ANASAYFA BİYOGRAFİ KİTAPLAR YAZILAR BİLDİRİLER RÖPORTAJLAR KÜTÜPHANE İLETİŞİM
        Detaylı Arama

Facebook'ta Paylaş

Roma'dan Amerika'ya Bir Tarih Dersi: Amerikan Göçmen Travması
Durmuş Hocaoğlu

Yeniçağ Gazetesi / 08.05.2006
Bütün büyük güçlerin korkulu rüyalarının başında, öncekiler gibi kendisinin de mutlaka bir gün yükselmesinin son noktasına vararak dönüşünün başlaması endişesi gelir. Bu - kendisini, "ebed-müddet" ve/ya "tarihin son noktası" olarak ilan etse de - çok iyi bilinen mukadder bir akıbettir; çünkü hiçbir şeyin ilanihaye sür-git yükselemeyeceği, eninde sonunda zevalin başgöstereceği de yine çok iyi bilinen bir hakikattir. Ama nasıl? Nasıl, ne şekilde ve hangi emareleri göstererek? Hangi emarelerdir ki korkulu sonun başlangıcını işaret eder? Bu hususta yazılmış ve söylenmiş olanların başlıklar halinde dercedilmesi dahi bu sütunu boğmaya fazlasıyla kifayet eder; biz iki tanesini söylemekle kalalım: Bu emarelerden biri, hariçte muayyen bir noktaya kadar ilerlemişken "bir yerde" bir tıkanmanın, bir tökezlemenin başgöstermesidir, daha öncekilerden, çaresi bulunup da aşılanlardan farklı bir tıkanmadır bu; bir diğeri ise, en son akla gelebilecek yerde, içte, evin içinde üstesinden gelinmesi git-gide zorlaşan büyük sıkıntıların zuhur etmesidir.
 
İmdi, o ürpertici nokta yok mu o nokta; orası "zirve"dir ve ürperiticiliği de zirve oluşunun içinde gizlidir: Çünkü zirve demek artık yükselmede, daha ilerisi olmayan, daha ilerisi elde edilemeyecek olan bir yere varmışlık demektir; burası bir haddir, bir limit ve o limitten dönüş gayri kaabil-i içtinabdır. Ürperticiliği de buradadır: Limit'ten bir kere dönüş başladı mıydı - ki mukadderdir bu - artık hazır olunmalıdır: Bir kere sürçen Güç, bir daha, bütün gayretine rağmen, o eski günlere dönemez, dönememektedir de. İçtekine gelince, o apayrı bir hikaye: Hiçbir bela, evin içindekine benzemez; bu, bir basınç kazanının ortasından yarılması gibi birşeydir.
 
***
 
Şimdi Amerika böyle bir çifte problemle karşı-karşıya bulunmakta: Çok yükseldi ve birgün düşecek; ama ne zaman? Şu an için önünü görmek çok zor, belki henüz zirveye daha var, belki de vardı bile; ama, şayet hariçte, Ortadoğu-İç Asya fütuhatı başarısızlıkla sonuçlanacak olursa, bu, kuvvetli ihtimal ile, artık O'nun limiti olup, Amerikan İmparatorluk hülyalarının tarihe gömülmesi ve sonunun başlangıcı olacaktır. İçeriye gelince: O da az-buz bir sıkıntı değil; belki sıkıntıdan da fazla, belki mukadder bir "bela": İspanikler.
 
Uzunca bir müddetten beri büyüyen bu problem, bundan iki yıl kadar önce Huntington'un sert bir şekilde İspanik nüfusun artışını ve taleplerini, Amerika için bir meydan okuma olarak nitelendiren meşhur makalesi ve hemen akabinde konu ile ilgili olarak te'lif ettiği hacimli kitabı ile dünyanın gündemine taşındı, Göçmen Kanunu'na karşı yapılan büyük gösteriler ile de baş köşeyi işgal eden en dikkat çekici gündem maddeleri arasında vurgulu bir şekilde yerini aldı. Şu sıralarda Amerka artık sadece İran Mes'elesi dolayısıyla değil, aynı zamanda İspanik Mes'elesi dolayısıyla da dikkat nazarlarını üzerine topluyor: Biz, bir-iki sıradan günlük haber dışında pek ilgilenmiyoruz, ama, dünya ilgileniyor, hem de çok fazla; çünkü mes'ele çok ciddi. Türk medyası konu ile fazla ilgilenemiyor, çünkü mes'elenin asıl veçhesini irdelemek köşe allamelerinin çapını aşıyor; mes'elenin kökü, başka yerde, Amerika'da değil. Amerika'daki mes'elenin kökü Tarih'te. Binaenaleyh, Amerika'daki bu mes'ele münhasıran "Amerika'daki mes'ele" olarak anlaşılmaya çalışıldığı takdirde, bu, "olaylar" düzeyine takılıp kalmak demektir ki, açık anlamı da hiçbir şeyden hiçbir şey anlamamak demektir.
 
***
 
Bu noktada, "Tarih nedir ve ne işe yarar" sorusunun sorulması lazım gelmektedir.
 
"Tarih nedir" sorusunu sonraya bırakalım şimdilik; ikincisine bakalım: "Tarih ne işe yarar?"
 
Tarih ne işe yarar sorusuna cevap vermek hem zordur hem de kolay, hatta yerine göre, çok kolay; biz çok kolayını söyleyelim: İbret almaya yarar. İmdi, madem ki tarih insanlık tecrübelerinin birikimidir, o halde O'ndan daha ala ibretlik de olamaz, olamaması gerektir. Bu kadar basit; bu kadar basit ve bu kadar da sağlam. Ama bir o kadar basit ve sağlam olan başka birşey de, Şair'in, "hiç ibret alınsaydı tekerrür eder miydi" vecizesiyle dile getirdiği şey, yani Adem oğulllarının ibret almaktaki kaabiliyetsizliğidir. Filhakika öyle nitekim; insanlar umumiyetle, kendilerinden önce yaşayanların başlarına gelenlerin onlarla birlikte tarihe gömüldüğünü zannederler; halbuki hiç bile değil. Bunun hiç bile değil olduğunu, yani tarihte olmuş olanların nasıl tekerrür edebildiğini gösterebilmenin en müessir yolu da yine tarihe müracaat etmek olsa gerektir; bu maksatla, dünkü yazımızda vaktiyle Roma'nın başının, üzerine abanan "Yabani" (Barbar) baskısını bertaraf edebilmek için keşfettiğini sandığı "mükemmel" hal tarzının ürettiği "göçmenler" ile nasıl belaya sarıldığını gösterebilmek maksadıyla tarihe kısacık bir nazar atfetmiştik, artık şimdi küçük bir ders çıkarmanın vakti gelmiş olsa gerektir; bizim de istifade edebileceğimiz küçük bir büyük ders.
Yazıyı PDF dosyası olarak indirmek için tıklayınız. [ Boyutu: 203,24 KB ]




Copyright ©2006-2018, Durmuş Hocaoğlu

Sitede yayınlanmakta olan yazılar kaynak göstermek şartıyla kullanılabilir.

Anasayfa  |  Biyografi  |  Kitaplar  |  Yazılar
Bildiriler  |  Röportajlar  |  İletişim