ANASAYFA BİYOGRAFİ KİTAPLAR YAZILAR BİLDİRİLER RÖPORTAJLAR KÜTÜPHANE İLETİŞİM
        Detaylı Arama

Facebook'ta Paylaş

Siyâsetsiz Bir 'Analiz': Bilim, Felsefe ve Hakîkat-I
Durmuş Hocaoğlu

Aksiyon Dergisi / Sayı: 276, 18.03.2000-24.03.2000
"Felsefe, çok kalın çizgilerle ve ana hatlarıyla, hemen herkesin ittifak edebileceği şöyle bir tanım çerçevesine oturtulabilir: Hikmet Aşkı, Hakikat Araştırması"
 
 
İki sayı üstüste, siyâsî analiz yerine tercîh ettiğim saf fikrî analizlerin, kıymetli okuyucularımın elektronik posta adresime gönderdikleri mektuplarla belirtmiş oldukları geniş bir alâka ile karşılanmış olması bana cesâret ve şevk zerkettiği için bu kabîl konulara biraz daha devâm etmenin isâbetli olacağını düşünmekteyim.
 
Bundan önceki "Bilim ve Hakîkat" başlıklı iki yazıda kısaca şunu söylemeye çalışmıştım: Bilim beşerî bir sistematik bilgidir; çok önemlidir, ama herşey demek değildir. Beşer ürünü olduğu için asla "kesin doğru" değildir ve asla "mutlak hakîkat"i vermez; bu sebeple de Din'in yerini tutamaz. Ve yine bu sebeple, Bilim, asla bir put hâline getirilmemeli, ve kezâ, dinî bilgiyi ne cerh ve ne de tasdîk zımnında kullanılmalıdır. Bunlardan birincisi "ateistik (tanrı-tanımazcı) siyantizm"e, ikincisi de "fideistik (îmancı) siyantizm"e yol açar ki her ikisi de bâtıldır.
 
Fakat bunun yanında, Din'in "kabul-red", ya da "evet-hayır" kodifikasyonuna göre çalışan tartışılmaz doğruları (Nasslar) da Akl-ı Selîm'e ve Hiss-i Selîm'e aykırı olmamalıdır; aksi hâlde, Ortaçağ Hristiyan Patristik filozoflardan Tertullianus'un, akıl ve mantığa, sağlam duyu bilgilerine uymayan dinî dogmaları savunmak için ileri sürdüğü ve olgun bir dinin asla kabul edemeyeceği "akla aykırı olduğu için inanıyorum" prensibine varılır.
 
Bugün, Bilim ve Bilimsel Bilgi ile ilgili bu konuyu burada kapatacak, ama, Hakîkat irdelemesini devam ettirici mâhiyette olmak üzere, yine, siyâsetsiz (a-politik; yâni, temiz) bir başka konuya yine çok yalın başlıklar hâlinde temas edeceğim: Felsefe ve Hakîkat.
 
Felsefe'nin ne olduğunu sorgulamak, doğrudan-doğruya yoğun bir felsefe tartışmasının içine balıklama dalmak demek olduğu için bu sütunda buna teşebbüs edilmeyecek; sâdece Felsefe hakkında çok elemanter birkaç bilginin hâtırlatılmasıyla yetinilecektir.
 
***
 
"Felsefe nedir?" şeklindeki bir soru, belki de bütün felsefî soruların en ağırlarından birisidir. Hattâ bu soruya verilecek bir cevâbın bizzat kendisinin, başlı-başına bir felsefe kurmaya gitmek demek olduğuna dikkat edilmelidir. Filhakîka, bugüne kadar hemen-hemen bütün filozoflar arasında felsefenin neliği (mâhiyeti) konusunda tam bir mutâbakata varmak kaabil olamamıştır. Ancak, bütün bunlara rağmen, Felsefe, çok kalın çizgilerle ve ana hatlarıyla, hemen herkesin ittifak edebileceği şöyle bir tanım çerçevesine oturtulabilir: "Hikmet Aşkı, Hakîkat Araştırması"
 
