ANASAYFA BİYOGRAFİ KİTAPLAR YAZILAR BİLDİRİLER RÖPORTAJLAR KÜTÜPHANE İLETİŞİM
        Detaylı Arama

Facebook'ta Paylaş

İran Problemi
Durmuş Hocaoğlu

Ayyıldız Gazetesi / 24.01.2000
Basından öğrendiğimize göre, İran Dışişleri Bakanı Kemal Harrazi, PKK hakkında kendisine yöneltilen "terör örgütü PKK konusunda İran'ın ne gibi önlemler aldığı" şeklindeki bir soru üzerine, "PKK'yı reddediyoruz ve onun yaptıklarını kesinlikle benimsemiyoruz" şeklinde bir cevap vermiş bulunmaktadır.
 
Bu konunun bu derece basite indirgemesine teessüf bile edilemez; bunu, ya "laf ola beri gele" kabilinden ya da çok çocukça saiklerle sorulmuş bir sual olarak kabul etmek gerektir, fikrimce. Yoksa, soruyu soran gazeteci yoksa şöyle bir cevap mı bekliyordu: "Ne münasebet, birader; vallahi Türkiye'ye canımız feda!"
 
***
 
İran'ın, PKK ve/ya Hizbullah veya buna benzer bütün örgütler ile birtakım ilgi ve ilintilerinin bulunup-bulunmadığına dair ne gibi somut, elle tutulur bulgular, veriler vardır; benim bunu bilmekliğim mümkün değil; aslında pek lüzumu da yok diyebilirim. İşin bu tarafı, bir aktüel politika meselesi. Bence asıl mühim olan, başka birşey: İran'ın bu gibi örgütler ile en ufak bir temasının bulunduğuna dair hiçbir kanıt bulunmamakta olsa dahi, bu İran'ın "temiz" olarak kabul edilebilmesi için yeterli olamaz. Olamayacağı gibi, hatta, bu kadar steril bir durumdan şüphe edilmesi caizdir bile diyebilirim. Çünkü İran asla Türkiye için hayırlı rüya göremez; görmemelidir; asla Türkiye'nin hayrına çalışamaz; çalışmamalıdır. Bu, Eşya'nın tabiatına muhalif bir durumun zuhur etmesi demektir. Meğer ki Üexküll'ün fonksiyon çemberleri artık çalışmaz olmaya, İnsan denen mahlukun fıtratı değişmeye ve bu değişim de bi't-tesadüf önce İran'dan başlamaya başlamış; yahut da meğer ki meğer ki İran'ın zimamdarlarının başına Yeşilçam senaryolarındaki birçok benzeri gibi taş düşmüş olsun.
 
Hayır! Mükerreren, Hayır! Böyle birşey insan tabiatına aykırıdır. Türkiye'nin ve Türklerin lehine olabilecek herhangi bir oluşumun / girişimin dışında veya, aleyhinde olabilecek herhangi bir oluşumun / girişimin içinde bulunmak İran için "bilinçli bir tercih" değildir; böyle bir şey vaki ise, ya bir "imkansızlık" söz konusudur; ya da "siyasi rantı"nın negatif olacağı, yani götürüsünün getirisinden, zararının karından fazla olacağı hesaplanmıştır. Başka bir hal gayri kaabil-i tasavvurdur.
 
Böyle bir iddianın hemen bazı ütopyacılar tarafından reddedilmesi ve bu satırlardaki bu şiddet ve celalin tipik bir faşizan saldırganlık olduğu gibi hezeyanların sıralanması mümkündür.
 
Halbuki heyhat! Bu satırlar, gerçeği, sadece ve yalnız gerçeği ifade etmeye hasredilmiştir. Gerçek nahoş ise ben ne yapayım!
 
İmdi; anlatmak istediğim, önce genel bir siyaset kuralıdır: Şurası gayet iyi bilinmelidir ki, Milletlerarası Siyaset, bir "milli menfaat problemi çözme" metodudur. Halbuki, beri yandan, menfaatler de hemen daima kesişir. İlaveten: Hiçbir millet, menfaate ve kazanca doyup da, "biraz da komşum siftah etsin" demez; acı ama, bu işin raconu "Rabbena - Hep Bana" ilkesine göre yürümektedir. Çünkü, efendiler, akıllı olmak zorundayız; bakınız ihtar ediyorum: Siyaset, Milletlerarası Siyaset, dahili siyasetten farklı olarak, "hıdemat ve hayır-hasenat" icra etme san'atı değildir. 
 
İşte, çok çok kısaca maddeleştirmeye çalıştığım bu sebepler yüzünden milletlerarası siyaset, daima, menfaat ve fayda esası üzerine bina edilmiş olup, içten pazarlıklar, hileler, hud'alar, desiseler, entrikalar, yalanlar-dolanlar ile doludur; gırtlağına kadar.
 
Şimdi konunun özel yanından söz edelim: Yukarıda zikretmiş olduğumuz genel kurallar aynıyla, hatta çok daha ziyadesiyle, çok özel bir alan olan Türk-İran siyasi münasebetleri için caridir.
 
Zira; ta kadim çağlardan beri, Türkler ile Farslıların coğrafi konumları, onların menfaatlerinin kesişmesi için fazlasıyla yetecek bir sebep - daha sahihçesiyle, sebepler zinciri - hasıl etmiştir ve bu sebepler zinciri bugün de aynıyla caridir. Halbuki, büyük düşünür İbn Haldun'un bundan takriben altıyüz sene kadar evvel büyük bir isabetle keşfetmiş ve sarahatle ifade etmiş olduğu gibi, Coğrafya ve İktisad, Tarih'i ve Siyaset'i belirler.
 
Bu coğrafya, hele bu coğrafya! Bu coğrafya var ya! Bu coğrafya varken biz dost olmayız.
 
***
 
İran, kendisine bir zararı dokunmamak, "siyasi rantı" negatif olmamak, yani getirisi götürüsünden, karı zararından fazla olmak kaydıyla, Türkiye'nin aleyhine olacak her türlü girişim ve oluşumun ya içindedir, ya da başında, çok kereler de en başında. Doğru olanı da budur; öyle olması gerektir. Bunu ne bir latife ve ne de düşmanlık kastiyle söylüyorum; inanınız, bir "düşünce adamı" olarak, Jaspers'in dediği gibi, Hakikat'i nasıl gördüğüme kaani isem aynen öyle, hiç setretmeden söylüyorum. Bir "siyaset adamı" olsaydım;....
 
Bu konu hakkında, birkaç cümlecik de yarın söylemek isterim.
Yazıyı PDF dosyası olarak indirmek için tıklayınız. [ Boyutu: 165,24 KB ]




Copyright ©2006-2017, Durmuş Hocaoğlu

Sitede yayınlanmakta olan yazılar kaynak göstermek şartıyla kullanılabilir.

Anasayfa  |  Biyografi  |  Kitaplar  |  Yazılar
Bildiriler  |  Röportajlar  |  İletişim