; Renaissance'nin bir sonucu, ancak ondan daha köklü. Renaissance bir 'ütopyalar çağı'dır bir bakıma; hâlbuki bu asırda ayaklar yere basmaya başlamıştır. Renaissance'da Antikite'ya duyulan özlem yavaş-yavaş kaybolmakta, Garb'ın tecessüsü daha ilmî, daha temelli, daha felsefî olarak "bu güne ve bu dünyaya" yönelmektedir.
 
Onyedinci asırda çekirdeklenip onsekizinci asırda kristalize olacak olan bu dünyevîleşmeci tefekkür hamlelerini ise ana hatlarıyla şu şekilde tesbit edebiliriz: Modern felsefenin temellendirilmesi, Matematik'de patlama ve Klasik fiziğin kuruluşu.
 
Bütün bu hadiseler şüphesiz birbirinden kopuk, bağımsız kompatmanlar olarak anlaşılmamalıdır; aralarında içden ve sıkı bir korelasyon vardır.
 
Modern Felsefenin Temellendirilmesi: Bilgi ile Dünya'ya Hâkim Olmak
 
Bu asır Avrupasında, düşünceyi dünyevîleştirmesi, tefekkür odağını "Theo-centrism"den "Homocentrism"e kaydırması açısından iki filozof ön plana çıkmaktadır: İngiltere'de Francis Bacon ve Fransa'da Réne Descartes (Renatus Cartesius). Birincisi Empirizm'in, ikincisi Rasyonalizm'in pîri.
 
F. Bacon, İnsan'ın Tabiat karşısındaki durumunu beğenmez; O'na göre, İnsan Tabiat karşısında acz içindedir. İmdi, İnsan'ın elinde yegâne güç kaynağı ancak bilgi olabilir, halbuki bilimlerden de bugüne kadar sadra şifâ olacak bir çâre te'mîn edilememiştir. Bunun iki sebebi var: Evvelâ, bilginin objesi "bu dünya" değil. İnsanın ayakları yere basmalı. Yâni, İnsan bilgisinin objesi, içinde yaşadığı bu reel çevre, "tabiat" olmalıdır. Ne öğrenirsek ondan öğreniriz, onun dışında bir bilgi alanı olamaz [5]. Hulâsa bilgi, hem kaynak hem de hedef îtibâriyle, natüralistleşmelidir. İkincisine gelince: Bilimlerin metodu yanlıştır. Bu da, esâsen, yapılan keşiflerin tesâdüfiliğinden âşikâre görülmektedir. İmdi, bizim bilgi edinmek için âletimiz Akıl (Ratio); Bacon'ın daha sıkça kullandığı şekliyle: Zihin (Mind). Vâkıa, pek mükemmel bir âlet olduğu söylenemez; ama başkası da yok, ne yazık ki. O hâlde yapılacak iş, bu âletin tozunu-pasını silmek ve onu daha ustalıklı kullanmaktan ibârettir. Bu "ustalık", "metod"dan naşkası değil. Yâni bize yeni bir metod lâzım; eskilerin Tümel'den Tikel'e (Küll'den Cüz'e) giden "dedüktiv metod" yerine, Tikel'den Tümel'e (Cüz'den Küll'e) giden "indüktiv metod"[6]. Âletin kiri-pası da, onun doğru çalışmasını önleyen, zihni tıkayan "idolalar"('putlar')dır[7]. Zihin bu putlardan arındırılmalıdır ki, bunlar da, evvelen, tek insanda veya insan soyunda bulunan "kabîle idolası"[8], sâniyen, tek insanda bulunan "mağara idolası"[9] olup bu ikisi insan ve/veya insan nevinin kusurudur; sâlisen, lisan probleminden kaynaklanan "pazaryeri idolası"[10] ve râbian, felsefenin dogmalarından, yanlış isbatlardan, eski otoritelere körü körüne tabi olmaktan kaynaklanan "tiyatro idolası"[11].
 
İdolaların tümünden vazgeçmeli ve zihin tamamen temizlenmiş ve hür olmalı[12]. Kötü isbatlar iddiaların kaleleridir. Onlar dünyayı insan zihninin, zihni de kelimelerin kölesi yaparlar[13]. Hâlbuki iyi isbatın temelinde "deney" vardır[14].
 
Bu sûretle Bacon, idolalardan temizlenmiş insan zihnini bu yeni metodu ile mücehhez kılarak Tabiat'ın sahnesine yöneltmekte, onu maddîleştirmektedir: "Zihin soyutlama yapmaya eğilimlidir, fakat tabiatı soyutlamalar içinda incelemek, hedefe varmak için uzak bir yoldur. Onu, parçalara ayırarak incelemek gerekir. Democritos okulu gibi, esas olarak maddeyi alıp, formları bir kenara atmak, soyutlamalardan ziyâde maddenin kendisi üzerinde durmak gerekir."[15].
 
Yâni: 1: Bilginin hem kaynağı hem de hedefi Tabiat (Madde) olmalı; 2: İnsan zihni idolalardan temizlenmeli; 3: Yeni (İndüktiv) metod ile çalışmalı; 4: Bütün bunların zarûrî neticesi olarak: "Deney" yapılmalıdır.
 
Temellendirilen Empirizm, kısaca budur. Yalnız, onun bu empirizmi bu hâliyle çok zayıftır; en büyük zaafı da matematiği ihmâli ve deney'i yanlış algılamasıdır. Matemetiksiz bir tabiat incelemesi imkânsızdır. Ayrıca "herşey"i deneyen, genelleme (teşmîl) yapamaz. Onun bu hatâları bilâhare telâfi edilecektir. Ancak onun "yeniden inşâ" (Reconstruction: Instauration)[16] dediği bu hamle, Batı'da teknoloji çağının başlangıcını oluşturmuştur.
 
René Descartes (Latince söylenişi ile: Renatus Cartesius) ise aynı hedefe yönelmiş; ama yine de Bacon'dan çok farklı. Her konuda Bacon'dan çok daha derin, daha temelli, daha profesyonelce düşünüyor. O, herşeyden önce "mutlak hakîkat" peşinde koşan, yılmaz bir hakîkat araştırıcısıdır. "Felsefenin İlkeleri"nde, Felsefe "bilgeliğin incelenmesi" olarak tanımlanmıştır[17]. Bilgelik ise gerçek faziletlerin tümünün birden genel adı olup[18],Akıl ile irtibatlıdır[19] ve de olgun bir fazîlet olgun bilgiden gelir[20]. İmdi, mâdem ki Hikmet, sâdece iyilik bilgisinden kaynaklanan gerçek fazîletlerin tümüdür, o hâlde "bütün ve tam olgun bilgi" olmak durumundadır. Ancak ne var ki, böyle birşeyin tam anlamıyla gerçekleşmesi ancak ve yalnız "son derece tam ve olgun tek varlık" olan Tanrı'ya mahsustur[21]. Bu husûsu filozof, "insan bilgisinin bilebileceği bütün hakikatlerin ilk temellerini atmaya uğraştığı"[22] Felsefenin İlkeleri isimli eserinin önsözünde belirtir[23] ve devamla, İnsan'ın da gücü nisbetinde, yâni, bilebilebileceği bütün şeylerin tam ve kesin bir bilgisini edinmekle hikmet sâhibi olabileceğini vurgular[24].
 
Bu noktada Descartes, o güne kadar vâki' olmamış, ondan sonra da olmayacak olan en geniş, en şumûllü bir teşebbüse girişmiştir: İnsan açısından bilinmesi mümkün olan herşeyin tam ve kesin bir bilgisi. "Kesin bilgi" arayışı, O'nun güçlü matematikçi kişiliğinin felsefeye aksetmesinin bir sonucudur. İmdi, O'nda bu fikri oluşturan temel âmilleri şöylece sıralayabiliriz:
 
a- Hiçbir bilimde (ve bilgi alanında) kesinlik bulunmamaktadır;[25]
 
b- Bunun bir istisnası vardır: Matematik;[26]
 
c- Matematik'de bu sağlamlık ve sarsılmazlık elde edilebildiğine göre onda bunu sağlayan her neyse onu keşfedip diğer bilimlere de uygulayabilirsek onlarda da aynı derecede sağlamlık ve kesinlik elde edebiliriz[27].
 
d- Bu sûretle, bilinmesi mümkün olan tüm şeylerin bilgisini veren bir bilim, matematiksel kesinlikli ve üniversal olan bir bilim kurabiliriz: Mathesis Universalis (Üniversal Matematik)[28]. Bu sistem, bize, hiçbir deney'e[29] mürâcaat etmeye gerek duymadan sırf ve yalnız Akıl (Ratio)'dan kalkarak "herşeyin", yâni hem fizikî realiteler dünyasının hem de metafizik dünyanın bilgisini elde etme imkânı verecektir.
 