Bu özlü ve yalın tanımdan da anlaşılabileceği gibi, Felsefe öncelikle bir "hikmet aşkı"ndan kaynaklanmaktadır ve bilâhare, "Mutlak Hakîkat"e ulaşmayı sağlamaktan ziyâde, sürekli olarak, insan müdrîkesini hakîkat problemi üzerinde egzersiz yapmaya zorlamaktadır. Zîra, Bilim gibi Felsefe ile de Mutlak Hakîkat'e ulaşılamaması tarihî bir tecrübe ürünü olduğu gibi, bir "mutlak hakîkat" var mıdır, varsa nasıl bilebiliriz gibi çok zorlu sorular dahi bizâtihî Felsefe'nin en aslî sorularındandır.
 
Felsefe'nin kökeni olan Sophia (Hikmet) kavramını Aristo, "mutlak anlamda bilgisizlikten kurtulma" olarak tanımlamakta ve ilk defa "filozof" terimini kullanan Thales gibi o da, İnsan'ın tabiatı gereği sınırlı olmakla buna sâhip olamayacağını ileri sürmekte; bunun yerine Hikmet'in - kendisinin değil - aşkının insan için yeteri kadar büyük bir şeref olacağını müdâfaa etmekte ve Felsefe'nin özü kabûl ettiği ve sonradan "Metafizik" (İslâm felsefesi literatüründeki adıyla "İlahiyyât") olarak anılan, "İlk Felsefe" (Prote Philosophia, Felsefe-i Ûlâ) olarak isimlendirdiği ve aynı zamanda Felsefe'nin de bir tanımı olan disiplinin târifini ki şu şekilde yapmaktadır: "Varlık (var-olmak, mevcûdiyet) olmak bakımından varlığı (var-olanı) ve ona özü gereği âit olan ana nitelikleri inceleyen bilim."
 
Felsefe'nin itici motorunu, gayesini, hedefini oluşturan Hikmet, Kur'ân'da da sıklıkla zikredilmekte olup, özet olarak ifâde edilecek olursa, şu anlamlarda kullanıldığını söyleyebiliriz:
 
1. Hikmet, bizzat Allah'ın sâhip olduğu bir isim ve/ya sıfattır. Kur'ânî ifadesiyle, Allah "hakîm" ("hikmet sahibi")'dir. Bu isim, çoğunlukla, başka isimleriyle birlikte zikredilir. Meselâ: "Hakîm ve Habîr" (VI/18); "Alîm ve Hakîm" (IX/60, 97, 106, 110) gibi.
 
2. Hikmet, aynı zamanda Kur'ân'ın da bir ismi ve/ya sıfatıdır ve Yâsîn'de zikredilir: "Kur'ânu'l-Hakîm" (XXXVI/2)   
 
3. Hikmet, Peygamberler'e verilen bir "hakîkat bilgisi"dir. (Meselâ: XII/22; XVII/39; XXI/74)
 
4. Hikmet, aynı zamanda, Peygamberler dışındaki bazı kimselere de verilebilen bir hakîkat bilgisidir. Bakara'nın 269 nolu âyetinde Hikmet, Allah'ın münâsip addettiği kullarına ihsân olunan bir bilgi şeklinde takdîm edilmektedir ve aynı zamanda, hikmet verilen kişiye çokça hayr [hayran kešîrâ] verildiği de vurgulanarak belirtilmektedir. Bu husus çok önemlidir: Çünkü Yunan düşüncesi, Hikmet'i, insanı aşan birşey olarak kabul edip sâdece sevgisi ile sınırlandırmıştır.
 
