ANASAYFA BİYOGRAFİ KİTAPLAR YAZILAR BİLDİRİLER RÖPORTAJLAR KÜTÜPHANE İLETİŞİM
        Detaylı Arama

Facebook'ta Paylaş

Yerli Etnikçilik ve Muhacir Etnikçilik
Durmuş Hocaoğlu

Yeniçağ Gazetesi / 12.05.2006
1960'ı yıllar, şu üç bakımdan yeni bir devrin başlangıcı sayılabilir: İnternet'in ortaya çıkışı, Küreselleşme kavramının kullanılmasına muvazi olarak Modern Kolonyalizm'in başlaması ve Milliyetçiliğin yeni bir yükselme çağına girişi. Bunun akabinde 1980'li yıllardan, hassaten Soğuk Savaş'ın hitama erdiği tarih olan 1980'in sonundan itibaren ise, bunların her üçünde şiddetli bir ivmelenme görülmektedir. Ancak, dikkatleri çeken bir başka gelişme de, Milliyetçiliğe paralel olarak, "alt-milliyetçilik" (sub-nationalism) olarak da anılan Etnikçilik'te görülen grafik büyümesi olmuştur. İnternet başlangıçta bir fantazi idi, ama kısa sürede evlere kadar girdi ve telefon gibi, günlük hayatın ayrılmaz bir parçası halini almakta gecikmedi; Küreselleşme, 1947'de resmen sona erdirildiği ilan edilen Kolonyalizm'in başka adlı ve daha dehşetli bir versiyonu olarak ortaya çıkmıştı, Milliyetçilik ise yeni bir yükseliş dalgası ile herkesi şaşırtıyordu. Ancak, bunun kadar şaşırtıcı olan ise, anakronikleşmiş olduğu gerekçesiyle, tarihe gömüleceği varsayılan etnisitenin, etnik bilincin, bir tür dirilme göstermesi olmuştu. Burada "varsayma", bilhassa, Aydınlanma'nın düz bir çizgi üzerinde ilerlediğini kabul ettiği tarih anlayışına yaslanan Modernist görüşün, adeta apriorisi idi: İnsanlık tarihi geliştikçe, "geride" kalan milliyetçilik ve etnikçilik, kendiliğinden zeval bulacak ve en fazlasından, bir nostalji haline dönüşecekti.
 
Lakin, hiç de öyle olmadı; bu, bir aykırılık idi: Masa başı üretilen apriorik teorilere, hayatın aposteriorik bir responsu olarak zuhur eden bir aykırılık.
 
Ernst Gellner, bu aykırı gelişmeyi şöyle anlatır [Milliyetçiliğe Bakmak (Encounters with Nationalism, 1994)., İletişim Yay., İstanbul, 1998., s.61-63]:
 
İşte; Klasik Marksizmin, klasik liberal teorinin ve buyuk ölçüde de modern sosyoloji teorisinin paylaştığı, önemli ve giderek daha ikna edici hale gelen varsayim: endüstriyel toplumun iş koşulları, kültürel farklılıkları yaşatan ve barındıran sosyal yapıları çözmektedir. Kültürel farklılıklar, endüstriyel üretimin buldozeri tarafindan dümdüz edilecektir. Etnisite, birbiriyle çakışan ve birbirini harekete geçiren kültürel farklılıklardan ibarettir; kendisini görünür kılan ve özünü teşkil eden bu farklılıklar silindikçe o da kuruyup gidecektir.
 
Böylece, kendisini karşı konulmaz biçimde bize dayatan mantık şöyle özetlenebilir:
 
1.   Endüstriyel toplumsal örgütlenme, toplumsal yapıları erozyona uğratmaktadır.
 
2.   Kültürel farklılıkların kökeninde, yapısal ayrışmalar yatar ve kültürel fark yine bu ayrişmalarla idame edilir.
 
3.   'Etnisiteyi' oluşturan da, yukarıdan dayatılan ve karşılıklı olarak birbirini harekete geçiren kültürel farklılıklardır. Öyle ki, bu farklılıklar, onlara sahip olan bizlerin kültürümüzü ayırt etmemizi ve başka farklılıklara sahip olanlara, yani rakip kültürlere karşı olmamızı sağlar.
 