Bu, aynı zamanda Cartesien Metod'un da özüdür. Bacon'ın bilgi'yi "deney"den istihraç etmesine karşılık Descartes "akıl"dan istihraca yönelmiştir. Cartesien Metod, Matematik'de olduğu gibi açık-seçik, dolaysız, doğrudan, bilâvasıta, intütiv olarak görülen ve kesin doğru bir sağlam bir çıkış-noktasından[30] (axiom) hareket ederek Eşya'nın bilgisine yönelmeyi öngörür[31]. Metod, hakîkat araştırmasının çekirdeğidir: "Hakîkati aramada metod gerektir."[32]. O, söz konusu bu metodunu, yâni hakîkat araştırmasının nüvesini Ratio'ya dayandırmakla çok kesin ve tam doğru bilgilerden mücehhez "mathesis universalis"e soyunmuştur; bu yolda, aradığı aksiyomu (Archimedes Noktası'nı) önce soyut "düşünce"de bulur[33]. Bunu bir seri dedüksiyonlar tâkip eder[34]: Önce "şüphenin kendisi"[35] sonra "Ben"[36] ["Cogito Ergo Sum" (Düşünüyorum; o halde var'ım]; sonra "Tanrı"nın varlığı[37] isbatlanmıştır[38]. Artık sıra Dış-Dünya'nın, Fizikî Dünya'nın isbatına gelmiştir[39].
 
Burada özetinin özetini vermeye çalıştığımız bu uzun ve karmaşık dedüksiyonlar zincirinin nihâyetinde varlığı "meşrûlaştırılan" Tabiat'ın artık niçin yalnız Akıl (Ratio) ile bilinebilebileceği, Descartes açışından anlaşılır bir husus olacaktır.
 
Descartes'in bütün bu girift mülâhazalarının gayesi, aslında, Tanrı'nın varlığını isbatlamak değildir. Onu bir ilâhiyatçıdan ayıran taraf budur. İlâhiyatçı için hedef olan Tanrının varlığını isbâtı onun için, felsefesini meşrû bir zemine oturtmak üzere kullanılacak bir vâsıta, bütün felsefesini üzerine binâ etmek istediği sağlam, sarsılmaz bir temeldir:
 
"Descartes ancak kendi bilgisini tamamlamak ve dünya bilgisini hazırlamak için Tanrı bilgisinden geçiyor."[40]
 
Dünya Hâkimiyeti idealide anlamını bu şekilde kazanmaktadır: Dünya önce meşrûlaştırılacak, sonra anlaşılıp kavranacak ve sonra da ona hâkim olunacaktır.
 
Cartesien felsefenin bu ideali tam anlamıyla hiçbir zaman gerçekleşmemiştir. Zîra o duyulur (mahsus) âlem ile aklî alemi bir ölçüde birbirine karıştırmıştır. Bunu, Descartes'ın kendisinin de hissettiğini söyleyebiliriz[41]. Bu ise, kendisinden çok şey - hattâ, hemen-hemen herşey - umulan o pek görkemli "Mathesis Universalis" projesinin terkedilmesi demek olmuştur.
 
Filhakîka Mathesis Universalis terkedilmiştir; ancak, Descartes'ın varlık sahnesini tanımamıza büyük katkıları olmuştur: İnsan, Dünya'ya hâkim olmak için O'nu önce tanımak, anlamak mecburiyetindedir. Bunu da sağlayacak olan şeylerin başında Matematik gelir; zîra o, "bütün bilimlerin kaynağıdır, insan aklının ilk kavramlarını ihtivâ eder ve bütün hakikatler kendisinden çıkarılabilir."[42].
 
***
 
Bilimin bundan sonraki gelişme seyri incelendiğinde F. Bacon'ın sırf deney (empeiria) metodu ile Descartes'ın sırf akıl (ratio) metodunun eklektizminin moder bilimlerin dinamizmini oluşturduğu görülebilir. Modern çağlarla birlikte Deney (Empeiria) ve Matematik (Ratio; Saf Akıl), "fizik dünya"yı anlama, teşhis etme ve ona hükmetme (teknoloji) yolunda birbirinin lâzımı gayrı müfâriki olmuşlardır.
 
Ancak burada bir hususu belirtmek lüzumunu hissetmekteyim:
 
İnsanın bilgi ile Dünya'ya hükmetmesi ideali, esas karakteri îtibâriyle, bugün, Descartes-varî olmaktan ziyade Bacon-varî'dir. Bununla şunu demek istiyorum: Descartes felsefesi hey'et-i mecmuası îtibâriyle Bacon felsefesi'nden daha temelli, daha derinlikli, daha asildir; o, Tabiat'ı önce ve behemehal anlamak onun hakikî bilgisini elde etmek peşindedir; Dünya'ya hükmetmek bundan sonraki iştir. Halbuki Bacon böyle hikemî, ahlakî kaygılar taşımaz. O, yalapşap, iştihalı ve ihtiraslı bir dünya hâkimiyeti peşindedir. Mes'eleyi bu açıdan ele aldığımızda bugünkü "materyal medeniyet" ("medeniyet" mi acaba?) Bacon'ın izini sürüyor diyebiliriz.
 
Bacon ve Descartes'ın bu felsefeleriyle birlikte bu asırda, pek mühim bir gelişmeye daha şâhit oluyoruz. Şimdi kısaca buna temas edelim.
 
Matematik'de Patlama
 
Mîlâdî 17. asır, Garb'da matematiğin patlama çağıdır. Bu çağın dev matematisyenleri ve önemli matematik gelişmeleri şu şekilde özetlenebilir[43]:
 
Analitik Geometri[44]: Kurucuları: René Descartes ve Pierre de Fermat. Bir noktadan başlayarak geometri elemanlarının lokalize edilebilmeleri, denklemlerinin kurulabilmeleri sağlanmıştır. Descartes, birbirine dik olan eksenlerin kesişmeleriyle iki ve üç boyutlu (düzlem ve uzay) dik (ortogonal) koordinat sistemleri elde etmiştir (:Cartesien Koordinat Sistem). Bu sûretle, daire, elips, parabol ve hiperbolün ikinci derece eğriler oldukları gösterilmiştir. Bu konuda P. Fermat ve Blaise Pascal'ın babası Etienne Pascal'ın da katkıları büyük olmuştur. Analitik geometri, "Sonsuz Küçükler Hesabı"na ve dolayısıyla "Diferansiyel Hesab"a giden yolu açmış; koniklerin incelenmesine yardım etmiştir. Ayrıca bu babda Maclaurin kendi adıyla anılan serisi (Maclaurin Serisi) ve Clairault da yine kendi adını taşıyan "Clairault Diferansiyel Denklemi" ile ünlüdür. Euler ise, bir dik koordinat sistemden başkasına geçiş (transformasyon) denklemlerini kurmuştur.
 
Diferansiyel ve İntegral Hesap[45]: Kurucuları, Isaac Newton ve Godfrei W. Leibniz. Bütün bu çağların en büyük bir kaç olayından biri belki de birincisidir. Bu hesap Newton ve Leibniz'in müşterek mesâilerinin bir ürünü olmayıp, her ikisinin ayrı-ayrı, münferid keşifleridir. Newton'ın "Calcula Fluxiona" (Akışkanlar Hesabı), Leibniz'in "Calcula Differantia" (Farklar Hesabı) adını verdiği bu yeni matematik dalı, hakîkatte Newton tarafından daha önce bulunmuş olmakla berâber Leibniz daha önce neşrettiği için onun verdiği adı taşır. Felsefî yanı hayli yoğun olan Diferansiyel ve İntegral hesap, Matematik'te hakikî bir inkılâpdır. Onunla, sonsuz küçüklükler ele alınabilmiş; bu sûretle Fizik ve Matematik problemleri formüle edilebilmiş, yeni ve kesin (yaklaşık olmayan) çözüm imkânları elde edilmiş, ve aynı zamanda fiziğin matematizasyonu büyük nisbette sağlanabilmiştir. Fiziğin (o çağlarda Fizik deyince ağırlıklı sûrette Mekanik anlaşılırdı) niceliksel (kalitatif) olmaktan çıkıp niteliksel (kantitatif) hâle dönüşmesi, yâni gerçek Fizik ilminin ortaya çıkışı, büyük ölçüde Diferansiyel ve İntegral Hesap sâyesinde gerçekleşmiştir.
 
