ANASAYFA BİYOGRAFİ KİTAPLAR YAZILAR BİLDİRİLER RÖPORTAJLAR KÜTÜPHANE İLETİŞİM
        Detaylı Arama

Facebook'ta Paylaş

Siyâsetsiz Bir 'Analiz': Bilim, Felsefe ve Hakîkat-III
Durmuş Hocaoğlu

Aksiyon Dergisi / Sayı: 280, 15.04.2000-21.04.2000
"Kanâatimce, Felsefe, insanın îmânını elinden almaz; belki, içselleştirilebilirse, kendi gerçekliği ile yüzleştirir; ve meselâ, kendisini mü'mîn sanan kişiye kendi-kendisini, gerçek yüzünü görecek bir ayna tutar."
 
 
("Bilim, Felsefe ve Hakîkat: II" başlıklı yazımıza kaldığımızı noktadan devam ederek noktalıyoruz)
 
Naif mânâda Felsefe her insanda fıtratan mevcut olan bir temâyüldür; çünkü Felsefe, özü îtibâriyle, çok kabaca, Varlık üzerine üzerine yürütülen bir düşünce, bir sorgulama eylemi olarak tanımlanabilir ve bu bağlamda olmak üzere herkes bir şekilde filozoftur. Zîra, Varlık üzerine düşünmek İnsan'a mahsustur; İnsan "sâdece bir var-olan" değildir, aynı zamanda ve fazladan olarak, "var-olmak bilincine sâhip olan bir var-olan"dır. Her insan hayatında en az bir kere (hattâ ekseriyetle binlerce kere), Varlık olarak Varlık ile temâsa geçer; en az bir kere, Hayat pratiğinin ötesine taşarak Varlık ile Yokluk arasında şöyle bir gider ve gelir; en az bir kere, şâirin "burnum değdi burnuna Yok'un" mısrâıyla ifâde ettiği veçhiyle, burnu Yok'un burnuna değer. İşte bu ânlardan birisi "Ölüm"dür; çünkü Ölüm bir suâldir; çok ağır bir suâl!
 
Evet: Ölüm, belki de insanın yüz-yüze geldiği bütün suâllerin en ağırıdır. Ölüm: Çok kesin, çok çıplak, Hayat kadar açık, taş gibi sağlam ve sert bir hakîkat; fakat bir o kadar da soğuk ve ürpertici. Kendisine değeni buz gibi yapan çok soğuk bir gerçeklik. Şâirin "Geniş kanatları boşlukta simsiyah açılan / Ve arkasında Güneş doğmayan Büyük Kapı'dan/ Geçince başlayacak bitmeyen sükûnlu gece" diye tanımladığı Ölüm! Ölüm denen hakîkat, kısacık bir ân için içselleştirildiğinde dahi, sıradan bir insanı bile düşüncenin derin denizlerine çeker; sıradan bir insanı bile, kendi çapında bir hakîm, bir mütekellîm, bir filozof yapar. Hangi insan, eğitim, bilgi ve inanç seviyesi ne olursa olsun, bir 'ölü'nün soğuk yüzünde bizzat 'Ölüm'ün kendisiyle karşılaşmaz; o soğuk yüzde bizzat Ölüm'ün kendisini görmez ve yukarıda kısaca saydığımız sualler, zihnini bombardıman etmez?
 
3: Ve Felsefe'nin üçüncü özelliği: Felsefe hiç kimseyi münkîr yapmadığı gibi mü'mîn de yapmaz.
 
Ülkemizde, burada tafsîl etmemiz mümkün olmayan birçok sebepten dolayı, dindar insanların mühimce bir kısmında Felsefe'ye karşı bir itmenin mevcûdiyeti zâhirdir. Korku ile karışık olan bu itme, Felsefe'nin İslâm-karşıtı olduğu, insanı iğvâ ettiği ve îmânî zaafiyete sebebiyet verdiği gibi düşüncelerden kaynaklanmaktadır. Bu konuda, çok kısaca şunu söylemek isterim: Kanâatimce, Felsefe, insanın îmânını elinden almaz; belki, içselleştirilebilirse, kendi gerçekliği ile yüzleştirir; ve meselâ, kendisini mü'mîn sanan kişiye kendi-kendisini, gerçek yüzünü görecek bir ayna tutar. Belki, en fazlasından, insanın kalbine bir mızrak gibi saplanır; saplanır da kalbindeki kapalı kutuyu deler ve şâyet deldiği o kalbin derinliklerinde îmân yerine pusuya yatmış, yılan gibi kıvrılmış bir küfr-ü hafî mevcut ise o yılanı âzâd eder, küfr-ü hafî'yi bil-kuvve halden bil-fiil hâle dönüştürür, müstekreh kokusunu ortalığa saçar. Şöyle de diyebiliriz: Felsefe, belki ve en ziyâde, potansiyel (bil-kuvve) îmansızlıkları aktüel (bil-fiil) hâle getirir.
 
Felsefe'nin bizâtihî dinsizlik tevlîd edip-etmeyeceği husûsunda, Elmalılı'nın, Paul Janet ve Gabriel Séaille'dan "Metâlib ve Mezâhib" adıyla tercüme ettiği "Histoire de la Philosophie, Les Problémes et Les Écoles" isimli felsefe eserine yazdığı dibâcede, kendisi gibi Medrese yetiştirmesi dirâyetli bir din âlimine niçin felsefeye merak sardığının sorulması üzerine verdiği şu cevâbı aktarmak isterim:
 
 "… bizden evvelkilerin felsefî bilgileri, bu uslûpta bir Tarih ile (söz konusu felsefe tarihi kitabı) gösterilebilir ve Dekart'tan başlayan son asır felsefesi ile tanışmamız sağlanabilirse, felsefenin İslâm'dan maada bütün dinlere haram olacağını bilfiil isbat etmek mümkün olacaktır."        
 
Ve nihâyet: Felsefe kimseyi mü'mîn de yapmaz; hem Felsefe'nin bir önsel (apriori) olarak doğrudan böyle bir gayesi yoktur ve hem de Hidâyet Allah'tandır; hiç kimseden değil!
BU DİZİDEKİ YAZILAR
Siyâsetsiz Bir 'Analiz': Bilim ve Hakîkat-I
Siyâsetsiz Bir 'Analiz': Bilim ve Hakîkat-II
Siyâsetsiz Bir 'Analiz': Bilim, Felsefe ve Hakîkat-I
Siyâsetsiz Bir 'Analiz': Bilim, Felsefe ve Hakîkat-II
Siyâsetsiz Bir 'Analiz': Bilim, Felsefe ve Hakîkat-III




Copyright ©2006-2017, Durmuş Hocaoğlu

Sitede yayınlanmakta olan yazılar kaynak göstermek şartıyla kullanılabilir.

Anasayfa  |  Biyografi  |  Kitaplar  |  Yazılar
Bildiriler  |  Röportajlar  |  İletişim