ANASAYFA BİYOGRAFİ KİTAPLAR YAZILAR BİLDİRİLER RÖPORTAJLAR KÜTÜPHANE İLETİŞİM
        Detaylı Arama

Facebook'ta Paylaş

Sayın Başbakan'ın Usulü de Yanlış, Uslubu da
Durmuş Hocaoğlu

Yeniçağ Gazetesi / 29.06.2007 Cuma
"Usûl, esâsa tekaddüm eder" denmiştir; elhak, öyledir. Öyledir, çünkü, usûl, yâni metod, hakîkate vâsıl olmak için tâkip edilecek yol olmakla, yanlıştan kalkanın doğruya vâsıl olamayacağına binâen, yanlış usûl, ta başından hakîkat ile buluşmasının da önünü kesmiş olacaktır. Ve dahi uslûp, yâni stil dahi öyle: Nasıl ki yanlış usûl hakîkatin önünü keserse yanlış uslûp ise, doğruyu dahi bâtıl eder. Nitekim Kont Buffon [Georges-Louis Leclerc (1707 – 1788)] da, "uslûp insanın ta kendisidir" (Le style c'est l'homme même) demekle aynen bunu kastettiği gibi bir adım daha da ileri giderek, uslûbun, kişinin kişiliğinin göstergesi olduğunu da belirtmektedir. Pekâlâ; ya bir de uslûbun yanlışlığı kadar ifâdenin yanlışlığı da bahse mevzû ise? İşte o zaman bâtıl olmayan hiçbirşey kalmaz.
 
Bu girizgâhı, Başbakan Sayın Erdoğan'ın geçen birkaç gün önce basında neşrolunan bir kelâmına atfen dile getiriyorum. Radikal'den Tarık Işık'ın verdiği habere göre (27.06.2007, Çarşamba, s.7), Sayın Başbakan, Niğde'de yaptığı bir konuşmasında, DTP'lilere hitâben şunları söylemiş bulunuyor:
 
"Teröre 1984 yılından beri ciddi bedeller ödedik. Çok sayıda vatandaşımızı kaybettik. Derdiniz özgürlükse gelir demokratik sistem içinde Meclis'te yaparsınız. Kürt kökenli vatandaşlarımın temsilcisi PKK terör örgütü olamaz. Şehit kanlarıyla sulanmış bu topraklardaki asalet ve vakarımızı kimse zedeleyemeyecektir."
 
"Ne var bunda" denecektir; "bakınız, Sayın Başbakan yanlış mı demiş?": "1: Teröre 1984 yılından beri ciddi bedeller ödedik. 2: Çok sayıda vatandaşımızı kaybettik. 3: Şehit kanlarıyla sulanmış bu topraklardaki asalet ve vakarımızı kimse zedeleyemeyecektir."
 
Gerçekten de bu üç cümlede yanlış birşey göremiyoruz ve Sayın Başbakan'ın hakîkaten ülkesi için içi yandığından ve yanlışta ısrar edenlere îkaz ve ihtarda bulunduğundan başka bir hükme de varamıyoruz. Ancak, haber üç değil beş cümleden oluşuyor ve aradaki iki cümle herşeyi mahvederek bâtıla gömüyor: "1. Derdiniz özgürlükse gelir demokratik sistem içinde Meclis'te yaparsınız. 2. Kürt kökenli vatandaşlarımın temsilcisi PKK terör örgütü olamaz."
 
Yine "ne var bunda" diyenler olacaktır; çok şey var, daha doğrusu, çok fazla yanlış var: Usûl de yanlış, uslûp da.
 
Evet: Usûl de yanlış, uslûp da; Sayın Başbakan ülkesinin bir derdini dile getiriyor, tamam; ama bu derdin "özgürlük" olduğunu ileri sürenlerin bu tezlerini doğru kabûl ederek başlangıç yapıyor – usûl yanlışlığı burada -; sonra, "eğer derdiniz bu ise gelir demokratik sistem içinde Meclis'te hallerdersiniz" diyor ve daha sonra da asıl can alıcı olduğunu ve muhtemelen herşeyi hallettiğini düşündüğü anlaşılan cümlesiyle de herşeyi mahvediyor: "Kürt kökenli vatandaşlarımın temsilcisi PKK terör örgütü olamaz" derken, zımnen, "ancak, bu özgürlük derdi ancak, Meclis'te demokratik yollarla, bir siyâsî parti tarafından halledilebilir" demek istiyor, hattâ zımnen demek istiyor da değil, düpedüz "diyor" diyebiliriz.
 
Yine hâlâ "ne var bunda" diyecek olanlar olacaktır; bizim mesleğimiz, anlatmaktır, bir kere, üç kere, olmadı onbeş kere; doğrusu can sıkıcı, ama ne yapalım, işimiz bu.
 
Anlatalım:
 
Madde Bir: Sayın Başbakan, ülkesinde, "Kürt kökenli vatandaşları"nın bir "özgürlük sorunu" olduğunu kabûl etmekte ve bunun halledilmesinin de ancak demokratik yollarla ve Meclis'te mümkün olabileceğini söylemektedir;
 
Madde İki: Yine aynı Sayın Başbakan, bu mes'elenin halledilebilmesi için de "Kürt kökenli vatandaşları"nın "meşrû" temsilcileri aracılığı ile temsil edilmelerini ihtar etmektedir.
 
İmdi; bir kere, bir ülke içerisinde bir "köken"den olan bir kısım vatandaşların, "vatandaş" olarak değil de işbu belli köken adına siyâset yapmalarını ve bir de bu siyâsetin "özgürlük talepleri" üzerine yoğunlaşmasını prensipler düzeyinde tasvîb etmenin bizzat kendisi bölücülükten başkası değildir.
 
Tabiatiyle, hâlâ "ne var bunda" diye ısrarlarını sürdürecek olanlar çıkacağını biliyorum; ama çâresiz, anlatacağız.
 
***
 
... anlatacağız ama yine sütun bitti, inşallah Pazar'a.

"Uslûp insanın ta kendisidir"
(Le style c'est l'homme même)

Georges-Louis Leclerc Comte de Buffon

[7 Eylül 1707, Montbar – 16 Nisan 1788, Paris]

Yazıyı PDF dosyası olarak indirmek için tıklayınız. [ Boyutu: 198,16 KB ]




Copyright ©2006-2017, Durmuş Hocaoğlu

Sitede yayınlanmakta olan yazılar kaynak göstermek şartıyla kullanılabilir.

Anasayfa  |  Biyografi  |  Kitaplar  |  Yazılar
Bildiriler  |  Röportajlar  |  İletişim