Bunun dışında diğer mühimce matematik atılımlardan Kombinatuar Analiz, ve, özellikle İhtimâliyat Teorisi (P. Fermat ve B. Pascal) zikredilmelidir. İhtimaller Teorisi, kesin oluşları belirlenemeyen, tesâdüfî olan olayların matematikî ifâde ve bağıntılarını vermesi açısından çok önemlidir. Hep kesin bilgiler üreten matematiğin, kesinliksiz, ihtimâlî şeylerle uğraşması yalın bir düşünüşle paradoks gibi görünebilir. Ancak, kesinliksiz, ihtimâlî olan, bu konudaki matematik önerme değil (o kesindir), bu önermenin konusu olan bilgi objesidir. Pascal'ın ilk mekanik hesap makinasını yaptığı da bilinmektedir. Bunlardan ayrı olarak bu asrın hemen-hemen en büyük matematikçisi olan P. Fermat "Sayılar Teorisi" üzerinde çalışmıştır. Bâdehu, Pascal ve Desargues'ın Sentetik Projektiv Geometrisi ve Leibniz'le berâber başlayan Sembolik Lojik, Waalis'in Cebir'i de önemli kilometre taşlarındandır.
 
Klâsik Fizik'in Kuruluşu
 
Onyedinci yüzyıl aynı zamanda Klâsik Fizik'in de kuruluş çağıdır. Bu babda ön planda iki sîma çok bâriz bir şekilde göze çarpmaktadır. Galileo Galiei ve Isaac Newton.
 
Galilei, Denel (Tecrübî) Fiziğin mîmârı addedilir. Henüz 17 yaşındayken Piza katedralindeki büyük avîzenin salınımındaki genlik, peryod ve frekans dikkatini çekmiş, buradan hareketle bir pulsometre (basit sarkaç) yapmıştır. Bu, onun araştırmalarının bir başlangıcıdır. Daha sonra Aristo Fiziği üzerine sistematik araştırmalara girişmiş ve bu kadîm "muallim-i evvel"in dehşetli yanlışlıklarını keşfetmiştir. Bu, onun bütün hayatını kendisine zehir edecek olan sıkıntılı günleri olduğu gibi, günümüze kadar ulaşacak olan parlak şöhretini de berâberinde getirecek olan bir dizi keşifler zinciridir ki bunları şu şekilde hulâsa edebiliriz[46].
 
1: Serbest Düşme: Vakum'da "serbest düşme"ye bırakılan cisimlerin düşüşü ağırlıklarından (daha doğrusu: kütlelerinden) bağımsızdır. Kuş tüyü ile demir gülle yere aynı zamanda ve aynı hızda varırlar. Karmakarışık Aristo fiziğinde ise durum tam aksidir.
 
2: Hareketin Temel Kaanunları: O, bilâhare Newtonist hareket kaanunlarının temelini oluşturan şu prensibi vaz'etmiştir: "Üzerine hiçbir hâricî kuvvet etki etmeyen bir cisim sahip bulunduğu düzgün hareket hâlini ebediyyen devam ettirir." Bu da Aristocu ebedî hareket kavramına aykırıdır; Aristo'ya göre, ebedî hareket düz değil, dâirevîdir ve semâvî-ulvî feleklere mahsustur[47].
 
3: Helio-Santrik Sistem'in savunması[48]. Helio-Santric (Güneş Merkezli) Sistem esas îtibâriyle Nicolai Copernicus'un başının altından çıkmıştır: Aristo'nun hilâfına, Kâinat'ın merkezinde Arz değil Güneş bulunur. Vâkıa Kâinat yine küreseldir; ama, üstadın 51 küresi silinmiş, sâdece son küre (İslâm literatüründeki adı ile: Felekü'l-Eflâk, y1ani, Feleklerin Feleği) kalmıştır; ayrıca bütün mükevvenat dop-dolu değil boşluk ile mücehhezdir. Güneş, kendisi hareket etmeyen büyük bir küredir; Dünya ve diğer gezegenler onun etrafında deveran ederler. Bu ise hem Aristo fiziğinin hem de İncil'in inkârıdır; İncil O'nun kendi etrafında döndüğünü reddeder ve üstelik Jose tarafından da bir süre durdurulmuştur[49].
 
Bu arada, bir-iki cümleyle de olsa Tycho Brache ve Johannes Kepler'e temas etmek faydalı olacaktır. Bu ikisi, büyük Türk matematikçisi ve astronomu, Timuroğulları hükümdarı Uluğ Bey (asıl adı: Muhammed Taragay) tarafından hazırlanan ziyçleri kullanıp, ayrıca onlara daha başka ilâveler yapmak sûretiyle[50] gökleri sistematik olarak tanıma yolunda önemli merhaleler kat'etmişler ve bu da onları Copernicus'unkinden daha radikal bir kozmos tasvîrine götürmüştür[51]. Brache ve özellikle öğrencisi Kepler, modern çağların astronomisini büyük ölçüde temellendirmişlerdir. Kepler'in göklerde gerçekleştirdiği bu büyük semavî inkılâp iki bakımdan büyük önem taşır:
 
1: Fizikî Monizm: Bu, "yer ve gök fiziğinin birleştirilmesi" demek olup felsefî temellendirme şerefi Descartes'ındır[52]. Bu, göklerin ve Yerin (Arz'ın) ayrı-ayrı varlık sâhaları ve farklı kaanunlara tâbî olduğu şeklindeki Aristo Fiziği anlayışının ve Batlamyus (Ptolemais) Kozmolojisi'nin[53] yıkılması, "kozmos"un bütün ihtişamıyla insan irfânına açılması demekti. Kepler bu felsefî temellendirmeyi ilmî olarak daha ileri götürmüştür. Artık, gökyüzünde semâvî, ulvî, ilâhî nesneler değil, aynen şu dünyada bildiğimiz maddî nesneler hareket etmektedir. O Gökyüzü ki artık ne merkezi kalmıştır, ne cidârı. Copernicus diğer felekleri silip atmış, yalnız son feleğe dokunmamıştı; Kozmos'un merkezine ise güneş oturtulmuştu. Kepler ise, hepsini yıkıp atmıştır.
 
2: Kepler Kaanunları: J. Kepler'in kendi adını taşıyan meşhur üç kaanun olup, şu şekilde hulasâ edilebilir. a: Gezegenlerin Güneş etrafındaki yörüngeleri dairevî değil eliptiktir; b: Gezegenler Güneş etrafındaki deveranları esnâsında eşit zamanlarda eşit alanlar süpürürler; c: Gezegenlerin Güneş'e olan ortalama uzaklıklarının küplerinin peryotlarının karelerine oranı sabittir.
 
Fakat, Kepler, bu kaanunların kantitatif tasvîrine girişmedi; bu işi bilâhare Newton yapacaktı.
 
Newton[54] bütün çağların kesin olarak en büyük Fizik dehâsıdır, Matematik'de de en büyüklerden biri[55]. Onun fizikteki buluşları yirmiden fazla olmakla beraber, en önemlileri, "Hareket Kaanunları" ve "Universal Gravitasyon"dur. Bu sûretle o, "Kozmosun fiziksel monizmi"ni ikmâl etmiş, Klasik Fizik, yâni Mekanik ilmini te'sîs etmiştir.
 
Hareket Kaanunları hakîkatte, Descartes tarafından ilksel (ilkel değil; premordiyal!) olarak postüle edilmiştir[56]. Fakat Descartes bunları bir "fizikçi"den ziyâde "felsefeci" tavrıyla ele almış, yâni kaanunların fizik-bilimsel yanını geliştirememiştir. Gerçi Newton'un ele alış tarzında da bir bakıma "Descartes-varî" bir filozoflık vardır; nitekim O, bu kaanunları baş eseri Principia'sının birinci bölümünde birer "aksiyom" olarak vaz'etmektedir: "Hareketin Aksiomları veya Kaanunları";[57] yâni bu kaanunlar ne bir "teorem" gibi isbat edilmişlerdir, ne de pür deney ürünüdür. Teorem gibi isbat edilemezler, zîra, matematiğin değil fiziğin konusudurlar; isbat edilebilmeleri için de esasen başka temel önermelere gerek olacaktır. Deney'den de kopuk değil; bir bakıma deney ürünü; ama tam ona bağlı da değil. Zîra bu kaanunlar "üniversal"dır; halbuki biz deney'i Evren'in her yerinde ve bütün zamanlarda yapmıyoruz.
 
