ANASAYFA BİYOGRAFİ KİTAPLAR YAZILAR BİLDİRİLER RÖPORTAJLAR KÜTÜPHANE İLETİŞİM
        Detaylı Arama

Facebook'ta Paylaş

Mitolojik Müslümanlık ve İlim Zihniyeti
Durmuş Hocaoğlu

Yeniçağ Gazetesi / 26.09.2008 Cuma
Timur'un, oğlu Şahruh'dan torunu, astronom, matematikçi, şâir, mîmar, Türkistan Hakanı Muhammed Taragay (Turgut) Mirzâ (1394-1449) ile birlikte Türk ve İslâm astronomisi son büyük sözünü söylemiş oldu; ama bu büyük bir sözdü. Öyle ki yüzyıllar sonra Uluğ Bey'in astronomideki başarılarının şerefine, Alman astronom Johann Heinrich von Mädler (1794-1874) tarafından Ay haritasında büyük bir kratere "Uluğ Bey Krateri" adı verilmiştir (Koordinatlar: 32° Kuzey, 85° Batı; Çap 70 km[1]). Evet, bu büyük bir söz idi, ama "son söz" idi ne yazık ki; nitekim, O'nun talebesi Ali Kuşçu (1410, Semerkand-1474, İstanbul) ve muâkıbi Takiyüddîn'in bütün gayretlerine rağmen bir ihyâ vuku' bulmadı; ondan sonra da astronomların yerini muvakkitler ve müneccimler aldı.
 
Türk ve İslâm bilim tarihindeki büyük muvaffakıyyetler devri XVI. asırda artık tamâmen kapanmıştır diyebiliriz.
 
Çünkü artık İslâm dünyası bilim – veya ilim; her ikisinin arasında bir miktar fark olmakla birlikte burada aynı anlamda kullanıyorum - üretmeye elverişli zihniyet ıklimini terkediyordu, buna mukabil, Batı'da bilim yükselişe geçerken bir de büyük bir pratik ideal hedef ortaya konuyordu: İlim ile Tabiat'ın sâhibi ve efendisi olmak.
 
Ekmeleddin İhsanoğlu, "...Batı kaynaklı insanın bilim ve teknoloji vasıtasıyla tabi­ata hâkim olma fikri, Osmanlı âlimlerinin İslâmiyete dayalı inançlarından dolayı yabancısı oldukları bir fikirdi." demektedir[2]. Saygıdeğer İhsanoğlu'nun ileri sürdüğü sebep yanlış veya en azından tashîhe muhtaç; "İslâmiyete dayalı inançlar" ifâdesi İslâm'ı töhmet altında bırakır; evet İslâm ile 'birşekilde' alâkalı bir illet bu, ama defolu bir illet; tıpkı bugünkü Hristiyanlığın aslı ile alâkası gibi. İslâm'da böyle birşey yok, hattâ, bil'akis – burada îzaha teşebbüs edemeyeceğim birçok şekilde - , İslâm, Tabiat'ın sâhibi ve efendisi olmayı "âmir"dir.[3]
 
Evet, rasathâneyi yıktıran ve bilimde yaratıcılığı tahrip eden zihniyet İslâm değil, O'nun defolu bir kopyası olan mitolojikleşmiş İslâm, daha doğrusu, Mitolojik Müslümanlık'tır.
 
Şimdi tam da bu noktada, XVII. asır Osmanlı ulemâsından Nişancızâde Muhyiddin Mehmed'in (vefâtı: 1621) hâlâ "büyük eser" diye methü senâ edilen Mir'at-i Kâinat'ından kısa bir pasaj sunacak ve, Kepler'lerin, Galilei'lerin, Descartes'ların boy attığı çağında Arz'ın tabakalarını gözüyle görmüş gibi anlatan bu kısacık alıntının  dahi bu anlayışın hâlisüddem bir mitolojiden ne farkının bulunduğunun ve böyle bir zihniyet için "dünya"nın ve ilmî araştırmanın bir değer taşıyıp taşımayacağının takdîrini sizlere bırakacağım[4].
 