Sonuç
 
4.   Yapının erozyona uğramasının anlamı, kültürel ayrışmanın yitirilmesidir. Bu da, etnik kimliğin kaybolması anlamına gelir. Kısaca, etnisite politik önemini yitirmek zorundadır.
 
Bir başka ifadeyle, milliyetçiliğin solup gitmesi kaçınılmazdı. Daha da basit terimlerle, ne kadar çok endüstrileşme, o kadar az milliyetçilik.
 
Bana, ilk üç varsayımın doğruluğuyla ilgili anlaşılır bir şüphe duyulabilirmiş gibi gelmiyor. Ve bunları izleyen sonuç önermesini reddetmek de aynı ölçüde güç.
 
Birçok büyük düşünürün, bu sonuç önermesinin doğruluğunu kabul etmeleri ya da bunu sessizce varsaymaları şaşırtıcı değil. Dahası, sonuç önermesi, gerçeğin önemli unsurlarını taşımaya devam ediyor.
 
Bununla beraber - ki esas problemimiz de bu - 4 numaralı önerme, ondokuzuncu ve yirminci yüzyılların politik gerçekliklerini yansıtmıyor. Milliyetçilik, gerçekten de büyüdü ve önem kazandı; her yerde eşit biçimde, hiçbir engelle karşılaşmaksızın ya da ara sıra yenilgiye uğramaksızın değil, ama her seferinde büyüyen bir şiddetle."
 
Aslında yepyeni olan sadece İnternet di; ne Küreselleşme, ne milli bilinç ve milliyetçilik ve ne de, onlar kadar olmamakla beraber, etnik bilinç ve etnikçilik. Başka hiçbir yere gitmeden, sadece iki örnek dahi isbata yetebilir ki Milliyetçilik, hem de manifeste edilmiş olarak, en az yüz yıldan önce dahi artan şiddetle soluk alıp vermekteydi; Hegel'in XIX. asrın iptidasında, henüz milliyetçilik kavramının icadından önce, en radikal bir milliyetçi olarak, Tarihin Sonu'nu German kavmine bahşetmesi; Engels'in, ta 1853'de, Türkiye'nin, Türk milliyetçiliğine bağlı toplu bir kitleden oluş­makta olduğunu açık bir dil ile ifade etmesi [K. Marx, F. Engels., Doğu Sorunu (Türkiye)., Sol Yay., Mart 1977., s.18); 1839'da, henüz altmışüç yaşını idrak etmiş olan Amerika'da John O'Sullivan'ın, Amerika'nın omuzlarına dünya tarihinin sorumluluğunun Tarih tarafından yüklendiğini ilan eden "Manifest Destiny"yi neşretmesi ["The Great Nation of Futurity"., The United States Democratic Review., Volume 6, Issue 23, Nov. 1839., pp. 426-430] gibi. Buna, 1892'de, yani ancak yüzonaltı yaşındaki Amerika'da oluşmuştan da öte tarihini dahi yaratmış bulunan Amerikan milliyetçiliğinin gelişmesi üzerine Edward Bellamy tarafından yazılan "Progress of the Natioanalism in the United States"i de ekleyebilir [The North American Review., Vol. 154, Iss. 427., June 1892., pp.742-753] ve bu listeyi kabartabiliriz.
 
Keza etnik bilinç ve etnikçilik de öyle; milliyetçilik kadar olmasa da; onda da bir yükselme gözlemlendi, gözlemlenmeye devam da ediliyor ve burada dikkat çekici olan bir husus da, yerli etnikçilik yanında muhacir etnikçilikte ortaya çıkan yeni durum.
Yazıyı PDF dosyası olarak indirmek için tıklayınız. [ Boyutu: 177,88 KB ]




Copyright ©2006-2018, Durmuş Hocaoğlu

Sitede yayınlanmakta olan yazılar kaynak göstermek şartıyla kullanılabilir.

Anasayfa  |  Biyografi  |  Kitaplar  |  Yazılar
Bildiriler  |  Röportajlar  |  İletişim