Bu kaanunlar kısaca şöyledir: 1: Cisim, üzerine net bir kuvvet etki etmedikçe bulunduğu hâlini değiştirmez; 2: Cisim, üzerine etki eden net kuvvete ve kendi kütlesine bağlı olarak ivmelenir, 3: Cisim, her etki eden kuvvete bir tepki kuvveti ile cevap verir.
 
Bu kaanunlar Newtoncu dinamiğin çekirdeğini oluşturmuştur.
 
Üniversal Gravitasyon ile, Klasik Fizik en olgu halini kazanmıştır. Newton, Kepler'in kantitatif çalışmalarını daha da ileri götürerek onun cevaplayamadığı aslî soruyu deşifre edebilmiştir: Cisimler, birbirlerini çekmektedirler. Bu çekişin kaynağı cisimlerin kütleleridir. Çekim kuvveti cisimlerin kütlelerin çarpımı ile doğru, mesâfenin karesi ile ters, ayrıca bir üniversal katsayı[58] ile doğru orantılıdır. Newton bu kaanun ile Kepler'in suâlini cevaplandırmakla beraber, yeni bir suâl de cevapsız kalmıştır: Cisimler birbirlerini niçin çeker? (bu sualin tam bir cevabı hâlâ yoktur) [59].
 
Newton bu çalışmalarıyla Kozmos'un mekanik tasvîrini büyük ölçüde ikmâl etmiştir. Optik çalışmaları da, kezâ, bu istikamette büyük bir adım teşkîl eder. Artık, iki asırdan daha uzun bir süre devam edecek olan "mekanistik bilim ve felsefe çığırı" başlamıştır.
 
İşbu "mekanist" tavır o günden tâ modern fiziğin ortaya çıkışına kadar onyedi, onsekiz ve ondokuzuncu asırlara damgasını vurmuş, yapıcı olduğu kadar yıkıcı etkiler de göstermiştir.
 
Mekanist görüş, bütün Fizikî Varlık'ın temel kategorileri olan Uzay ve Zaman'ı a priori olarak mutlak, ezelî, ebedî, kendinde ve kendinden, bizâtihî birer varlık olarak almıştır. Bütün Fizik-Dünya ise bu uzay ve zaman içinde, tamâmiyle mekanik kaanunlara tâbî olarak çalışır. Mekanik, her türlü fizikî varlık ve oluş'u açıklamaya yetkindir: Descartes'ın "masif dolu uzay"da tasarladığı muğlak hareket anlayışı, Hareket Dairesi ve Girdaplar Teorisi[60], "boş uzay"da Newton tarafından öngörülen kaanunlar ile yıkılmış[61], bütün evren, kaanunları bilinebilen bir "mekanik makine"ya dönüştürülmüştür. Kuşkusuz bu, siyantist ve materyalist cereyanları beslemiş; ayrıca, düşünce'yi bir ölçüde "mekanizm" ile şartlandırıp dondurmuştur ki, bunlar onun tahripkâr tesirlerini teşkîl etmektedir. Ancak, Kozmos'u bilin(e)mez bir muammâlar yığını olmaktan çıkarıp insanlığın ufkunu genişletmesi, teknoloji ve binnetîce sanâyi' için güçlü bir motivasyon sağlaması açısından da yapıcı, müsbet te'sirler icrâ etmiştir. Mekanizm'in, her şeye rağmen beşeriyet için gelişmeci, dinamik etkileri olduğunu kabul etmek bir mecbûriyettir.
 

Bu sûretle onyedinci asır kapanıp onsekizinci asra girildiği sıralarda, Garb'ın büyük hamlelere girişebilmesi için altyapısı, kısm-ı âzâmı îtibâriyle ikmâl edilmiş bulunuyordu.
 
Bu arada yeri gelmişken şu hususu ehemmiyetine binaen belirtmeyi lüzumlu hissediyorum: bu "alt yapı" te'sisi, Batı'da takip edilen "devlet politikaları"nın bir ürünü olarak telâkkî edilmemelidir. Bu hareket, tam aksine, Garb irfânının dinamizminin bir ürünüdür – beğensek de beğenmesek de bu böyledir: Yiğidi öldür, hakkını yeme! Devletlûların, Ulû'l-Emr'in birinci dereceden ve doğrudan bir desteği bahis mevzâu edilemez; hattâ üniversitelerin fonksiyonu bile pek ciddiye alınamaz[62]. Hele-hele Kilise! Galilei'nin başına gelenleri G. Bruno'nun diri-diri yakılışını bilmeyen var mı? Descartes, ne olur ne olmaz korkudan Galilei'nin adını ağzına almaz, "adamın biri" diye geçiştirir. Newton bile Kilise'nin güç kaybettiği bir dönemde olmasına rağmen şiddetli saldırılara hedef olur. Hâsılı, bu büyük hamle, Garb İntelijansiyası'nın müthiş ve gerçekten takdîre şâyân, haysiyetli ve vakur bir zaferidir ve dahi kendisinin bir anlamda tabiî ve zarûrî bir uzantısı olan "Aydınlanma"dan daha önemli bir mevkıe sahip olmak durumundadır.
 
II. Onsekizinci Asır: Aydınlanma, veya: Garb'ın Su Yüzüne Çıkışı
 
Onsekizinci asır Avrupa'sının genel tanımı "Aydınlanma Çağı'dır. Bu çağ, aynı zamanda "Sanâyî'nin başlangıç çağı" ve yine bunlarla birlikte "en büyük ihtilâlin çağı"dır. Tabiî hepsi Garb için! Ne hazîn bir tecellî: Yine bu çağ, Şark'ın ikbâl yıldızının söndüğü ve doğrudan veya dolaylı, ucundan kulağından tam veya kısmen sömürgeleşmeye başladığı çağdır aynı zamanda.
 
Aydınlanma
 
Onsekizinci asrın hâkim vasfı: Aydınlanma. Aydınlanma umûmî bir tavsîf. Global bir târife girişecek olursak, Aydınlanma, yeni, farklı ve daha ileri bir dünya görüşünün, bir hayat tarzının; daha doğrusu bunların arayışının ifâdesi. Şüphesiz, "ot, kök üstünde biter": Aydınlanma, durup-dururken ortaya çıkmış sun'î bir yapılanma değil. Daha açık ifâde edelim; bizdeki gibi "devlet eliyle", "metazori", "tepeden inme" değil, hakikî anlamda "dipden ve derinden" gelen bir hareket. Hakikî bir "Hareket". Fikirlerin hareketi, besleme ve şişirme "entel"lerin değil, sâhici "entelijansiya"nın hareketi, kitlelerin[63] hareketi, hâsılı: Topyekûn bir çağın hareketi.
 
"Aydınlanma" tâbirinin daha açık sebebi şu: Felsefe, bundan önceki asırlarda, bir mânâda, akademisyence bir gevezelik'tir; hayatla ilgisi yoktur. Gök kürelerinin lâhûtî, ya da Madde ve Sûret'in birbirinin lâzım-ı gayr-i müfârikı olup-olmadığı dar bir akademik çevrenin dışında kimseyi ilgilendirmez. Sokaktaki adam'ın bunlarla bir ilgisi olamaz. Onyedinci asırda Felsefe'nin ayakları yere basıyor; Gökler'den Yer'e iniyor, Hayat'a yöneliyor. Ama henüz kitleler bunu hissetmemiştir. İmdi, onsekizinci asırda vuku' bulan budur: Göklerden Arz'a inen Felsefe Dünya'yı tedvîre, hayata yeni bir yön vermeye fiilen başlamıştır. Bu, anılan asırda Felsefe'nin hem bir "kültür felsefesi" hem de bundan önce hiç bir yerde emsaline rastlanmamış bir "bilim felsefesi" oluşturması, bilumum ilmî, sosyal ve teknolojik gelişmeleri motive etmesiyle âşikârdır.
 