Arzın durumu: ... yer tabakalarının herbirinde varlıklar olup, onlara ilâhî kazâdan nice işler taallûk ve zuhûr eder. Birinci yerin adı Remhâ'­dır. Altında hareketsiz yel olup, demirden yetmişbin melek tutar ki, ondan bir yüzük halkası içinden geçen miktarla Âd kavmi he­lâk olmuş, kıyâmette de dağlar, bu rüzgârla alt-üst ve yerle bir olur. Altında Buşem adlı bir tâife vardır. Hakk'ın azâbına mazhar olur­lar. İkinci yerin adı Halde, yahud Celde'dir. Kavminin ismi Tames olup, biribirlerini yerler. Bu yerde nâr [ateş-Cehennem] ehli için çeşitli azâblar vardır. Üçüncüsünün adı Arka, kavmi, Kabes'dir. Bu­rada nâr ehli için büyük akrebler vardır. Harbe gibi uzun kuyruk­ları olup, herbirinin bedeni üçyüzaltmış boğum olup, her boğum ağu (zehir) ile doludur. Dördüncünün adı Cerbâ, yahud Cerbâr, kav­minin adı, Celham'dır. Bu tâife çok yaşayıp, gözleri, elleri, ayakla­rı olmayıp, ikişer kanadla uçarlar. Bu yerde Cehennem ehline azâb için büyük ve iri sayısız yılanlar vardır. Beşincinin adı Melsâ, yahud Feltâ, kavminin adı Muhtât'dır. Biribirlerini yemeye alışkın olup, ekseriyâ avla geçinirler. Burada kâfirlerin boynuna bağlanacak kü­kürtten dağlar ve büyük kayalar vardır. Altıncının adı Siccîn, kav­minin adı Katâta'dır. Kuş sûretinde olup, Hak teâlâ'ya ibâdet eder­ler. Kâfirlerin amel defterleri burada saklanır.../
 
Cehennem: Yerinde ihtilâf oldu. Esah kavilde yedinci kat yerin altındadır. İbni Şihne Târihi'nde, İbni Abbâs hazretlerinden rivâyet­le: "Yedi kat yeri taşıyan meleğin altındaki taşın altında öküz, onun altında balık, onun altında deniz, onun altında Cehennem vardır" diye bildirildi./...
 
[1] Bkz.: Philip's Atlas of the Universe., Revised Edition, Sir Patric Moore., Foreword by Professor Sir Arnold Wolfendale, Astronomer Royal., 1991-94., 2005., Printed in Spain., p.57
 
[2] Ekmeleddin İhsanoğlu., Büyük Cihad'dan Frenk Fodulluğuna., İletişim Yayıncılık., 1. Baskı, İstanbul, 1996., s.28, pr.1
 
[3] Bu konuda, bkz.: Durmuş Hocaoğlu., Laisizm'den Millî Sekülerizm'e.,Selçuk Yayınları., Ankara, Ekim 1995., Bölüm: V: "Uzak Gelecek İçin Bir Proje Taslağı: Dünyevî İslâm-İslâmî Dünya" Onlayn erişim: http://www.durmushocaoglu.com/dh/kitaplar.asp, PDF dosyası: http://www.durmushocaoglu.com/data/kitap/laisizm/B_LMS_s423-481_Bolum_5.pdf
 
[4] Nişancızâde Muhammed bin Ahmed., Mir'at-ı Kâinat, Dünya ve İslâm Tarihi., C: I., Sadeleştiren: A. Faruk Meyân., Berekât Yayınevi., İstanbul 1987., s.84-85
 
 
 
 
 
Uluğ Bey ve Rasathânesi
(SSCB'de 1987'de çıkarılan bir pul)
 
 
 
 
Yazıyı PDF dosyası olarak indirmek için tıklayınız. [ Boyutu: 212,63 KB ]




Copyright ©2006-2017, Durmuş Hocaoğlu

Sitede yayınlanmakta olan yazılar kaynak göstermek şartıyla kullanılabilir.

Anasayfa  |  Biyografi  |  Kitaplar  |  Yazılar
Bildiriler  |  Röportajlar  |  İletişim