ANASAYFA BİYOGRAFİ KİTAPLAR YAZILAR BİLDİRİLER RÖPORTAJLAR KÜTÜPHANE İLETİŞİM
        Detaylı Arama

Facebook'ta Paylaş

Vaaz Problemi: I
Durmuş Hocaoğlu

Aksiyon Dergisi / Sayı: 308; 28.10.2000-03.11.2000
"Nasıl olsa hazır bir "müşteri" kitlesi var, nasıl olsa söyleyeceğim hiçbir şeye bir îtiraz vuku' bulmayacak gibi alîl bir zihniyetten kaynaklandığını düşündüğüm bir motivasyon ile kürsüye çıkan vâızlarımız, mesleklerini ve kendilerine dinlemeye gelen mü'minleri kâfî derecede ciddîye almakta değillerdir."        
 
 
Bilindiği gibi, çok kereler, ormana dalanlar ağaçları gözden kaçırır; hattâ "büyük mesele" addedilen Orman'ın yanında "küçük mesele" addedilen Ağaç(lar) kastî bir küçümseme ile ihmâl edilir. Halbuki, çok zamanlar vâkî olduğu üzere, küçük diye nitelendirilerek ehemmiyetsizleştirilen meseleler büyük olduğu zannedilen meselelerden daha mühim olabilirler. Zira, 'küçük' detaydır ve ehemmiyet detaydadır. Bu sebeple "küçük"ü, yâni detayı ihmâl eden bir kültür ve medeniyet "büyük"ün batağında boğulabilir. Ziya Paşa'nın "Yıldız arayıp gökte nice turfa müneccim / Gaflet ile görmez kuyuyu rehgüzerinde" vecîz beyti ile ifâde ettiği de bundan gayrisi olmasa gerektir.
 
Bu cümleden olmak üzere, bundan önceki yazımda ele aldığım mühim bir 'küçük mesele' olan "Ezân-ı Muhammedî Problemi"nin bir devâmı ve mütemmimi olmak üzere, bu yazımda da yine bir başka mühim 'küçük mesele' olan "Vaaz Problemi" üzerinde kısaca durmak istiyorum.
 
***
 
Fikrimce, nasıl ki büyük şâir ve dâvâ adamı Mehmed Âkif tarafından İstiklâl Marşı'nda "şehâdetleri dinin temeli" olarak tavsîf edilen Ezan'da bir ciddî problem varsa, benzer şekilde, Vaaz'da da ciddî bir problem var.
 
Sütûnumuz ziyâdesine müsâit olmadığı için teferruâta giremeyeceğim; o sebeple kestirmeden söylüyorum: Câmi'lerimizde icrâ edilen vaazların ekseriyeti yetersiz; hattâ yer-yer, kötü olduğunu dahi iddia edebilirim...
 
***
 
İmdi: Her vâızın aynı zamanda bir eğitimci olduğuna dikkat etmesi ve bu bilinç ile mesleğini icrâ etmesi bir zarûrettir. Eğitim felsefesi açısından, belirli bir grup insana tek yönlü bilgi akışı şeklinde cereyan eden bir bilgilendirme prosesi "diskursif eğitim" olarak anılmaktadır ki bu, tam da bizim bildiğimiz "vaaz eğitimi"ne denk düşmektedir. Hiçbir sorgulamanın, îtirâzın, karşı fikir beyânının söz konusu olmadığı; eğiticinin bütünüyle aktif-verici, eğitilenin bütünüyle pasif-alıcı olduğu bu eğitim modeli, artık günümüzde çoktan mîadını doldurmuş, anakronikleşmiş, demode olmuş olmakla berâber, ülkemizde hâlâ ilkokuldan üniversiteye kadar hemen-hemen bilumum dinî-lâdinî eğitim kurumlarında yaygın olarak tatbîk edilmektedir. Değerini kaybetmiş ve kitlelere fazla birşeyler vermekten, onların seviyesini îcap ettiği gibi yükseltmekten âciz, bir Ortaçağ Skolastik bakıyyesi olan bu modelin mahzurları, ancak, eğitimcilerin kalitesinin yükseltilmesi ile bir dereceye kadar ve kısmen telâfî edilebilir. Fakat bu konuda çok ümitli olduğumu söyleyebilecek bir durumda değilim; hemen-hemen her eğitim alanında aynı yetmezlik ile yüz-yüze bulunmaktayız: Eğitici yetmezliği!..
 