Bu "kültür felsefesi" tâbiriyle kastedilen şey özetle şudur: Felsefe, bir yandan teknik seviyede ciddî ve tutarlı gelişmesini sürdürmüş, diğer yandan da, geniş kitlelerle edebî eserler ve mevkuteler (şiir, roman, tiyatro, gazete vs.) aracılığıyla iletişim kurulmuştur. Hattâ bu ikinci husus, yâni düşüncenin kitlelere yayılması o çağa bu adın verilmesine yol açmıştır. Bu sebeple bu asra "felsefe asrı" denilmesi bir gelenek olmuştur. Buna başka âmilleri de ekleyebilirz: Bir defa bu çağda bütün Garb'ın ortak kültür dili olan Latince terkedilmiş, millî diller edebiyat, bilim ve felsefe dili olarak kullanılmaya başlanılmıştır. Ayrıca, teknolojik ve ticarî gelişmenin sonucu olarak şehirlileşmenin ve okur-yazarlığın oranı artmıştır ki bu fikrin muhâtabının artması demek olmuştur. Bu ortamda intelijansiya ve toplum arasında, daha doğrusu fikir ve fikrin toplumsallaşması arasında bir geri-besleme(feed)'den söz edebiliriz. Edebiyatın pür felsefenin önüne geçmesi de bu şartlar altında daha kolay anlaşılabilir.
 
Felsefe'nin bilimsel, teknolojik ve sosyal fonksiyonlarına gelince; biraz sonra hülâsaten bahsedileceği üzere, onsekizinci asır bilim tarihinde "fizik asrı" olarak kabul edilir. Bu dönemde Fizik, bir önceki yüzyılda Matematik'de olduğu gibi bir patlama içindedir. Bu, kuşkusuz, bu çağda gözlerin tamamiyle Tabiat sahnesine çevrilişi, en büyük, en fundamental bilgi sahası olarak Tabiat'ın odak noktasına alınmasının sonucudur. "Mârifet iltifata tâbidir": Felsefe ağırlıklı olarak Tabiat'a iltifat etmiş, onu yüceltmiştir. Gelişen Fizik ilimleri "uhrâ"nın değil, "bu dünya"nın çalışmasını deşifre ettiklerine göre daha iyi bir dünya için deşifre edilen, sırları çözülen bu 'koca makina''yı kullanmak kadar tabiî bir şey olabilir mi? Teknoloji, Fizik'deki gelişmenin kaçınılmaz bir sonucudur. Tabiî, meselenin başka pratik boyutları da var: Hem şark (hassaten Osmanlı) karşısında ve hem de birbirlerine karşı siyâsî, askerî, ticarî üstünlük sağlamak bunların en başında gelenlerden. Filozof, "insan tabiatı tanırsa ona hükmeder" der; bilim adamı daha yalınkat bakar meseleye ve meselâ su buharının gücünü keşfeder; bir müteşebbis için ise bu bir ticârî mevzûdur ve buharlı gemi inşâına para yatırır; devlet adamı daha farklıdır: Donanmasını buharlı harp gemileriyle donatır ve dünya denizlerini elegeçirir. İşte: "Dünya Hâkimiyeti İdeali"nin içtimâî ve siyâsî netîceleri! Bakınız, nereden nereye geliniyor.
 
Şimdi, Aydınlanma'nın bâriz vasıflarına kısaca temas edelim. Bunların en önde geleni, şüphesiz, onun bir "akıl çağı" oluşudur. Burada "akıl" kavramı en genel anlamında ele alınmalıdır. Kastedilen Cartesien anlamda bir rasyonalizasyon değildir. Onu da içine alan, en genel, en kuşatıcı anlamıyla; daha açık ifâdesi ile, Kilise otoritesine baş kaldırmış hür ve müstakil düşünce olarak. Böylesi bir "akıl", belki de gereğindenden fazla, hak ettiğinden daha da yükseklere çıkarılmış, bir hakıma ilâhlaştırılmış oluyordu. (Nitekim aklın bu ilâhlaştırılması, asrın sonlarına doğru Kant'ın kritik felsefesiyle ağı bir darbe yiyecektir.) Akl'ın bu yüceltilişi, peşinden laikleşme ve sekülerleşmeyi de sürükledi. Geçen asırlardan ivmelenerek gelen, onaltıncı asırda olgunlaşmaya başlayan laikleşme ve sekülerleşme bu asırda daha da güçlenmiştir.
 
Aydınlanma ilk önce, daha ziyâde İngiltere'de nüvelenmiş, ancak en olgun şekline ve en radikal sonuçlarına Fransa'da varılmıştır.
 
İngiliz aydınlanmasının en önde gelen temsilcileri John Locke, John B. Berkeley, David Hume ve ağırlıklı teorik konular, Bilgi, Eşyanın Hakîkatı, Toplum ve Devlet Felsefesi olmuştur. Locke ve Hume materyalist, Berkeley ise idealist felsefenin savunucusudur. Locke bir deist, Hume katı bir ateist(mülhid)dir. İngiliz aydınlanma felsefesinin hâkim vasfı, Empirizm'dir. Esâsen, onyedinci yüzyıldan îtibâren, genel bir hüviyet olarak İngiliz felsefesi empirist, Fransız felsefesi rasyonalist, Alman felsefesi ise mistik-idealist bir karakter taşıyagelmiştir.
 
Fransız Aydınlanması İngiliz Aydınlanması'ndan önemli ölçüde etkilenmiştir. Bu etkiyi taşıyanların başında Montesqieu ve Voltaire gelir. Ancak O'nun kendi dinamikleri de vardır: Montaigne'den gelen Şüphecilik ve Descartes'ın temellendirdiği Rasyonalizm. Fransız Aydınlanması'nın belirgin sîmâları arasında sensüalist (materyalist değil) filozof Condillac anılmalıdır. Onda Cartesien etki farkedilebilir: Bu dünya bütünüyle maddedir, ama ruh madde değildir. Bu iddiayı en aşırıya götürenlerin başında La Méttrie gelir: Her şey maddedir ve maddenin dışında bir realite yoktur. Materyalizm'i sistematize eden kişi ise pek mâruf Baron d'Holbach'dır.
 
Ancak, hiçbir kimse Voltaire kadar Fransız Aydınlanması'nı temsîl edemez. Voltaire bir filozof; ancak ondan daha fazla birisi: bir mücadele insanı; popüler bir yazar. Materyalist olduğu iddia edilemez; Kilise'ye müthiş öfkeli, ama 'ate' veya 'ateist' değil, bir 'deist'. Bu sebeple Kilise'yle olduğu kadar materyalistlerle de sert mücâdeleleri var[64].
 
Bu arada, hemen-hemen bütün bir Fransız aydınlanmasına damgasını vuran "Ansiklopedi"yi de anmak gerekir[65]. Denis Diderot'un başkanlığında, D'Alembert, de Jaucourt, Helvetius, Condillac, d'Holbach' Morellet, Condercet ve daha bir çok çağdaş âlim, edîb, düşünürün iştirâkiyle 29 yılde 35 cilt halinde fâsılalı olarak neşredilmiştir.
 
Ağırlıklı olarak empirist-sensüalist ve materyalist olup, çok yayılmış ve büyük kabul görmüştür.
 
***
 
İlmî gelişmelere gelince:
 
Matematik[66], ihtişamlı yürüyüşünü bu asırda da devam ettirmiştir. Bernouilli ailesi müthiştir: Jacques, Jean, Nicole, Daniel v.s. Üstel Fonksiyonlar'dan İhtimal Hesapları'na kadar yığınla keşif onların adını taşır. Leonard Euler, Matematik Analiz, Rasyonel Mekanik, Diferansiyel Hesap üzerinde mütehassıs. Ayrıca d'Alembert, Maupertius, Clairaut, Lagrance, Laplace, Legendre, Gauss... bir kısmı ondokuzuncu asra da sarkmış olan dahiler.
 
Fakat en büyük ilerleme, kuşkusuz fizik'de sağlanmıştır. Bu asır, düşünce itibariyle mekanist'tir. Mekanik olmayan olaylar (Optik, Elektrik) dahi, Mekaniğe ircâ edilmiştir, ve/veya edilmeye çalışılmıştır.
 
Daniel Bernouilli, "Isının Kinetik Teorisi"ni kurmuş, titreşen tellerin matematikî ifâdeleri üzerinde çalışmıştır. Euler 'Açısal Momentumun Korunumu'nu keşfetmiştir. Réaumur, Fahrenheit, Celcius, J. Black, Isı konusunda önemli çalışmalar yapmışlardır. Bradley Oberasyon'u keşfetmiş, Roemer ilk defa ışığın hızını, Cavendish 'üniversal gravitasyon katsayısı'nı deneyle ölçmüştür. D'Alembert Dinamik, özellikle Akışkanlar Dinamiği üzerinde çalışmış, yine Euler, Ay'ın oluşumu, Fizik, Jeodezi konularında eserler vermişlerdir.
 