5. Resûlün, insanları irşâdında kendisine dayanılan bir mesned, bir 'irşad metodu' ve aynı zamanda mü'minlere Resul aracılığıyla verilen birşey olarak da anlatılmıştır. Meselâ, Nahl'da (XVI/125), Peygamber'e hitâben, "Rabbinin yoluna hikmet ile dâvet et" (ud'u ilâ sebîli rabbike bi'l-hikmeti...) denmektedir ki burada onun "metod" anlamı açıktır: Hikmet, insanları Rabb'lerinin yoluna götüren birşeydir. Şöyle de diyebiliriz: Hikmet, doğru yola varmak için güvenli bir metoddur.
 
6. Hikmet'in "akıl" ile de sıkı bir bağlantısı vardır. Nitekim, Bakara'nın 269 nolu âyetinde, "Allah dilediğine (münâsip gördüğüne) hikmet ihsân eder ve kime ihsân edilmişse muhakkak ona çokça hayr verilmiştir. Bunları ancak akıl sahipleri anlarlar (düşünürler)" (daha sâdık bir ifade ile, bunları akıl sahiplerinden başkası düşünemezler) ["Yûti'l-hikmete men yeşâu we men yûte'l-hikmete feqad ûtiye hayran kesîrâ. We mâ yez-zekkeru illâ ulu'l-elbâb"] denmektedir.
 
7: Yukarıdaki âyetin de işaret ettiği üzere, Hikmet'te 'çokça hayr' vardır.
 
Elmalılı, Bakara Sûresi'nin tefsîri münasebetiyle, "Hikmet" kelimesinin 23 ayrı anlamını vermekte ve yine aynı eserinde, bu kavramın Kur'ân'da özet olarak dört şekilde tefsîr edildiğini de zikretmektedir ki bunlar şöyledir: Mevâzıı Kur'ân, Fehmü İlm, Nübüvvet, Acâibi esrarıyla Kur'ân.
 
***
 
İmdi; Felsefe hakkında söylenmesi gereken özet hükümleri de şu şekilde tâdât edebiliriz:
 
1: Felsefe de Bilim gibi Akıl'ın bir ürünüdür; eksiktir, hatâlıdır, asla kesin doğru olarak kabul edilemez.
 
2: Felsefe'nin soruları cevaplarından daha mühimdir ve her soruya karşı verilen bir cevaptan en az yeni bir soru daha üretilir; Felsefe'nin soruları asla bitmez.
 
3: Felsefe, temel bir insânî iç-itme olması bakımından, naif şekliyle, istisnâsız olarak her insanda doğuştan vardır ve bu şekliyle de bütün hayat süresince, varlığını korur; yâni, her insan, istisnâsız her insan, aslında, naif mânada olmak üzere, Molière'in Monsieur Jourdain'i gibi felsefe yaptığını bilmeden felsefe yapar.
 
4: Fakat teknik seviyede Felsefe çok ağırdır; yağlı mermer üstünde yağlı güreş olarak tanımlanabilir.
 
5: Felsefe'nin özü ile Din'in özü aynıdır; Hegel'in dediği gibi: "Din ile Felsefe'nin ortak bir içeriği vardır, yalnız biçimler farklıdır".
 
6: Fakat zaman-zaman Akıl ve Bilim gibi Felsefe de Din ile de çatışır /veya çatıştırılır.
 
7: Felsefe hiç kimseyi münkîr yapmadığı gibi mü'min de yapmaz.
BU DİZİDEKİ YAZILAR
Siyâsetsiz Bir 'Analiz': Bilim ve Hakîkat-I
Siyâsetsiz Bir 'Analiz': Bilim ve Hakîkat-II
Siyâsetsiz Bir 'Analiz': Bilim, Felsefe ve Hakîkat-I
Siyâsetsiz Bir 'Analiz': Bilim, Felsefe ve Hakîkat-II
Siyâsetsiz Bir 'Analiz': Bilim, Felsefe ve Hakîkat-III




Copyright ©2006-2017, Durmuş Hocaoğlu

Sitede yayınlanmakta olan yazılar kaynak göstermek şartıyla kullanılabilir.

Anasayfa  |  Biyografi  |  Kitaplar  |  Yazılar
Bildiriler  |  Röportajlar  |  İletişim