Ve problem aynıyla Vaaz konusunda da mevcuttur.
 
***
 
İmdi: Câmi' Vaazı da bir eğitimdir ve maatteessüf, hâlâ, bâlâda zikrettiğimiz kadîm ve değerini kaybetmiş metodu aynen sürdürmektedir. Vaaz Problemi'nin birinci veçhesi budur: Metodoloji Problemi. Yâni, aslında bu vâdide yep-yeni, etkili, modern bir metoda ihtiyacımız var. Fakat ben burada, hiç olmazsa, bu zamana kadar, elde bulunan metodun imkân dâhilinde ıslah edilmesi gerektiğini söyleyeceğim ki bu da Problem'in ikinci veçhesini oluşturmaktadır: Bu eski metod dahi kötü ve çağımıza uygun olmayan bir şekilde tatbîk edilmektedir ve bu uygunsuz vazıyette birinci dereceden mes'ul olanlar ise vâızlardır. Yâni, Vaaz problemi'nin ikinci veçhesi de doğrudan bir Vâız Problemi olmaktadır.
 
Vâız efendilerin de müezzinler gibi samîmiyetlerinden şüphe etmek istemiyorum; fakat yine aynı netîce ile karşı-karşıya bulunmakta olduğumuz âşikâr: Samîmiyet yetmiyor.
 
Bilhassa Cuma günleri câmilerimizde irâd edilen vaazlara şöyle bir dikkat edilmesini istirham etmek durumundayım: 
 
Öncelikle, vâzılarımızın büyükçe bir ekseriyeti meslek ciddiyeti ve meslek performansı noktai nazarından çok kifâyetsiz kalmaktadırlar.
 
Nasıl olsa hazır bir "müşteri" kitlesi var, nasıl olsa söyleyeceğim hiçbir şeye bir îtiraz vuku' bulmayacak gibi alîl bir zihniyetten kaynaklandığını düşündüğüm bir motivasyon ile kürsüye çıkan vâızlarımız, mesleklerini ve kendilerine dinlemeye gelen mü'minleri kâfî derecede ciddîye almakta değillerdir. Dersini ciddiye alan ve işine saygı duyan bir öğretmen, bir eğitimci olarak; önceden tesbît edilmiş bir program hazırlamadan, yâni derslerine çalışmadan Cemâat'in karşısına çıkan vâızlar, çok kereler akıllarına geldiği gibi, plansız-programsız, gelişi-güzel konuşmakta ve cemâate de pek o kadar kalıcı, değerli şeyler sunamamakta, onları câmi'den zenginleşmiş olarak uğurlamaya muvaffak olamamaktadırlar.
 
Öncelikle, şu yaşadığımız cemiyet hayatında zaman'ın ne denli mühim, vakit'in nakit olduğunu idrâk etmekte zorlanan muhteremler, vaaz konusunu belirli bir zaman aralığında başlayıp bitirmemektedirler; vakti hebâ etmekte, sözü uzattıkça uzatmakta, ana mevzû ile ilgisi zayıf, hattâ çok kere tamâmen ilgisiz konulara sapmakta; gereksiz dipnotlar açarak, "bunu da biliyorum, bunu da biliyorum" dercesine bir erüdisyon gösterisine kapılmakta ve Cemâat'in, ekserî hallerde, vaazın aslî mevzûunu bile unutmalarına, zihinlerin karışmasına, ilginin dağılmasına ve uyuklamaların tercîh edilmesine sebebiyet vermektedirler.
 
[devam edecek]
Yazıyı PDF dosyası olarak indirmek için tıklayınız. [ Boyutu: 549,78 KB ]




Copyright ©2006-2017, Durmuş Hocaoğlu

Sitede yayınlanmakta olan yazılar kaynak göstermek şartıyla kullanılabilir.

Anasayfa  |  Biyografi  |  Kitaplar  |  Yazılar
Bildiriler  |  Röportajlar  |  İletişim