Mekanist görüş açısından önemli bir başka çalışma da Laplace ve Kant'ın tamamen Newtonien bir paradigma çerçevesinde, ilk defa çok şumûllü bir "kozmogoni teorisi" kurmalarıdır. Kant-Laplace adıyla bilinen bu teori, yine her ikisinin bağımsız çalışmalarının bir ürünüdür[67].
 
Önemli bir gelişme alanı da Elektro-Magnetizma Fiziği'nin temellerinin atılmış olmasıdır. Elektriğin bilimsel keşfi onyedinci asırda Gilbert'e âittir;[68] ancak bir çok yanlışlıkları ihtivâ eder. Onsekizinci asırda ise S. Gray, iletken ve yalıtkan cisimleri târif etmiş, yâni elektrik akımının iletimi (Elektro-Kinetik) Fiziğin gündemine girmiştir[69]. Du Fay ve B. Franklin, daha sonra terk edilecek olan "iki-akışkan" ve "tek akışkan" teorilerini kurmuşlardır[70]. Joseph-Priestley ve Charles Coulomb "Priestley-Coulomb" kaanunu denen ve Gravitasyon Kuvveti kaanununun Elektrik'teki benzeri olan kaanunu bulmuşlardır.
 
Bu asır fiziğinin üç şubesinde de rakîp teoriler kıyasıya mücâdele etmişlerdir. Optik'de Newtonist "zerre (partikül) teorisi" ile Huygenist "dalga teorisi"; Isı'da "kalorik teorisi" ile "kinetik teori" ve Elektrik'te "bir akışkan" ve "iki akışkan" teorileri.
 
Teknoloji ve Sanâyi'nin durumu ayrı bir bahistir ve ayrı bir çalışmada ele alınmasında fayfa vardır.
 
***
 
Okuyucu bu makalede ağırlığın onyedinci asra verildiğini farketmiştir. Bu doğru bir teşhis olacaktır, zîra, müellifin kanaatınca, Fransız ihtilâlinin esas kökeni bu asırda yatmaktadır.
 
Mes'elenin sosyal tarafı, bu makalede şimdilik sâha dışında bırakılmıştır; sâdece birkaç cümlecikle iktifâ edilecektir:
 
Bütün bu saydıklarımız, bir "toplum içinde" vuku bulmakta olduğuna göre, toplumun statüko'yu muhâfaza edemeyeceği kendiliğinden anlaşılır bir husus olacaktır. İlim, felsefe ve teknoloji toplumları sarsmış, onlarda radikal yapı değişikliklerine yol açmıştır. Garb'ın askerî-sınâî gücünün artışı, büyüyen şehirleşme, artan nüfus, asırlardan beri statik ve sâkin olan toplum yapısına müthiş bir dinamizm getirmiştir; buna, git-gide yükselen yeni sosyal sınıfın (burjuvazi) siyâsî iktidardan pay alma arzusunu; yıkılan, alt-üst olan değerler sistemini, ortalığı kaplayan yeni, yaldızlı, al-benili fikirleri ekleyiniz: İşte, size dinamik bir sosyal strüktür. Tablo'yu tamamlamak için son bir fıırça darbesi vuralım: Eski'yi, statüko'yu aynen korumaya çalışan, Alt'tan geleni Üst'ten bastırmaya uğraşan "çağdışı"na düşmüş, anakronikleşmeye yüz tutan bir siyâsî iktidar!
 
Senaryo hazırlandı, aktörler yerlerini aldı, Tarih adlı yönetmen teşrif buyurdular.
 
Tarih: 14 Temmuz 1789
Mekân: Bastille
Kamera, Motor!
**************
 
Dipnotlar
 
[1] Şark ve Garp gibi artık "eskiyen" (?) kelimeleri kullanmakta oluşum yadırganabilir, kısaca açıklamak isterim: dil (lisan) görüşüm açısından mücerret ve müşahhas olan'ın farklı kelimelerle ifadesi taraftarıyım. Bu meyanda Doğu ve Batı, müşahhas olan'ın ifadesidirler: coğrafî terimdirler. Şark ve Garb ise mücerret olan'ın ifadesidirler: kültür ve medeniyet terimidirler. Kestirmeden bir örnek buyurunuz: Cezayir, Yunanistan'a nisbetle "batıdadır" ama "batılı" olan Yunanistan'dır; yani "garblı"! Hem şu da var: coğrafî ifadeler izafîdir.
 
[2] Cemil Meriç, Bir Facianın Hikâyesi., s.71
 
[3] "Olay" kelimesinin nemenem bir key-word (maymuncuk-kelime) olduğunu bildiğim için pek az yerinde kullanmaya çalışıyorum. Burada ve her yerde onu "bir daha aynen tekerrür etmeyen fenomen" (event) anlamında kullandım.
 
[4] İşbu "dünyevîleşme" tâbiri ile, yalap-şap bir tarzda batıda her türlü metafizik-dinî kaygıların ortadan kalktığının söylenmek istediği sanılmamalıdır.
 
[5] Francis Bacon., Novum Organum., Aforizma-1
 
[6] F. Bacon., a.e., Afr.19
 
[7] F. Bacon., a.e., Afr.38
 
[8] F. Bacon., a.e., Afr.41, 52
 
[9] F. Bacon., a.e., Afr. 42, 53, 54, 57
 
[10] F. Bacon.,a.e., Afr. 43, 59, 60, 69
 
[11] F. Bacon., a.e., Afr. 44, 46, 48, 49, 50
 
[12] F. Bacon., a.e., Afr. 68
 
[13] F. Bacon., a.e., Afr. 69
 
[14] F. Bacon., a.e.,Afr. 70
 
[15] F. Bacon., a.e., Afr. 51 [Hulâsa]
 
[16] F. Bacon., Novum Organum'un kısımları şöyledir: "The First Part of The Instauration... The Second Part of The Instauration..."  "
 
[17] Descartes., Felsefenin İlkeleri (Kısaca: İlkeler)., Prenses Elizabeth'e Sunuş Yazısı, s.5, pr.2
 
[18] Descartes., İlkeler, s.3, pr.1   
 
[19] Descartes., Ahlâk Üzerine Mektuplar (Kısaca: Mektuplar)., (4.8.1645 tarihli mektup), s.32, pr.1
 
[20] Descartes., a.e., (aynı mektup), s.30
 
[21] Descartes., İlk Felsefe Üzerine Metafizik Düşünceler (Kısaca: Düşünceler)., Bölüm: IV, s.185, pr.2
 
[22] Descartes., İlkeler., s.1
 
[23] Descartes., a.e., s.7
 
[24] Descartes., a.e., s.7
 
[25] Descartes., Metod Üzerine Konuşma (Kısaca: Konuşmalar)., Bölüm: I, s.6
 
[26] Descartes., a.e., Bölüm: I, s.9
 
[27] Descartes., Aklın İdaresi İçin Kurallar (Kısaca: Kurallar)., II. Kural: "Ancak düşüncemizin doğru ve şüphe götürmez bir bilgisini edinebildiği şeylerle uğraşmak lâzımdır." Bu kural, bütün Cartesian metodun en önemli temel taşıdır; buna göre, her tür bilgi ancak, tam net ve berrak olursa bir anlam taşır.
 
[28] Descartes., Konuşmalar., Bölüm: II., s.23., Kurallar., Bölüm: IV., ss.22-23
 
[29] Aynı "deney" kelimesi, en geniş ve umumî anlamda "ampiria" (tecrîb); dar ve özel anlamda ise "experiment" (tecrübe) yerine kullanılmaktadır ve bu da aslında ciddî bir kavram kargaşası doğurmaktadır..
 
[30] Descartes'ın hiç bir eserinde açıkça bir "axiom" terimini kullandığına tesâdüf etmedim. Bu terimi ben, matematiksel aksiyomlar ile Descartes'ın ilkeleri arasındaki andırışma dolayısıyla kullanmak istedim. Kezâ, "sağlam çıkış noktası" ibâresi de hocam Prof.Dr. Nermi Uygur'a aittir.
 
