ANASAYFA BİYOGRAFİ KİTAPLAR YAZILAR BİLDİRİLER RÖPORTAJLAR KÜTÜPHANE İLETİŞİM
        Detaylı Arama

Facebook'ta Paylaş

'Öğretmenler Dünyanın Her Yerinde....'... Sâhi mi?
Durmuş Hocaoğlu

Yeniçağ Gazetesi / 16.09.2007 Pazar
Atatürk'ün bu vecîzesi benim ondokuz sene kesintisiz vazîfe yaptığım fakültemin hemen girişinde tam kapının karşısında hâlâ bütün heybetiyle yer almaktadır: "Öğretmenler, dünyanın her yerinde toplumun en fedâkâr ve en muhterem unsurlarıdır". Öğretmenliği, muallimliği, bilgiyi aktararak yaygınlaştırmayı ve kitlelere mâletmeyi methü senâ eden daha nice kelâm gibi bu da tas-tamam doğrudur, daha doğrusu, öyle olmalıdır – tabiî "öğretmenliği en dar ve alelumum mânâsıyla almamak şartıyla. Evet, öyle olmalıdır; öğretmenlik, muallimlik, eğitimcilik, mürebbîlik kadar fazîletli ne var? Allah değil midir en büyük öğreten ve en büyük terbiye eden; öyle olmasaydı, "Âlemlerin Rabbı" sıfatını kendisine alır mıydı? Elbet de doğrudur ve elbet de öyle de olmalıdır; ancak, insanın "sâhi mi?" diyesi geliyor.
 
Sâhisi şu ki, hiç de öyle değil; hemen hiçbirşeyin olması gerektiği gibi olmadığı ülkemizde bu söz de sâdece panolarda kalıyor ve bir de kutlama törenlerindeki içi boş, değersiz, söyleyenin de dinleyenin de inanmadığı "lâf"larda.
 
Evet, hiç de öyle değil. Öğretmenlik'de büyük, çok büyük, artık çözülmezlik sınırına gelip dayanmış, kronikleşmiş, ağır mı ağır, nefes kesen, bel kıran bir problem var; kanserli bir hücre gibi büyüdükçe büyüyen, dışarıdan kimselerin farketmediği, farkedenlerin de aldırış etmediği, ama içine girenin ciğerlerini yakan bir problem. Türkiye siyâsetin üzerine öylesine – hem de absürd ve şuursuz bir şekilde – abanmış ki, bu kriz dikkatleri çekmiyor bile; "küçük mes'eleler" sınıfından addediliyor zâhir. Aydınlarımız büyük adam ya, onların şânına da büyük mes'eleler yaraşır doğrusu – en başta siyâset olmak üzere tabiatiyle. Hâlbuki ne kadar büyük bir mes'ele! Esâsen, ülkemizin bir türlü başını belâlardan kurtaramamış olmasının sebeplerinden birisi de, tam da bu zihniyet bozukluğu: Herşeyin makro ölçekte, yâni siyâset ile halledilebileceğini zannetmek.
 
İmdi, işin doğrusu şu: Öğretmenlik – de daha birçokları gibi - bir meslek olarak çöküşün tam eşiğinde; aslında eşiğinde demek de yanlış, tas tamam içinde. Bu çöküş bir tek şekilde olmadığı gibi bir tek sebebe müstenid de değil, ama bugünlük, bir tânesini konu edinip sonra üzerinde bir nebze durmak istiyorum: İşsiz öğretmenlerin sayısı tehlike sınırında; eline diplomasını almış bulunan öğretmenler mesleklerini icrâ edemiyor, çünkü istihdam yok.
 
Basında çıkan haberlere göre, öğretmenlik yapabilmek için sıra bekleyen, işsiz öğretmen sayısı yüzseksenbin (rakamla: 180.000); şâyet Bakanlık verdiği sözü tutacak olursa, 2007 sonuna kadar yapılacak 10.000 öğretmen ataması ile boştagezer öğretmen sayısı 170.000'e düşecek. Ancak, önümüzdeki sene bu sayının daha da kabarmaya devam edeceği âşikâr, zîra, 2007-2008 eğitim-öğretim yılı sonunda eğitim fakültelerinin vereceği me'zun sayısı, 36.000 civârında, yâni  işsiz öğretmen saysı ikiyüzaltıbin (206.000) olacak ve tabiî, seneye yapılacak öğretmen atamaları bu sayıyı azaltmaya yine yetmeyecek ve artış ivmelenerek devam edecek. Şimdi bu noktada başka bir problem daha zuhur ediyor: Öğretmenlik mesleğine girebilmek için eğitim fakültesi me'zunu olmak şart değil; fen-edebiyat fakültesi çıkışlılar da sertifika alabildiği takdirde öğretmen olabiliyor ve bu da vazıyeti kontrolden çıkarıyor. Söz gelimi, bu yıl fen-edebiyat fakültelerinden me'zun olan yaklaşık 26.000 kişinin de öğretmenliğe geçmesi durumunda işsiz öğretmenlerin sayısı 230.000'i aşacak.
 
Bu bir fâcia; genç öğretmenler feryad ediyor, ama ne çâre; tam da şâirin "feryâd ki feryâdıma imdâd edecek yok!" diye tasvîr ettiği bir trajedi. Hakîkaten, bu feryâda imdâd edecek yok; Millî Eğitim Bakanlığı'na göre, öğretmen açığı en fazla yirmibin; tabiî ki, aslında doğru değil, çok daha fazla – bu azlığın bir sebebi de Sayın Çelik'in dehâ ürünü buluşu olan, mevsimlik işçi gibi istihdam edilen "ücretli öğretmenler".
 
İşte genç öğretmenleri "biz niçin okuduk" diye feryad ettiren asıl sebep bu.
 
Tam içinden çıkılamaz bir durum; kendi elimizle yarattığımız sistem, kendisini, Fizik'te "negatif geri besleme" denen şekilde besleyerek çökertiyor.
 
***
 
Şahsen bu mes'elenin üzerinde biraz daha duracağım, çünkü bu benim "işim"; ancak, sütun bitiyor, bu günlük son sözüm şu iki cümle olsun:
 
Bir: Her önüne gelen yerde üniversite kurulursa olacak olan budur.
 
İki: Bu cinâyetin kanı sâdece siyâsetçinin eline bulaşmış değil, O'nunla 'siyasî rüşvet' pazarlığı yapan kendi halkımız da bu cürmün ortağı.




Copyright ©2006-2017, Durmuş Hocaoğlu

Sitede yayınlanmakta olan yazılar kaynak göstermek şartıyla kullanılabilir.

Anasayfa  |  Biyografi  |  Kitaplar  |  Yazılar
Bildiriler  |  Röportajlar  |  İletişim