ANASAYFA BİYOGRAFİ KİTAPLAR YAZILAR BİLDİRİLER RÖPORTAJLAR KÜTÜPHANE İLETİŞİM
        Detaylı Arama

Facebook'ta Paylaş

Bu Gidişatta Ya Akıl Denen Şeyden Hiç Eser Yok, Ya Da....
Durmuş Hocaoğlu

Yeniçağ Gazetesi / 05.08.2007 Pazar
Münâsip görürseniz bir evvelki yazımızda kaldığımız yerden devam edelim: Süreç maalesef devam ediyor; "babalar gibi satarım" diyen AKP, tâzelenmiş gücüyle hakîkaten babalar gibi satıyor; ne bulursa: Dereler, tepeler, akarsular, göller, herşey. Ama bizler hâlâ aynı bayat senaryo ile yola devam ediyoruz.
 
Nereye Kadar? 
 
***
Evet; nereye kadar?
     
***
 
Birkaç gün önce iktisatçı bir dostum, "AKP, büyük bir gelir transferi yapıyor" demiş ve suâl sormamıza fırsat bile vermeden, tavzih bâbından, şöyle devam etmişti: "Türkiye'nin gelecek nesillerinin gelir kaynaklarını satarak bugünkü nesle yediriyor."
 
 Öyle olmuyor mu nitekim? Özelleştirme adı altında durup dinlenmeden çoğu birkaç yıllık kârı mukabilinde satılan – daha doğrusu hîbe edilen –, üzerinde tüyü bitmemiş yetîmin bile hakkı bulunan millî te'sislerin birer ikişer elden çıkarılmasını soranlara, "sat-sat bitmiyor kardeşim" diye cevap verebilen bir muhterem bakanın mantığıyla bakılırsa elbette sat-sat bitmez; tâ ki "Altın Beyinli Adam" hikâyesinin finalinde olduğu gibi herşey dibe vuruncaya kadar. Nedir o herşeyin dibe vurması? Anlaşılmış olsa zâhir: Türkiye'nin tamâmının – meselâ - dokuzyüzdoksandokuz yıllığına icara verilmesi veya toptan satışa arzedilmesi gibi.
 
Ya sonra?
 
Harç bitti, inşaat paydos.
 
Gayet mükemmel!
 
Ancak, bu arada, siyâset cephesinde olup-bitenler tamâmiyle başka, bambaşka, bütün bunlarla hiçbir alâkası olmayacak derecede başka.
 
Öylesine bambaşka ki, sanki bütün bu babalar gibi satışlar başka bir ülkede oluyormuş gibi; öylesine bambaşka ki Bay Ahmet Türk'ün "Ben PKK'ye terörist örgüt demem" diye gürül gürül beyânat vermesinin, ondan az evvel de Bayan Leyla Zana'nın, PKK'lılar için kapsayıcı bir af çıkarılması, Türkiye'nin bölünmesi ve Kürdistan'ın kurulması zamanının geldiğini tebşîr etmesinin ve benzeri skandalların üzerinde hiç, hiç ama hiçbir siyâsetçi durmadı; sanki PKK, tamâmiyle alâkasız, bambaşka bir ülkeyi kana bulamış ve bulamakta devam ediyor, sanki Bayan Zana'nın bölünme vaktinin geldiğini söylediği Türkiye tamâmiyle alâkasız başka bir ülke imiş gibi. Ve yine öylesine bambaşka ki, Barzânî'nin, daha birkaç gün önce, Kerkük konusunda açıkça kükreyerek meydan okuduğu Türkiye de yine tamâmiyle alâkasız başka bir ülke imiş gibi.
 
Hayret bile edemiyorum artık; çünkü adamlarımızı çok iyi tanıyorum. Tanıyorum, ama sindiremiyorum, sinmiyor. Haydi diyelim ki iktidârı anladık; ya muhâlefet? Hani nerede "Atatürkçü" CHP, hani nerede "milliyetçi" MHP? Ya Silahlı Kuvvetler? Muhtıra denen şeye ve benzerlerine prensip olarak karşıyım, hem de şiddetle; ancak illâ ki muhtıra verilecekse, herşeyden önce bunlar için verilmeli değil mi? Üstelik, Türk muhtıralar ve darbeler tarihinde, bütün milletin altına imza atacağı, türünün ilki olurdu. Bu noktada, bilfarz, birkaç "mürtecî"nin silahlanıp dağa çıktığını – o kadarına da lüzum yok ama, faraziye bu ya, abartalım biraz – ve sonra, o güruhtan birkaç kişinin de bir yolunu bulup Meclis'e girmeye hak kazandığını ve fakat daha adımlarını bile atmadan "ben bu yiğitlere terörist demem" dediklerini ve bir sözcülerinin de, "artık şerîat devletinin kurulmasının vakti gelmiştir" diye medya önünde göğsünü gere-gere fetvâ verdiğini farzedelim ve bu muhâlfarz üzerine, "neler olurdu" diye düşünelim; hayır düşünmeyelim; neler olacağını tahmîn edememek için ebleh olmak bile yetmezdir.
 
***
 
Şimdi yine Cumhurbaşkanlığı seçimi var; yine aynı kriz, yine aynı sloganlar, yine Sayın Baykal'ın aynı "bak karışmam; çatışma çıkar" îkazları ve yine aynı diğer şeyler; neler oluyor Allah aşkına?
 
***
 
Rivâyete göre, Şeytan'ın akıl-sır erdiremediğini îtiraf ettiği üç şeyden birisi de "Türk devletinin gidişi" imiş. Diyorum ya, rivâyet; rivâyet ammâ, doğruluğundan şüphe de edemiyorum. Gerçekten de Şeytan haklı bana kalırsa; Türk devletinin gidişi aklın dışında bir şey; ama hangi sebepten dolayı, karar vermekte zorlanıyorum: Bu gidişatta ya akıl denen şeyden hiç eser yok, ya da Şeytan'ı bile çatlatacak şeytanlıklar var işin içinde.
Yazıyı PDF dosyası olarak indirmek için tıklayınız. [ Boyutu: 71,09 KB ]




Copyright ©2006-2017, Durmuş Hocaoğlu

Sitede yayınlanmakta olan yazılar kaynak göstermek şartıyla kullanılabilir.

Anasayfa  |  Biyografi  |  Kitaplar  |  Yazılar
Bildiriler  |  Röportajlar  |  İletişim