[31] Descartes., Kurallar., Bölüm: III
 
[32] Descartes., a.e., Bölüm: IV
 
[33] Descartes., a.e., Bölüm: IV
 
[34] Descartes'ın başka aksiyomları daha var ki bunlar özetle şu şekildedir: 1: Tabiî Işık [Düşünceler., Bölüm: III, s.152; Konuşmalar., Bölüm: III, s.30; Kurallar., Bölüm: IV, s.18; İlkeler., Bölüm: I, Madde: 30; Tabiat Işığı İle Hakikatı Arama., (Sunuş)., s.1]; 2: Tanrının Varlığı [Konuşmalar., Bölüm: IV, s.41]; 3: Diğerleri: Düşünce, Hakîkat, Varlık [İlkeler., Bölüm: I, Madde: 10, 9, 7]. Bu aksiyomlar üzerine hayli tartışmalar yapıldığını da eklemek gerektir (bilhassa "Kartezyen Çevrim" olarak adlandırılan, Tanrı'nın Varlığı'nın önce bir aksiyom (müteârife) olarak alınıp sonra da bir teorem gibi isbatlanması, hayli îtirazlara mahâl vermiştir.
 
[35] Descartes., Konuşmalar., Bölüm: III, s.31; a.e., Bölüm: II, s.132
 
[36] Descartes., Konuşmalar., Bölüm: IV
 
[37] Descartes., Düşünceler., Bölüm: III, s.148; IV, s.173; İlkeler., Bölüm: I., Madde: 20: "Biz kendi kendimizin yaratanı değiliz, yaratanımız Tanrıdır ve dolayısıyla Tanrı vardır."
 
[38] Tanrı'nın varlığının isbatında Descartes üç delil kullanır: Ekmel varlık fikri, Ben'in varlığı ve Ontolojik Delil. Kozmolojik delil kullanılmaz: çünkü henüz varlığı isbat edilmemiştir.
 
[39] Descartes., Düşünceler., Bölüm: IV, V, VI; Kurallar., Bölüm: XII., İlkeler., Bölüm: II, Madde: 4, 9
 
[40] Laberthonnière., Descartes Üzerine Tetkikler., s.107
 
[41] H. Heimsoeth., "Filosof Olarak Descartes"., Felsefe Arkivi., No: III/3., s.1
 
[42] Descartes., Kurallar., Bölüm: IV, s.19
 
[43] E. T. Bell., The Development of Mathematics., s.132, 138 v.dv.
 
[44] Celâl Saraç., Bilim Tarihi., s.88 v.dv. Analitik Geometri'nin ilk "sezilişi" daha gerilerdedir: 14. yy'da Paris Üniversitesi'nde Nicole Oresme. Eserin adı: "Tractatus de figuratione potentiarum difformatitum." [Bkz.: L. Godeaux., Çeşitli Geometriler., s. 26]
 
[45] E. T. Bell., a.e., s.145 v.dv.
 
[46] Bir özet olarak, bkz: Richtmyer-Kennard., Modern Fiziğe Giriş., s. 12-17. Geniş ve kapsamlı bilgi için, bkz: J. J. Fahie., Galileo, His Life and Work., 1903.
 
[47] A. Weber., Felsefe Tarihi., Çev: H. V. Eralp., İst. 1938., s.72. Ayrıca, bkz: I. Bernard Cohen., The Birth of A New Physics.,s.22. v. dv.
 
[48] Geo-Centrizm (Yer-Merkezcilik). Kaynağını Aristo'dan alan, en olgun şeklini İskenderiyeli Ptolemaios (Batlamyus) ile ulaşan Kozmoloji anlayışı. Bu kozmos tasvîrine göre, bütün kâinâtın merkezinde Yer vardır; Yer (Arz), kendi etrâfında dönmeyen sâbit bir küredir. Bütün kozmos, Yer'i merkez kabûl eden iç-içe geçmiş eş-merkezli muhtelif kürelerden oluşur ve bu küreler, yâni bütün mükevvenât, Yer'in etrafında deverân eder. Bu kürelere "felek" tâbir edilir; onlar madde-üstü ve ilâhî vasıflıdırlar. En son küre "sâbit yıldızlar feleği" olup, aynı zamanda Kâinât'ın da sınırını teşkîl eder.
 
[49] A. Bayet., Dine Karşı Düşüncenin Tarihi., s.74 (Not: Copernicus da aynı suçlamaya mâruz kalmıştır.)
 
[50] A. Y. Özemre., Gravitasyonun Rölativist Teorileri., s.1
 
[51] R. S. Westfall., Modern Bilimin Oluşumu., s.1 v.dv; E. Grant., Orta Çağda Fizik Bilimleri., s.11 Richtmyer-Kennard, a.e., s.17-19; A. E. Bell., Newtonian Science., s.18. v.dv.
 
[52] Descartes., İlkeler., Bölüm: II, Madde: 22: "Yer ve gökler aynı bir maddeden yapılmıştır, binaenaleyh bir çok dünya mevcut olamaz." (Ayrıca, bkz: Bölüm: II, Madde: 23 ve diğerleri)
 
[53] Meselâ, bkz: E. Grant., a.e., s.69 v.dv. Bu anlayış uzun asırlar boyunca İslâm dünyasını da etkisi altına almış ve hatta ona îmânî bir nitelik kazandırılmıştır. Bu konuda, bkz, meselâ: Gazzâlî., Mükâşefetü'l-Kulûb., s.218 v.dv: "Gökler ve muhtelif cinsleri"; İbrâhim Hakkı Efendi., Ma'rifetnâme., s.98 v.dv.
 
[54] I. B. Cohen., a.e., s.154 v.dv. A. Bell., a.e., s.97. v.dv. R. B. Downs., Dünyayı Değiştiren Kitaplar.,s. 241. v.dv., Richtmyer-Kennard., a.e., s.21 v.dv.
 
[55] E. T. Bell., a.e., s.148
 
[56] Descartes., İlkeler., Bölüm: II, Madde: 37, 38, 39, 40
 
[57] Isaac Newton., Philosophia Naturalis Principia Mathematica [Kısaca: Principia]., s.13. Not: Bu eserin yayın tarihi 1687'dir. Bu makalenin yazılmış olduğu tarihte, aradan 302 yıl geçmiş olmasına rağmen hâlâ tercüme edilmemiş olması bugünlerimizin "niçin"inin cevaplarındandır: "Deli" dediğimiz Petro, Newton ile bizzat görüşmüş, onu Rusya'ya davet etmiş bu muhteşem eseri Rusça'ya tercüme ettirmiştir. Tarihin kaanunları da fiziğin kaanunları gibi; hatâyı affetmiyor!
 
[58] Bu katsayının tam nümerik değeri epeyce sonra Lord Cavendish tarafından bulunmuştur. Bkz: G. Gamow., Gravity., s.44
 
[59] Özet bir tartışma için, bkz: G. Gamow., a.e., s.115 v. dv.
 
[60] Descartes., İlkeler., Bölüm: II, Madde: 33, 34, 35
 
[61] I. Newton., Principia., s.549 v.dv.
 
[62] Hattâ, üniversiteler modern tabiat ilimlerine sık-sık cephe almışlardır. Bkz: R. S. Westfall., a.e., s.118
 
[63] Burada ince bir ayrıma dikkat çekmek istiyorum. Kitle, sosyal-bilimsel bir terimdir; insan topluluklarını ifâde eder. Kütle ise, fiziksel-bilimsel bir terimdir; bir cismin ihtivâ ettiği madde miktarıdır. (İngilizce'de her ikisi de aynı kelime ile ifâde edilmekte: "mass". Bu kadarcık bir üstünlüğümüzü de çok görmeyelim.)
 
[64] Berke Vardar., Aydınlanma Çağı Fransız Yazını., s.41.Voltaire'in kendine has, hakîmâne ve müstehzî ifâdesi ile ve nisbeten tarafsız (ne kadar olabilirse) bir bakışla kaleme aldığı bâzı yazılarının derlenmesinden oluşan "Türkler, Müslümanlar ve Ötekiler" okunmaya değer.
 
[65] B. Vardar., a.e., s.69. C. Meriç., Işık Doğudan Gelir., s.11 v.dv.
 
[66] C. Saraç., a.e., s.102 v.dv; E. T. Bell., a.e., s.177-197
 
[67] Kant'ın kendi teorisi için, bkz: I. Kant., Evrensel Doğa Tarihi ve Gökler Kuramı
 
[68] G. Holton and D. H. D. Roller., Foundations of Modern Physical Science., s.467; R. S. Westfall., a.e., s.27 
 
[69] Holton and Roller., a.e., s. 469
 
[70] Holton and Roller., a.e., s. 471-473
 
 
 
 
Bibliyografya
 
[Basılı metinde ayrıca müstakilen bir bibliyografya verilmemiştir]
 
* Fahie, J. J., Galileo, His Life and Work., 1903
 
* Bacon, Francis., Novum Organum., Bacon Selections., Edited by Matthew Thompson Mc Lure., Copyright 1928, by Charles Scribner's Sons ., USA
 
* Bayet, Albert., Dine Karşı Düşüncenin Tarihi., Türkçesi: Cemal Süreyya., Varlık Yayınevi., İstanbul, Kasım 1970
 
* Bell, Arthur E., Newtonian Science., Edward Arnold   (Publishers) Ltd., London, 1961
 
* Bell, Erich Temple., The Development of Mathematics., 2nd Ed.,Mc Graw Hill Book Company Inc., 1945, New York
 
* Cohen, I. Bernard., The Birth of A New Physics., Anchor Books., 1960 USA
 
* Descartes, René., İlk Felsefe Üzerine Metafizik Düşünceler., Çeviren: Mehmet Karasan.,M.E.B. Yayınları., 3ncü baskı., İstanbul, 1967
 
* Descartes., Ahlâk Üzerine Mektuplar., Çeviren: Mehmet Karasan., M.E.B. Yayınları., 3ncü baskı., İstanbul, 1966
 
* Descartes., Aklın İdaresi İçin Kurallar., Çeviren: Mehmet Karasan.,M. E. B. Yayınları., İstanbul 1945
 
* Descartes., Felsefenin İlkeleri., Çeviren: Mehmet Karasan., M.E.B. Yayınları., Ankara, 1943
 
* Descartes., Metod Üzerine Konuşma., Çeviren: Mehmet Karasan., M. E. B. Yayınları., 3ncü baskı., İstanbul, 1967
 
* Descartes., Tabiat Işığı İle Hakikatı Arama., Çeviren: Mehmet Karasan., M.E.B. Yayınları., Ankara, 1945
 
* Downs, Robert B.., Dünyayı Değiştiren Kitaplar., Çeviren: Prof. Dr. Erol Güngör., Tur Yayınları., İstanbul, 1980., Eserin orijinali: Books That Changed The World., The New American Library., USA, 1956
 
* Erzurumlu İbrâhim Hakkı., Ma'rifetnâme., Osmanlıcadan sadeleştiren: Faruk Meyân., Veli Yayınları., İstanbul, 1400/1981
 
* Gamow, George., Gravity., Anchor Books., New York, 1962
 
* Gazzâlî., Kalblerin Keşfi., Eserin Orijinal Adı: "Mükâşefetu'l-Kulûb"., Tercüme eden: Hüseyin S. Erdoğan., Hisar Yayınevi., İstanbul, tarihsiz (tahminen 1983 civarı).
 
* Godeaux, L., Çeşitli Geometriler., Çeviren: Ferruh Şemin., Türk Matematik Derneği Yayınları., İstanbul, 1965
 
* Grant, Edward., Orta Çağda Fizik Bilimleri., Çeviren: Aykut Göker., V Yayınları., Ankara, Ekim 1986
 
* Heimsoeth, Heinz., "Filosof Olarak Descartes"., Çeviren: Nermi Uygur., Felsefe Arkivi., Cilt: III, Sayı: 3., İstanbul, 1957., s.1-6
 
* Holton, Gerald., Ph.D; Roller, Duane H. D., Foundations of Modern Physical Science., Addison-Wesley Publishing, Inc., Third printing, October 1965, Massachusetts, USA
 
* Kant, Immanuel., Evrensel Doğa Tarihi Ve Gökler Kuramı., Çeviren: Seçkin Cılızoğlu.,Havass Yayınları., İstanbul, Mart 1982 {13,5x19,5 cm; 164 sayfa; 3. hamur k.; dikişsiz; karton kapak}.,Eserin Almanca Orijinal Adı: "Allgemeine Naturgeschichte und Theorie des Himmels, oder von der Verwassung und dem mechanischen Ursprunge des Ganzen Weltgebäudes nach Newtonischen Grunsätzen abgehandelt" (Evrensel Tabiat Tarihi ve Gökler Teorisi: Tüm Evrenin Oluşumu ve Mekanik Kökeni Konusunda Newton İlkeleri Uyarınca Bir Deneme)., Türkçe Çevirinin Esas Alındığı İngilizce Metin: Universal Natural History and Theory of the Heavens., The University of Michigan Press., 1969 (Milton K. Munitz'in sunuş yazısı ile)
 
* Laberthonnière., Descartes Üzerine Tetkikler., Çeviren: Mehmet Karasan., 2nci baskı., Kültür Bakanlığı Yayınları., Ankara, 1977
 
* Meriç, Cemil., Bir Facianın Hikayesi., Umran Yayınları., Ankara, Haziran 1981
 
* Meriç, Cemil., Işık Doğudan Gelir (Ex Oriente Lux)., Pınar Yayınları., İstanbul, Nisan 1984
 
* Newton, Sir Isaac., Mathematical Principles Of Natural Philosophy And His System Of World [Philosophiae Naturalis Principia Mathematica]., Dünya Literatüründeki Kısa Adı: "Principia"., İngilizce Tercümesinin Kapak Adı: Sir Isaac Newton's Mathematical Principles Of Natural Philosophy And His System Of World., Translated into English by Andrew Motte in 1729. The tranlations revised, and supplied with an historical and explanatory appendix, by Florian Cajori).,University of California Press, Berkeley, California, 1960
 
* Özemre, Ahmed Yüksel., Prof. Dr., Gravitasyonun Rölativist Teorileri., Teorik Fizik Dersleri, Cild: 7., İstanbul Üniversitesi Yayınları., İ. Ü. Sayı: 2952, Fen Fak Sayı: 168, Teorik Fizik Sayı: 12., İstanbul,1982
 
* Richtmyer, F. K; Kennard, E. H., Modern Fiziğe Giriş., Çevirenler: S. M. Uzdilek., N. Kürkçüoğlu., İstanbul Teknik Üniversitesi Kütüphanesi., İstanbul, 1954
 
* Saraç, Celâl., Prof. Dr., Bilim Tarihi (Matematik-Astronomi)., Millî Eğitim Bakanlığı, Bilim ve Kültür Eserleri Dizisi: 4., Ankara, 1983
 
* Vardar, Berke., Prof. Dr., Aydınlanma Çağı Fransız Yazını., Kuzey Yayınları., Ankara, Ağustos 1985
 
* Voltaire., Türkler, Müslümanlar ve Ötekiler [Voltaire'in Türkler ve Msülümanlar hakkındaki muhtelif yazılarından oluşturulan bir derlemedir]., Derleyen: Osman Yenseni., Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları., 1969 (şehir belirtilmemiş)
 
* Weber, Alfred., Felsefe Tarihi., Türkçeye Çeviren: H. Vehbi Eralp., İstanbul Üniversitesi Ana İlim Kitapları Tercüme Serisi., İstanbul, 1938
 
* Westfall, Richard S., Modern Bilimin Oluşumu., Çeviren: İsmail Hakkı Duru., V Yayınları., Ankara, Nisan 1987
 
 
Kısaltmalar
 
a.e: Aynı eser
Afr: Aforizma
p: page,
pr: paragraf
s.: Sayfa,
ss: sayfalar arası,
v.dv: ve devamı
 
Düşünceler: Descartes., İlk Felsefe Üzerine Metafizik Düşünceler
Mektuplar: Descartes., Ahlâk Üzerine Mektuplar
Kurallar: Descartes., Aklın İdaresi İçin Kurallar
İlkeler: Descartes., Felsefenin İlkeleri
Konuşmalar: Descartes., Metod Üzerine Konuşma
Principia: I. Newton., Mathematical Principles of Natural Philosophy And His System Of World [Philosophiae Naturalis Principia Mathematica]
Yazıyı PDF dosyası olarak indirmek için tıklayınız. [ Boyutu: 1,76 MB ]




Copyright ©2006-2017, Durmuş Hocaoğlu

Sitede yayınlanmakta olan yazılar kaynak göstermek şartıyla kullanılabilir.

Anasayfa  |  Biyografi  |  Kitaplar  |  Yazılar
Bildiriler  |  Röportajlar  |  İletişim